ÇEVRESEL ETKİLERİ:
İnsanoğlu tarafından yapılan her faaliyetin doğa ve çevre üzerinde olumsuz etki yaptığı çok uzun yıllardır bilinmektedir. Bu bölümde hem günümüzde enerji elde etmek için yararlanılan diğer kaynaklar hem de bu kaynaklar ve önceki bölümde tanımlanan nükleer teknolojinin çevre üzerinde yaratacağı etkilerin karşılıklı olarak kıyaslamasını yapmanızı kolaylaştıracak bilgiler yer alacaktır.
1-HİDROELEKTRİK ENERJİ: Enerji amacı dahil su kaynaklarının geliştirilmesi ve kullanımı olarak tanımlanabilir. Diğer bir ifade ile Suyun potansiyel enerjisinin kinetik enerjiye dönüştürülmesi ile sağlanan bir enerjidir. Ülkemizdeki mevcut yağış miktarları ve akarsularımızın durumu göz önüne alındığında bu enerji kaynağından güvenilir olarak tam kapasite ile yararlanma oranımız ancak % 65 olabilecektir (Kaynak :1998 - TUBİTAK-TTGV)
Ülkemizin akarsularında 1997 yılı verilerine göre:
Bürüt Potansiyel : 430 Milyar KWh
Teknik Potansiyel : 215 Milyar KWh
Teknik-Ekonomik Potansiyel : 124.5 Milyar KWh
| |
|
|
|
AVANTAJLAR
|
DEZAVANTAJLAR
|
|
Kirlilik Yaratmaz
|
Yatırım Maliyetleri fazladır
|
|
Pik Enerji ihtiyacında çok hızlı devreye girer
|
Toplam İnşaat süresi uzundur
|
|
Acil Durumlarda hızla devreden çıkarılabilir
|
Yağışlara bağlı olumsuz etkilenmesi söz konusudur.
|
|
Doğal kaynaklar kullanılır dışa bağımlı değildir.
|
|
|
Yapılan yatırım sadece enerji için değil sulama-taşkın amaçlı kullanılabilmektedir.
|
|
|
|
|
| 2-JEOTERMAL ENERJİ: Yer kabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş olan ısının oluşturduğu ve sıcaklıkları atmosferik sıcaklığın üzerinde olan sıcak su, buhar ve gazlar olarak tanımlanır. |
|
|
|
AVANTAJLAR
|
DEZAVANTAJLAR
|
|
Çevre dostudur. Suyun ısıtılması ve buharlaştırılması için fosil enerjiye ihtiyaç duymaz
|
Yapılarında bulunan hidrojen sülfür ve karbondioksit gibi gazların açığa çıkması nedeniyle re enjeksiyon gereklidir.
|
|
Doğal kaynaklar kullanılır, dışa bağımlı değildir
|
|
| |
|
|
|
|
|
Ülkemiz jeotermal kaynak bakımından dünyada yedinci sırada yer almaktadır. Yüzey sıcaklığı 40 derecenin üzerinde olan 140 civarında kaynak mevcuttur. Bu kaynakların 136 tanesi merkezi ısıtma ,sera ve konut ısıtılmasına ve endüstriyel kullanıma uygun iken sadece 4 tanesinden teknik ve ekonomik açıdan elektrik enerjisinin elde edilebilmesinin mümkün olduğu belirlenmiştir. Tüm kaynaklarımızın değerlendirilmesinin petrol eşdeğerinin 9 milyar dolar/yıl olduğu (Kaynak :1998 -TUBİTAK-TTGV) hesaplanmıştır.
3-GÜNEŞ ENERJİSİ: Güneşten gelen ve dünya atmosferi dışında şiddeti sabit ve 1370 W/m2 olan ve yer yüzeyinde 0-1100 W/m2 değerleri arasında değişen yenilenebilir bir enerji kaynağıdır. Isıtmadan soğutmaya ve elektrik üretiminde kontrollü olarak kullanılabilmektedir. Ülkemizin yıllık güneşlenme süresi ortalama olarak 2640 saattir. Maksimum güneşlenme 362 saat ile temmuz ayında, minimum güneşlenme süresi ise aralık 98 saat ile ayında görülmüştür.
|
|
|
|
Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Akdeniz Bölgesi
Ege Bölgesi
İç Anadolu Bölgesi
Doğu Anadolu Bölgesi
Marmara Bölgesi
Karadeniz Bölgesi
|
3016 saat
2923 saat
2726 saat
2712 saat
2693 saat
2528 saat
1966 saat
|
|
|
|
|
Güneşlenme süresi yönünden en zengin bölge Güneydoğu Anadolu bölgesi olup bunu sırası ile Akdeniz, Ege , İç Anadolu, Doğu Anadolu, Marmara ve Karadeniz bölgesi izlemektedir.
Güneş enerjisi günümüzde: konutlarda ve iş yerlerinde,tarımsal teknolojide, sanayide,ulaşım araçlarında,iletişim araçlarında,sinyalizasyon ve otomasyonda, elektrik enerjisi üretiminde kullanılmaktadır. |
|
|
AVANTAJLAR
|
DEZAVANTAJLAR
|
|
Doğrudan güneş enerjisini kullanır.
|
|
|
Doğal ısıtma ve soğutma sistemleri kullanarak binaların gereksiz ve aşırı ticari enerji tüketimlerini önler,
|
|
|
Çevre değerlerini korur, Çevreye verilen zararları en aza indirir,
|
|
|
Doğal ve sağlığa zararsız malzemeler kullanır
|
|
|
Ekonomiktir
|
|
|
Dışa bağımlı değildir.
|
|
|
|
|
| 4-RÜZGAR ENERJİSİ: indirekt yani çevrime uğramış bir güneş enerjisi olarak tanımlanabilir ( TUBİTAK-TTGV,1998 ) Rüzgardan elde edilecek enerji tamamen rüzgarın hızına ve esme süresine bağlıdır. |
|
|
|
AVANTAJLAR
|
DEZAVANTAJLAR
|
|
Kararlı, güvenilir, sürekli bir kaynaktır.
|
Türbin için Geniş alanlar isteyebilirler Tek bir türbin için 700-1000 m2/MW. Rüzgar tarlalarının birim güç başına toplam gereksinimi ise 150-200 katı kadardır. Türbinlerin kapladığı alan bunun %1-1.2 kadar olduğundan bu alanlar yinede tarım amaçlı kullanılabilir.
|
|
Dışa bağımlı değildir
|
Görsel ve estetik olarak olumsuzdur. Gürültülüdürler ve kuş ölümlerine neden olur,radyo ve TV alıcılarında parazitlenme yaparlar Bu nedenle İngiltere başta olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinde büyük rüzgar türbinlerinin yarattığı çevre sorunları nedeniyle milli park alanlarının sınırları içine ve çok yakınlarına kurulması yasaklanmıştır.
|
|
Gelişen teknoloji ile birlikte enerji birim maliyetleri düşmektedir.
|
|
|
|
|
|
Ülkemizin geneli olmasa da rüzgar enerjisi yönünden zengin sayılan yerleri mevcuttur. Dünyada ise 1990 yılında kurulu rüzgar santralları gücü 2160 MW iken bu rakam 1994 de 3738 MW, 1995 de 4843 MW, 1996 yılında ise 6097 MW ( 1997, Wind Power Raporu) olmuştur. Burada dikkat edilirse özellikle son yıllarda rüzgar enerji santrallarında gözle görülür bir artış trendi olmasıdır.
Rüzgar enerjisi her ne kadar kaynağı doğa olsa bile bedava bir enerji değildir. Bu enerjinin temel hammaddesi olan rüzgar her ne kadar parayla alınmasa bile rüzgarın taşıdığı enerjinin tutularak enerjiye dönüştürülmesi için bir maliyet gerekir. ABD ‘de 750 Dolar/kW olan maliyet Avrupa’da 1400 Dolar /kW olabilmektedir. Ekonomik olması için 1000 Dolar/ kW olması gerekmektedir. Denizlere kurulan rüzgar türbünleri ise karadakilere oranla iki kat pahalıya mal olmaktadır. Gelişen teknoloji ile bu rakamların yakın bir gelecekte çok daha aşağılara çekilmesi beklenmektedir.
|
|
5-BİYOKÜTLE ENERJİSİ: Klasik ve modern anlamda olmak üzere iki grupta ele almak mümkündür. Birincisi; konvansiyonel ormanlardan elde edilen yakacak odun ve yine yakacak olarak kullanılan bitki ve hayvan atıkları(tezek gibi) oluşur.
İkincisi yani modern biyokütle enerjisi ise; enerji ormancılığı ve orman-ağaç endüstrisi atıkları, tarım kesimindeki bitkisel atıklar, kentsel atıklar, tarıma dayalı endüstri atıkları olarak sıralanır.
Günümüzde enerji tarımı adını verdiğimiz bir tarım türü oluşmuştur. Bu tarım türünde C4 adı verilen bitkiler ( seker kamışı, mısır, tatlı darı,…..vb.) yetiştirilmektedir. Bu bitkiler suyu ve karbondioksiti verimli kullanan, kuraklığa dayalı verimi yüksek bitkilerdir.
Dünya genelinde biyokütle enerji teknolojileri son derece hızlı gelişmektedir. Ülkemizde ise 1996 yılı verilerine göre 5512 BTEP odun , 1533 BTEP bitki ve hayvan atıkları olmak üzere toplam 7045 BTEP enerji elde edilmiştir ve bu rakam yıllık enerji tüketimimizin yaklaşık olarak % 10 ‘una tekabül etmektedir.
( BTEP: Bin Ton Eşdeğer Petrol, MTEP: Milyon Ton Eşdeğer Petrol, GTEP: Milyar Ton Eşdeğer Petrol )
|
|
6-DENİZ KÖKENLİ YENİLENEBİLİR ENERJİ: Deniz dalga enerjisi, deniz sıcaklık gradyent enerjisi, deniz akıntıları enerjisi( boğazlarda) ve med-cezir enerjisi olarak tanımlanabilmektedir. Ülkemiz için üzerinde durulabilecek enerji grubu ise özellikle deniz dalga enerjisidir.
Deniz dalga enerjisinin temelinde yine rüzgar enerjisi yatmaktadır. Ülkemizin Marmara hariç olmak üzere açık deniz kıyı uzunluğu 8210 km civarındadır. Bunun turizm , balıkçılık kıyı tesisleri gibi nedenle en fazla beşte birlik kısmı kullanılabilir ver bu yıllık olarak 18.5 TWh/yıl düzeyinde bir enerji elde edilebilir.
|
|
7-HİDROJEN ENERJİSİ: Doğada bileşikler halinde bol miktarda bulunan hidrojen serbest olarak bulunmadığından doğal bir enerji kaynağı değildir. Bununla birlikte hidrojen birincil enerji kaynakları ile değişik hammaddelerden üretilebilmekte ve üretiminde dönüştürme işlemleri kullanılmaktadır. Bu nedenle elektrikten neredeyse bir asır sonra teknolojinin geliştirdiği ve geleceğin alternatif kaynağı olarak yorumlanan bir enerji taşıyıcısıdır.
Hidrojen karbon içermediği için fosil yakıtların neden olduğu çevresel sorunlar yaratmaz. Isınmadan elektrik üretimine kadar çeşitli alanların ihtiyacına cevap verebilecektir. Gaz ve sıvı halde olacağı için uzun mesafelere taşınabilecek ve iletimde kayıplar olmayacaktır.
2010 yılından itibaren hidrojenin ticari amaçlar için kullanılması düşünülmektedir. Her türlü maliyet göz önüne alındıktan sonra ilk yıllarda benzinden 1.5 –5.5 arası daha pahalı olması beklenmektedir. Fakat gelecek yıllarla birlikte çevresel katkıları da göz önüne alındığı zaman bu maliyetin çok daha aşağılara çekilmesi hesaplanmaktadır.
|
|
|
2020 YILINDA YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI TAHMİNİ
|
| |
2020 Yılında Minimum
|
2020 Yılında Maksimum
|
| |
MTEP
|
Toplamın % si
|
MTEP
|
Toplamın % si
|
|
Modern Biokütle
|
243
|
45
|
561
|
42
|
|
Güneş
|
109
|
20
|
355
|
26
|
|
Rüzgar
|
85
|
15
|
215
|
16
|
|
Jeotermal
|
40
|
7
|
91
|
7
|
|
Küçük Hidrolik
|
48
|
9
|
69
|
5
|
|
Deniz Enerjileri
|
14
|
4
|
54
|
4
|
|
TOPLAM
|
539
|
100
|
1345
|
100
|
|
Genel Enerji Talebinin % si
|
|
3 - 4
|
|
8 – 12
|
|
|
|
|
Yukarıda kısaca açıklanmaya çalışılan bilgiler ışığında şunu söylemek mümkündür: Yenilenebilir enerji kaynakları da dahil olmak üzere hemen hemen tüm enerji kaynaklarında teknolojik olarak gelişmeler mevcuttur. Enerji bu güne kadar olduğu gibi gelecekte de insanlık için temel bir sorun olma özelliğini sürdürecektir. Bununla birlikte ; Gelecek yıllarda bugün olduğundan daha fazla enerji sağlayan yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip olunması da insanlık için uzak bir ihtimal değildir.
Bununla birlikte 2020 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam enerji tüketimine getireceği katkılar ne yazıkki insanlığın ihtiyacı olan enerji rakamlarını karşılamaktan uzak görünmektedir. İnsanoğlunun bugün sahip olduğu teknik seviyeler 2020 yılında toplam enerji ihtiyacımızın maksimum % 12 sinin alternatif enerji kaynaklarından karşılanabileceğini göstermektedir.
|
|
TÜRKİYE KURULU GÜCÜNÜN YAKIT CİNSLERİNE GÖRE DAĞILIMI (1996 YILINA GÖRE)
|
|
|
|
CİNSİ
|
GÜCÜ MW
|
ORANI %
|
|
SIVI YAKIT
|
1675
|
7.90
|
|
DOĞAL GAZ
|
3015
|
14.25
|
|
JEOTERMAL
|
15
|
0.07
|
|
LİNYİT
|
6048
|
20.58
|
|
TAŞ KÖMÜRÜ
|
486
|
2.30
|
|
HİDROLİK
|
9925
|
46.90
|
|
TOPLAM
|
|
92
|
|
|
|
|
KAYNAK : TUBITAK-TTGV ENERJİ TEKNOLOJİLERİ POLİTİKASI ÇALIŞMA GRUBU 1998, ANKARA
Yukarıda tablo halinde verilen değerleri daha anlaşılır olabilmesi amacıyla pasta dilimi grafik olarak ifade etmek gerekirse:
|
 |
|
Türkiye bir yandan alternatif enerji kaynaklarının kullanımını arttırmak için gerekli çalışmaları yaparken bir yandan da temel enerji kaynakları yatırımlarınıda arttırmaktadır. Bu durumu bir tablo ile ifade etmek gerekirse:
TABLO - 1996-2010 YILLARI ARASINDA TEAŞ VE ÖZEL SEKTÖRCE KURULACAK SANTRALLAR
|
|
Linyit/ Taşkömürü
|
Hidrolik
|
Doğal Gaz
|
Nükleer
|
İthal Kömür
|
Fuel-Oil
|
|
33 Ünite
|
75 Ünite
|
20 Ünite
|
2 Ünite
|
6 Ünite
|
4 Ünite
|
|
9687 MW
|
11325 MW
|
11927 MW
|
2000 MW
|
3000 MW
|
776 MW
|
|
|
|
|
Tablodan da görüleceği gibi ülkemiz hemen hemen tüm enerji kaynakları ile ilgili yatırımlar yapmaya çalışmaktadır. Bunların arasında 2000 MW ile nükleer santral yatırımıda yer almaktadır. Bununla birlikte son günlerde yaşadığımız ekonomik kriz, bu tip varsayımların ve hedeflerin çok fazla bir anlamı olmadığını göstermektedir. Örneğin Mart 2000 içinde sonuçlanması gereken nükleer santral ihalesi iptal edilmişdir en azından 2010 yılı sonuna kadar nükleer santrallardan enerji temin edemeyeceğimiz belli olmuştur. Aynı şekilde 2001 Şubat krizi de yukarıda tablo halinde verilen hedeflere ulaşmamızı engelleyecek faktörlerden biri olmuştur.
ÇEŞİTLİ ÜLKELERİN 1980-1995 YILLARI ARASINDAKİ ELEKTRİK TÜKETİM DEĞERLERİ (MW – SAAT)
|
|
|
| ÜLKE |
YILLAR |
| 1980 |
1985 |
1990 |
1995 |
|
ALMANYA
|
5.472
|
6.023
|
60351
|
5.789
|
|
AVUSTURYA
|
4.993
|
5.540
|
6.324
|
6.542
|
|
BELÇİKA
|
1.394
|
1.640
|
1.916
|
2.296
|
|
BREZİLYA
|
1.005
|
1.224
|
1.429
|
1.528
|
|
CEZAYİR
|
290
|
430
|
520
|
555
|
|
ÇEK CUMHURİYETİ
|
4.178
|
4.726
|
5.118
|
5.048
|
|
DANİMARKA
|
4.296
|
4.941
|
5.625
|
6.057
|
|
FİNLANDİYA
|
7.870
|
9.993
|
11.928
|
12.921
|
|
FRANSA
|
4.300
|
5.000
|
5.700
|
6.300
|
|
HIRVATİSTAN
|
2.527
|
3.124
|
3.302
|
2.588
|
|
HOLLANDA
|
4.181
|
4.363
|
5.071
|
5.551
|
|
İNGİLTERE
|
4.103
|
4.266
|
4.941
|
5.224
|
|
İSPANYA
|
2.460
|
2.750
|
3.270
|
3.720
|
|
İSRAİL
|
2.802
|
3.193
|
3.394
|
4.873
|
|
İSVEÇ
|
11.310
|
15.075
|
15.200
|
15.948
|
|
İSVİÇRE
|
5.521
|
6.325
|
6.854
|
6.763
|
|
İTALYA
|
2.867
|
3.106
|
3.855
|
4.249
|
|
İZLANDA
|
13.124
|
15.163
|
15.643
|
17.084
|
|
JAPONYA
|
3.900
|
4.400
|
5.500
|
6.200
|
|
MACARİSTAN
|
2.471
|
2.986
|
3.188
|
2.831
|
|
POLONYA
|
2.755
|
2.844
|
2.946
|
—
|
|
PORTEKİZ
|
1.549
|
1.879
|
2.486
|
3.022
|
|
ROMANYA
|
3.059
|
3.304
|
3.179
|
2.549
|
|
SLOVAKYA
|
4.650
|
5.200
|
5.500
|
—
|
|
SLOVENYA
|
3.896
|
4.385
|
4.721
|
4.627
|
|
TUNUS
|
383
|
486
|
610
|
735
|
|
TÜRKİYE
|
524
|
680
|
1.026
|
1.379
|
|
YUNANİSTAN
|
2.110
|
2.500
|
2.950
|
3.400
|
|
|
|
|
Kaynak: UNIPEDE ELECTRICITY STATISTICS- Generation and Consumption-1995
Bu tablodan da görülebileceği gibi ülkemizde yıllık olarak tüketilen enerji miktarı her ne kadar başta Yunanistan olmak üzere bir çok ülkenin çok altında kalsa bile her geçen yıl artan bir trent içinde olduğu da bir gerçektir. 1980 -1995 yılları arasında ülkemizde elektrik tüketimi yaklaşık olarak 2.7 kat artmışken bu oran Yunanistan için 1.6 kat olarak gerçekleşmiştir. Ülkemizin her geçen yıl sanayileşme ve gelişme yolunda önemli aşamalar kaydettiği de göz önüne alınırsa elektrik tüketimimizin daha da artan bir trent ile devam etmesi beklenmelidir. Bu nedenle enerji yatırımlarıda aynı oranda artmak durumundadır.
|
|
SONUÇ
BU ÇALIŞMAYI HAZIRLAYAN KİŞİLER OLARAK TAMAMEN OBJEKTİF OLMAYA ÖZEN GÖSTERDİK. BİZLER BU ÇALIŞMAYI HAZIRLARKEN NÜKLEER SANTRALLARI SAVUNMAK VEYA ELEŞTİRMEK GİBİ ÇABALAR İÇİNDE OLMAMAYA ÖZEN GÖSTEREK, ULAŞABİLDİĞİMİZ TÜM KAYNAKLARI İLGİLENENLERE AKTARMAK GİBİ BİR GÖREVİ ÜSTLENDİK. BU GÖREVİ GERÇEKLEŞTİRİRKEN ” BİLGİNİN PAYLAŞTIKÇA BÜYÜYECEĞİ” İLKESİYLE HAREKET ETTİK VE HİÇ BİR ŞEYİ SAKLAMADAN SİZLERLE PAYLAŞDIK. TAKDİR SİZLERİN OLMAKLA BİRLİKTE BU GÖREVİ LAYIKI İLE YAPTIĞIMIZA İNANIYORUZ.
ENERJİ KAVRAMI; ” ÜRETİM ” - ” İLETİM ” - ” TÜKETİM ” PARAMETRELERİNİN BİR BÜTÜN OLARAK GÖZ ÖNÜNE ALINMASINI GEREKTİRİR. BU NEDENLE SADECE ÜRETİMİ ARTTIRICI YATIRIMLAR SORUNUN KALICI OLARAK ÇÖZÜLMESİ İÇİN ASLA YETERLİ DEĞİLDİR. ÜRETİMİN ARTTIRILMASINA PARALEL OLARAK İLETİM VE TÜKETİM AŞAMALARINDA DA KALICI TEDBİRLERİN ALINMASI VE YASAL DÜZENLEMELERİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ BİR ZORUNLULUKTUR. BU ANLAYIŞ SADECE ÜLKEMİZ İÇİN DEĞİL TÜM ÜLKELERDE KABUL EDİLEN TEMEL STRATEJİLER OLARAK DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.
GÜNÜMÜZDE BİR ÇOK GELİŞMİŞ ÜLKE SADECE ENERJİ ÜRETİM YATIRIMLARINI ARTTIRMAKLA KALMAYIP AYNI ZAMANDA ENERJİ İLETİM VE ÖZELLİKLE ENERJİ TÜKETİM POLİTİKALARINIDA DEĞİŞTİRMEKTEDİR. ENERJİ ARTIK KOLAY ELDE EDİLMEDİĞİ İÇİN İLETİMDE VE TÜKETİMDE GEREKSİZ KAYIPLARA TAHAMMÜL SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. ÜLKEMİZDE DE BU AMAÇLA AKILCI ENERJİ ” ÜRETİM - İLETİM- TÜKETİM ” STANDARTLARININ OLUŞTURULMASI GEREKMEKTEDİR.
ENERJİ KULLANIMINDA METEOROLOJİK VE KLİMATOLOJİK PARAMETRELERDEN YARARLANILMASI VE ENERJİNİN AKILCI KULLANIMI KONULARI ÜZERİNDE ÖNEMLE DURULMALIDIR. KONU İLE İLGİLİ OLARAK ŞEHİRCİLİK METEOROLOJİSİ BİRİMİ BU KONU İLE İLGİLENLERE YARDIMCI OLACAK BİLGİ DESTEĞİNİ SAĞLAMAYA HAZIRDIR.
YUKARIDA VERİLEN BİLGİLERDEN DE GÖRÜLECEĞİ GİBİ ÜLKEMİZ SADECE NÜKLEER SANTRALLARA YADA HİDROELEKTRİK KAYNAKLARA BAĞLI BİR ENERJİ POLİTİKASI YÜRÜTMEMEKTEDİR. NÜKLEEER SANTRALLAR HAYATA GEÇİRİLEBİLİRSE SADECE ENERJİ KAYNAKLARIMIZDAN BİR TANESİ OLACAKTIR. KALDI Kİ BUGÜNKÜ KONJEKTÜR İÇİNDE ENERJİ KAYNAKLARININ ÇEŞİTLENDİRİLMESİ İLE TEK BİR KAYNAĞA VE TEK BİR ÜLKEYE BAĞLI KALINMAMASI EN AKILCI YOL OLARAK KARŞIMIZA ÇIKMAKTADIR. NÜKLEER SANTRALLARINDA BU ANLAYIŞ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ ÜLKEMİZ AÇISINDAN DAHA YARARLI OLACAKTIR.
KENDİ ALANINDA EN GENİŞ BİLGİYİ KAPSAYAN BU SAYFALARI OKURKEN SIKILMADIĞINIZI VE SİZLERE YARDIMCI OLABİLDİĞİMİZİ ÜMİT EDİYORUZ.
KAYNAKLAR:
1- ATMOSPHERIC DISPERSION IN NUCLEAR POWER PLANT SITING
( IAEA SAFETY GUIDES- SAFETY SERIES NO: 50-SG-S3)
2- EXTREME METEOROLOGİCAL EVENTS IN NUCLEAR POWER PLANT SITING, EXCLUDING TROPICAL CYCLONES
( IAEA SAFETY GUIDES- SAFETY SERIES NO: 50-SG-S11A)
3- SITKI ERDURAN - ÜLKEMİZDE NÜKLEER SANTRAL SÜRECİ
( METEOROLOJİ MÜHENDİSLİĞİ DERGİSİ- 1994)
4-DR. AKŞİT TAMER -NÜKLEER SANTRALLARIN ÇEVREYE OLAN ETKİLERİ VE BUNLARIN İRDELENMESİ ( METEOROLOJİ MÜHENDİSLİĞİ DERGİSİ- 1995/1)
|
|
ÇALIŞMAYI HAZIRLAYANLARIN E-MAIL ADRESLERİ:
BU ÇALIŞMA HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİZİ ( SİZCE İLAVE EDİLMESİ GEREKEN VEYA ÜZERİNDE DAHA ÖNEMLE DURULMASI GEREKEN KONULAR VEYA ÇALIŞMANIN TAMAMI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİZİ) BİZLERE İLETİRSENİZ SEVİNİRİZ.
SAĞLIKLI VE MUTLU GÜNLER DİLEKLERİMİZLE….
|
| fcukurcayir@meteor.gov.tr |
Nükleer Enerji Şart!..
nükleer santral
Bir elektrik mühendisi olmama rağmen elektrik sektöründe hiç çalışmadım ve branşım konusunda çok bilgili olduğum da söylenemez. Ama şu kadarını iyi biliyor ve ısrar ediyorum ki: Türkiye için nükleer enerji kullanımı zorunludur.
Bu düşüncemi mühendis kimliğimle değil alelade vatandaş olarak açıklıyorum. Zaten bizim okullarımızda düşünme ve sorgulamaya fırsat verilmediği, güncel konuların tartışılmadığı, kitaplarda yazan formüllerin ezberletildiği bir öğretim sistemi varken, benim kalkıp da bu düşüncemi elektrik mühendisi olduğum için söylüyorum deme şansım var mı sizce? Bence yok.. Böyle bir eğitim sisteminde kim nasıl fikir üretebilir ki? Ben şahsen üniversiteyi, sisteme kendimi tamamen adapte ederek (yani hiç düşünmeden, fikir üretmeden, tartışmadan, yorum yapmadan, ders notlarını güzel yazı yazanlardan fotokopi çektirerek, çıkmış sorulara çalışarak, kısmen ezberleyerek) bitirdiğimi itiraf ederim. Bunları yapmadan okul bitiren veya mesleğini gerçekten okulda öğrenen varsa ne mutlu. Neyse benim bahsetmek istediğim bu değildi ama kanayan bir yaraya daha parmak bastığıma da sevinmedim değil hani :) Bu meseleyi eğitimcilere havale ederek anafikrime geri dönüyorum.
Çok eskiden beri Türkiye’nin gündeminde olup da bir türlü yapılamayan nükleer santrallerin dünya çapında pek çok ülke tarafından kullanıldığını biliyor musunuz?
Bu konuda Google’dan bulduğum bikaç özet bilgi aktarayım:
“Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) verilerine göre halen dünyada 440 nükleer santral faaliyette. 30 kadarı ise yapım halinde. Litvanya, Fransa ve Belçika gibi ülkeler elektrik enerjisinin yüzde 70′e varan kısmını nükleer santrallerden karşılıyor. ”
“Fransa, elektriğin yüzde 78′ini, Litvanya yüzde 69′unu, Slovakya yüzde 57’sini, Belçika yüzde 54′ünü, İsveç ve Ukrayna yüzde 48′ini, Bulgaristan yüzde 44′ünü, Ermenistan yüzde 42’sini, Slovenya yüzde 40′ını, Güney Kore yüzde 39′unu, Macaristan yüzde 38′ini, İsviçre yüzde 37’sini, Almanya yüzde 32’sini, Çek Cumhuriyeti yüzde 31′ini, Japonya yüzde 30′unu; Finlandiya yüzde 28′ini, İspanya yüzde 20’sini, Amerika yüzde 19′unu, İngiltere, Kanada ve Rusya yüzde 16’sını nükleer enerjiden üretiyor. ”
“Nükleer enerji günümüzde temiz, sera etkisi yapan gazlar üretmeyen ve ekonomik bir enerji kaynağı olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, dünya enerji ihtiyacının karşılanmasında kullanılan ana kaynaklardan birisi nükleer enerjidir. ABD’de Three Mile Island (1979) ve Rusya’da Tchernobyl (1986) olaylarından bu yana geçen 20 yılda nükleer enerji üretiminde, Uluslararası Nükleer Enerji Ajansına (AIEA) göre güvenlik konularında önemli adımlar atılmış ve yeni nesil teknolojilere geçilmiştir. Dünyada toplam 445 adet nükleer santral, dünya elektrik enerjisinin yüzde 16’sını üretmektedir. AB ülkelerinde nükleer enerjinin toplam enerji içindeki oranı yüzde 35’i bulmaktadır. ”
“Yüzde 70 ithal kaynaklı girdilerle enerji üretimi yapılan Türkiye, enerjide dışa bağımlı durumda. Türkiye’nin 2007 yılı sonunda enerji kaynakları ithalatının 35 milyar dolara ulaşması bekleniyor..”
“Dünyadaki faal nükleer santrallerin ülkelere göre dağılımı ise şöyle: ABD 104, Fransa 59, Japonya 55, Rusya 31, Güney Kore 20, İngiltere 19, Kanada 18, Almanya ve Hindistan 17, Ukrayna 15, Çin 11, İsveç 10, İspanya 8, Belçika 7, Çek Cumhuriyeti 6, Slovakya ve İsviçre 5, Macaristan ve Finlandiya 4, Bulgaristan, Romanya, Arjantin, Meksika, Güney Afrika, Brezilya ve Pakistan 2, Litvanya, Ermenistan, Slovenya ve Hollanda 1 adet.”
Nükleer santral sayısı bazı yazılarda 430, bazılarında 440′lar civarında. Sanırım yazıların tarihleri farklı ve yapımı tamamlananlar vs olduğu için rakamlarda farklılıklar var, ancak 400 küsur desek bile fikir vermesi açısından yeterli.
Hal böyleyken biz hala nükleer santral kurmak için ihale yapma aşamasındayız. Bugün ihtiyacımız olan elektriğin %51′ini İran ve Rusya’dan aldığımız doğalgazla üretiyoruz. Gerisi de su, kömür, linyit vs’den üretiliyor. Yani aldığımız doğalgazın çoğunu elektrik üretmek için kullanıyoruz. Oysa her sene dışarı giden 35 milyar dolara 5 tane nükleer santral yapılabilir, ihtiyacın tamamı karşılanabilir, hatta Fransa’nın yaptığı gibi ihraç bile edilebilir.
Maalesef bu konuda da çok geç kalındı. Yanıbaşımızdaki Ermenistan ve Bulgaristan bile nükleer elektrik üretirken bizde hala birileri çevre kirliliğinden, yenilenebilir enerjilerden bahsederek sözüm ona doğa dostu yaklaşımlar sergileyerek nükleer karşıtlığı yapıyorlar.
El insaf!..
Serdar Kocaoğlu http://serdarkocaoglu.com.tr/
25.12.2008
NÜKLEER ENERJİ İLE ELEKTRİK ÜRETİMİ
Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli gereksinimi enerjidir. Her ne kadar tam bir ölçüt olmasa da ülkelerin gelişmişlik düzeyleri, üretip tükettikleri enerji ile ölçülür. Bazı ülkeler ürettikleri enerjiyi çok verimli bir şekilde kullanırlarken, bazıları bu konuda o denli başarılı olamazlar. Bazı ülkeler de kendileri kullanmadıkları halde çok miktarda enerji hammaddesi üretirler. Enerji üretim ve tüketiminin çok farklı yöntemleri olsa da, tüm ülkelerin ucuz, bol ve temiz enerji kaynaklarına gereksinimleri vardır.
Endüstrileşme ile baş gösteren buhar gücü gereksinimi dolayısıyla, kömür kullanımı büyük bir hızla artmıştır. Daha sonraları elektrik enerjisinin kullanılmaya başlanması ve içten yanmalı motorların kullanım alanının genişlemesi ile elektrik üretiminde kömür ve petrol, çok büyük bir hızla artmıştır. Sonunda endüstri ve çağdaş yaşam için en önemli hammadde, fosil yakıtlar olmuştur.
Fosil yakıtların kullanımı, çözümü çok zor sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu sorunların ilki, tükenen hammadde kaynaklarıdır. Fosil yakıtlar milyonlarca yılda oluşmuş, doğanın bizlere, daha doğrusu bizden sonraki nesillere bir armağanıdır ve sentetik olarak yapılanmaları son derece zordur. Çok sayıdaki petrokimya ürünleri spektrumunu inceleyerek petrol ve bazen de kömürün ne denli vazgeçilemez birer doğa harikası olduklarını rahatlıkla algılayabiliriz. Kömür petrol kadar bir kimyasal değere sahip değildir. Kalitesiz kömürlerin yakılmasının neden olacağı sorunlar ortadadır.
Fosil yakıtların içerdiği maddelerin büyük bir yüzdesini karbon ve hidrojen oluşturur. İçlerinde az da olsa kükürt, yanmayan maddeler ve radyoaktif maddeler de bulunur. Petrol, kömüre kıyasla daha az kirliliğe yol açar. Fosil yakıtlar yakıldığında ortaya doğal olarak CO2 ve SO2 gazlarının yanı sıra, radyoaktif maddeler ve kül çıkar. Ortaya çıkan CO2 gazı sera etkisine, SO2 gazı ise asit yağmurlarına neden olur. Sera etkisinin neden olduğu atmosfer sıcaklığı artışı yıllardır gözlenmektedir. Asit yağmurları bitki örtüsüne ve canlılara zarar verir. İngiltere’de yakılan kömür yüzünden Finlandiya’nın göllerindeki balıklar asit yağmuru nedeni ile ölmektedirler. Radyoaktif maddeler, linyit yatakları ikincil uranyum madenleri olarak kabul edilir.
Geçtiğimiz günlerde Yatağan’da baş gösteren radyasyon alarmının nedenlerini kömürün içerdiği radyoaktif maddelerde aramak gerekir. Yakılan kömürün beş veya onda birlik kısmı, kullanım alanları çok sınırlı olan ve çevreyi kirleten kül olarak atılır. Bu küller, Elbistan linyitlerinde olduğu gibi çok uçucu olabilirler. Yanma sıcaklığına bağlı olarak kullanılan havanın içinde bulunan azot gazının yanması ile oluşan NOx gazı, atmosferde ozon ile etkileşime girip ozon miktarını azaltır. İçten yanmalı motorlar ve doğal gaz santralleri, ozon tabakasının delinmesine istemeden katkıda bulunmaktadırlar.
Kömür dışındaki fosil yakıtların, stratejik önemleri de vardır. Son petrol ambargolarının dünya ekonomisine yaptığı etki ve doğal gaz boru hattının geçtiği ülkelerin politik şantajları, bilinen birer gerçektirler.
NÜKLEER YAKITTAN ELEKTRİK
Nükleer enerjinin hammaddesi olan uranyumun hiç bir endüstriyel kullanım alanı yoktur. Uranyum doğada bol miktarda bulunmaktadır. Son maden aramaları sonucu Avustralya ve Kanada’da büyük uranyum yatakları olduğu çıkmıştır. Uranyumun fiyatı bu nedenler dolayısıyla zaman içinde sürekli azalmıştır. İkinci bir nükleer hammadde ise toryumdur ve Türkiye, dünyanın en zengin toryum yataklarına sahiptir. Nükleer hammaddenin stoklanabilir olması, onun petrol gibi ekonomik silah olarak kullanılmasını imkansız kılar.
UO2′den (uranyum pası) yapılan 1 cm çap ve yüksekliğindeki seramik yakıt lokmaları, üst üste 3,5-4 m uzunluğundaki ince bir metal zarf içine yerleştirilirler. Elde edilen yakıt çubukları, hafif veya ağır su içeren dik veya yatık basınç tankları içine yerleştirilir. Belirli geometrik düzende ve belirli miktarda bir araya gelen yakıt nötronların yardımı ile fisyon sonucu enerji üretmeye başlar.
Ortaya çıkan bu çekirdek enerjisi yakıt çubuklarını ısıtır. Yakıt çubuklarının su veya ağır su ile soğutulması ile yüksek basınç ve sıcaklıkta buhar elde edilir. Buharın bir türbinde genişletilmesi ile tıpkı diğer fosil yakıtlı santrallerde olduğu gibi, ısı enerjisi mekanik enerjiye,türbinin çevirdiği jeneratör ile de mekanik enerji elektrik enerjisine dönüştürülür.
Nükleer enerjinin kullanılmaya başlamasından bugüne dek geçen yaklaşık elli yıl içinde bir çok nükleer reaktör tipi tasarlanmış, imal edilmiş ve çalıştırılmıştır; ancak günümüzde ticari olan nükleer santral tipleri çok az sayıdadır. Hafif su teknolojisi adını verdiğimiz ve bildiğimiz normal su ile soğutulan reaktörleri kapsayan teknoloji,ve ağır su teknolojisi adını verdiğimiz hidrojenin bir izotopu olan deteryumdan yapılan ağır su ile soğutulan reaktörleri kapsayan teknoloji, günümüzde ticari olarak kullanıma sunulmaktadır.
Yüksek sıcaklıkta çalışan gaz soğutmalı reaktörler ve sıvı metal soğutmalı hızlı üretken reaktörler ise, gelecekte kullanıma girmeye adaydırlar.
TEMİZ VE UCUZ ELEKTRİK
Nükleer santraller, normal çalışma düzenlerinde çevreyi kirletecek hiç bir etki yaratmazlar. Fosil yakıtlı santrallerin aksine, çevreye zararlı olan CO2, SO2 ve NOx gazlarını salmazlar ve kül bırakmazlar. Fosil yakıtlı santral yerine bir nükleer santral yapılması durumunda, fosil yakıtlı santralin çevreye atacağı zararlı maddelerin söz konusu olmaması nedeni ile nükleer santrallerin çevreyi temizlediği de söylenebilir. 1000 MWe gücündeki bir hafif su soğutmalı nükleer reaktörden yılda yaklaşık 27 ton (7 m3) kullanılmış yakıt çıkar. Bu miktar, aynı kapasitedeki bir kömür santralinin atık miktarına göre ağırlık olarak 25-300 bin kere, hacim olarak da 70-80 milyon kere daha azdır. Hemen belirtelim ki nükleer santrallerin gündelik atıkları fosil-yakıtlı santrallerin atıklarına kıyasla yok denecek kadar azdır ve normal çalışmaları sırasında çevreye yaydıkları radyasyon, nükleer santral civarında yaşayan bir kişinin doğal kaynaklardan almakta olduğu radyasyonun 100 ile 200′de biri kadardır. Nükleer enerjinin elektrik üretiminde kullanılmaya başlamasından bu yana ticari nükleer reaktörlerin işlemesi sonucu ortaya çıkan atıklar, şimdilik santrallerde saklanmakta ve ileri bir tarihte gömülmeyi beklemektedir. Nükleer atıkların tehlikesi, kurşun, civa veya arsenik gibi zehirli atıklara kıyasla daha azdır. Nükleer atıkların radyoaktivitesi, zamanla durduğu yerde azalırken, zehirli atıklar çevreye atıldıkları ilk günkü gibi kalırlar.
Normal işletme sırasında çevreyi hemen hiç kirletmeyen nükleer santrallerin en korkulan yönü, bir kaza sonrasında çevreyi temizlenemez şekilde kirletme olasılıklarıdır. Nükleer teknolojinin elli yıla yakın kullanım süresi içinde iki önemli reaktör kazası olmuştur. Bu iki kaza birbirinin çok benzeri olmasına rağmen sonuçları ve çevreye etkileri birbirinden son derece farklıdır. Güvenlik felsefesi önemsenen ülkelerin tasarımlarından biri olan Three Miles Island reaktöründe, tahmin edilen en büyük kaza gerçekleşmiş; fakat reaktör çalışanları dahil hiç kimse, öngörülen miktarlardan fazla radyoaktiviteye maruz kalmamıştır. Çok pahalı bir deney olarak kabul edilebilecek bu kaza sonunda nükleer reaktör güvenliği sınavdan geçmiş ve başarılı olmuştur. Diğer taraftan nükleer güvenlik felsefesine önem vermeyen, iyi tasarlanmamış bir nükleer reaktörün iyi işletilmemesinin sonuçlarının ne denli acı olduğunun kanıtı da Çernobil kazasıdır. Bu kaza, nükleer teknolojiden kaçan ülkelerin bile, istemedikleri halde nükleer kazaların zararlarına katlanmak zorunda olduklarının da bir göstergesidir. Nükleer reaktörlerin maliyetinin yüksek olması, bazı ülkelerin nükleer enerjiden uzak kalmalarının başka bir nedenidir.
Bir güç santralinden elde edilen elektriğin maliyeti, temel olarak o santralin inşaatı ve elektrik üretir hale gelmesi için, yapılması gereken yatırım maliyetini, ömrü boyunca santralin verimli çalışmasını sağlamaya yönelik işletme ve bakım giderlerini ve elektriğin üretiminde kullanılan yakıtın temini için gerekli yakıt maliyetini içerir. Bir santralın ekonomik olması için üretilen elektriğin satılması sonucu elde edilen gelirin, en azından maliyetini karşılaması ve ayrıca diğer elektrik üretimi seçeneklerine göre daha ucuz olması gerekir.
Elektrik maliyetine etki eden harcamalar değişik zaman dilimlerinde yapılmakta; oysa elektrik üretimi santralin ömrü boyunca gerçekleşmektedir. Enflasyonun olmadığı sabit bir para birimi ile, bir santralin tüm ömrü boyunca yapılan harcamaların bugünkü değerinin o santralde üretilen elektriğin bugünkü değerine oranı, bize ortalama bir elektrik maliyeti verecektir. Elektrik üreticisi, ürettiği elektriğin fiyatını bu ortalama maliyete eşit olarak seçerse, yaptığı tüm harcamaları, paranın bugünkü değeri göz önüne alınarak karşılayabilecektir. Bu maliyet, yaklaşık olarak aynı koşullarda çalışan sistemlerin karşılaştırılmasını da olası kılar.
Nükleer santraller genel olarak ilk yatırım maliyetleri yüksek, yakıt ve işletme giderleri düşük santrallerdir. Yatırım maliyetleri ise, elektrik maliyetinin yarısından fazlasına denk gelmektedir.
Bir santral inşaatının başlangıcı ile devreye girmesi arasında tipik olarak altı ila sekiz yıl civarında bir süre geçmesi gerekmektedir. Nükleer santrallerden elde edilen elektriğin maliyetinin azaltılmasında en önemli iki etmen, inşaat süresinin gerekli standartlara uyularak azaltılması ve ilk yatırım maliyetinin düşürülmesidir.
Yakıt giderleri reaktör tipine göre değişmektedir. Bazı reaktörler zenginleştirilmiş yakıt kullanmakta; bazıları ise doğal uranyuma dayalı yakıtlar kullanmaktadır. Zenginleştirme, yakıt maliyetini artırır. Ayrıca kullanılmış yakıtların ne şekilde depolanacağı ve bunun tahmin edilen maliyeti de, yakıt maliyetini etkileyecektir. Fakat genel olarak yakıt giderlerinin toplam maliyet içerisindeki payı az olduğu için, bu etki o kadar büyük değildir. Yakıt giderlerinin toplam maliyet içerisindeki payının düşük olması nedeniyle gelecekte uranyum fiyatlarında veya zenginleştirme fiyatlarında olabilecek değişiklerden üretilen elektriğin maliyeti pek etkilenmeyecektir. Yani bir nükleer santral bir kez kurulduktan sonra ürettiği elektriğin maliyeti yaklaşık olarak sabit kalabilir. Toplam yakıt gideri ise reaktörde üretilen toplam enerji ile orantılı olacaktır. İşletme ve bakım giderleri doğal olarak reaktörden reaktöre değişmektedir, ayrıca reaktörün işletildiği ülkenin koşulları da etkili olmaktadır. Elektriğin maliyeti, toplam harcamaların bugünkü değerinin üretilen enerjinin bugünkü değerine oranıdır. Bir nükleer santralde işletme ve yakıt giderleri düşük olduğu için, o santral ne kadar çok çalışırsa üretilen enerjinin maliyeti de o kadar düşecektir. Bir santralın yük faktörü, belirli bir zamanda ürettiği enerjinin aynı zaman diliminde, tam kapasitede çalışarak üreteceği enerjiye oranıdır. Dolayısıyla nükleer santraller, büyük yük faktörleri ile çalıştıklarında daha ucuz elektrik üreteceklerdir.
Santralin ekonomik ömrü tamamlandıktan sonra sökülmesi için gerekli yatırım, genel olarak ilk yatırım maliyetlerinin içerisinde pay ayrılarak göz önüne alınır. Sökülme için gerekli maliyetin toplam elektrik maliyeti içersindeki payı %1 civarındadır. 1000 MWe gücünde bir nükleer santralın ekonomik ömrünün sonunda sökülmesi için yaklaşık 100 milyon dolar civarında bir kaynak gerekmektedir. Bu kaynak,miktar olarak çok büyük olmasına karşın, bir nükleer santralin bir yılda ürettiği elektriği satarak elde edeceği gelirden daha azdır.
Şu ana kadar söz ettiğimiz maliyetler, belirli bir reaktör tipi ve çalışma koşulları göz önüne alındığında doğrudan tahmin edilebilen maliyetlerdir. Aslında bunlara ek olarak, gerek maliyetin niteliği gerekse de veri yokluğundan dolayı tahmin edilmesi oldukça zor olan maliyet bileşenleri vardır. Büyük bir kazanın maliyeti bunlara bir örnektir. Gerçekleşme olasılığı her yüz bin reaktör yılı işleyişte bir olan kazanın etkilerinin getirdiği maliyet, 200 milyar dolar civarında ise , reaktör başına bu maliyet yılda 2 milyon dolar civarındadır. Yani düşük olasılığa sahip böyle bir kazanın getirdiği bir yıllık mali risk, elektrik maliyetinin %1′i kadar olmaktadır. Three Mile Island kazasının yol açtığı dış etkilerin maliyetinin 26 milyon dolar, Çernobil kazasının toplam maliyetinin ise 14 milyar dolar dolayında olduğu tahmin edilmektedir.
Kaynaklar
Broad Economic Impact of Nuclear Power,OECD, 1992.
Cohen B.L.,”Before It’s Too Late”,New York, 1983.
Cohen B.L.,The Nuclear Energy Option,New York, 1990.
Electricity and the Environment,IAEA-TECDOC-624, September 1991.
Kadiroğlu O.K.,Bilim ve Teknik Dergisi Nisan-1994 Sayı= 317.
Makina Müh. Odası, Uluslararası Teknoloji Kurultayı Yayın No:168,1 993.
National Academy of Sciences, “The Effects on Population of Exposure to Low Levels of lonizing Radition”, 1980.
Ott Karl O. and Spinard Bernard I., “Nuclear Energy”, New York, 1985.
Senior Export Symposium on Electricity and Envireonment, IAEA, 1991.
NÜKLEER enerjinin ülkemiz için gerekli olup olamadığını daha iyi anlayabilmek için; dünyada ve ülkemizde kullanılan enerji teknolojilerine bir göz atmakta fayda var.
Dünyada yaklaşık 50 çeşit enerji üretim teknolojisi bulunmaktadır. Gene yaklaşık 750 son kullanım teknolojisi olduğu bilinmektedir.
Üretim teknolojisi: Enerji üreten teknolojilere denmektedir.
Son kullanım teknolojisi: Enerjiyi kullanarak bize fayda sağlayan teknolojilere deriz. Buna örnek vermek gerekirse; buzdolabı, çamaşır makinesi, aydınlatma, ısıtma araçları, sanayide kullanılan araçlar vb. örnek olarak gösterilebilir.
Enerjinin üretilmesi kadar, onun tüketilmesinde kullanılan teknolojiler de çok önemlidir. Çünkü aynı işi daha az enerji harcayarak yapan teknolojiler günümüzde giderek daha fazla önem kazanmaktadır.
Dünyada rüzgardan, nükleer enerjiye, kömürden, dalga enerjisine kadar yaklaşık 50 çeşit enerji üretim tekniği bulunmaktadır. Bizde ise yakın zamana kadar elektrik üretimi kömür, su ve petrol ürünlerine dayalı idi. Son zamanlarda bu teknolojilere doğalgaz çevrim santralleri hızlı bir giriş yapmıştır. Ayrıca yaklaşık 10 MW gibi kurulu güce sahip rüzgar santrali de İzmir Çeşme’de elektrik üretmeye devam etmektedir. Gene toplam 2000 MW gücünde rüzgar enerjisinden elektrik üretecek santrallerin kurulması için her şey hazır ve kurulması için izin beklemektedir. Kurulması için beklenen bu santraller özel sektörün yapmış olduğu girişimlerdir. Kısaca özetlemek gerekirse, şu anda ülkemizde su, kömür, petrol, doğalgaz ve rüzgarla çalışan elektrik santralleri bulunmakta ve elektrik üretmektedir.
Elektrik üretiminde kullanılan kaynakların durumuna baktığımızda şu manzarayla karşılaşmaktayız.
Su : Su kaynaklarımızın ekonomik kullanılabilir kısmının şu anda yüzde 30 gibi küçük bir kısmını değerlendirmekteyiz. Su kaynaklarımız bizin yerli kaynaklarımızdır. Dışa bağımlılık söz konusu değildir. Ayrıca su elde etmek için doğaya herhangi bir ücret ödememiz gerekmemektedir. Yenilenebilen bir kaynaktır.
Kömür: Ülkemizdeki kömür kapasitesinin yaklaşık yüzde 20–30 arasında bir kısmı değerlendirilmektedir. Bu işlem yapılırken özellikle doğayı aşırı derecede kirleten eski teknolojiler kullanılmakta ve gerekli arıtım tesisleri yapılmamaktadır. Kömür bizim kendi kaynağımızdır, dışarıya bağımlılık gerektirmemektedir. Maliyetinde kömürün çıkartılması için yapılan masraflar söz konusudur.
Doğalgaz: Tamamen dışarıya bağımlı olduğumuz bir enerji kaynağıdır. Yakıt maliyeti petrolden hemen sonra gelmektedir.
Petrol: Yüzde 83 oranında dışa bağımlı olduğumuz bir enerji kaynağıdır. Elektrik üretiminde nükleer enerjinin yakıt maliyetinden sonra gelmektedir.
Rüzgar: Tamamıyla yerli bir kaynaktır. Elde etmek için doğaya herhangi bir bedel ödemek gerekmez. Güneş olduğu sürece rüzgarda olacaktır. Yenilenebilen bir kaynaktır. Potansiyelimiz şu anki elektrik üretimimizin iki katı kadardır. Şu anda bu potansiyelin yüzde 1’inin bile değerlendirebilmiş değiliz.
Kullanmadığımız enerji kaynaklarımız:
Jeotermal enerji: Ülkemizi jeotermal enerji zengini olmasına karşın, bu enerjiden yararlanmamaktadır. Dünyada jeotermal enerji potansiyeli bakımından yedinci sıradayız. Yılda yaklaşık 30 milyar m3 doğalgaz eşdeğeri bu potansiyelimizi bin170 noktada kaplıca olarak kullanmanın dışında yeterince değerlendirmemekteyiz. Oysa konut ısınmasında dahi kullanılacak olsa, en ucuz ısınma yöntemi olan linyit ile ısınmanın yarısı kadar maliyete sahiptir. Özellikle kentlerin ısınmasında, seracılıkta, sanayide kullanılacak olursa çok önemli yararlar sağlayacağı açıktır. Yerli ve yenilenebilen bir enerji kaynağıdır. Elde edilmesi için sadece sondaj masrafı ve pompalama işlemlerinde kullanılan küçük bir enerji giderleri vardır.
Güneş enerjisi: Yenilenebilen bir enerji kaynağıdır. Çünkü güneş her gün yeniden doğmaktadır. Güneşin doğması ve ışınlarını ülkemize göndermesi için doğaya herhangi bir ücret ödemek gerekmez. Buna rağmen güneş zengini bir ülke sayılırız. Çünkü ekonomik güneş enerjisi potansiyelimiz 116000 MW düzeyindedir. Bugünkü toplam elektrik sistemi kurulu gücümüzün 27000 MW olduğu düşünülürse bu potansiyel oldukça iyidir. Çünkü bugünkü kurulu gücümüzün dört katından daha fazladır. Özellikle elektrik, petrol, doğalgaz, kömür gibi kaynaklarla yapılacak ısıtma işlemlerinin güneş enerjisiyle yapılması çok büyük enerji kazanımı sağlayacaktır. Ayrıca güneş enerjisini doğrudan elektrik enerjisine dönüştüren sistemler önümüzdeki yıllarda daha ekonomik olmaya adaydır.
Klasik ve modern biomas kaynak: Doğada kendi halinde yetişen bitki örtüsü ve çabuk büyüyen bitkilerdir. Özellikle Anadolu’da ısınmada kullanılmaktadır. Bizde klasik biomas kaynaklardan yararlanılmaktadır. Çabuk büyüyen ağaçlar veya diğer bitkiler yetiştirildiğinde bu potansiyel teknik olarak 50 MW gücüne ulaşabilecek potansiyele sahiptir. Yayılan bu bitkilerin atmosfere bıraktığı karbondioksit tekrar büyümesi için kullanıldığından atmosferdeki toplam karbondioksiti artırıcı bir etkiye sahip değildir. Bu özelliğiyle yenilenebilen enerji kaynakları sınıfında yer almaktadır.
Bütün bu teknolojiler içerisinde yerli kaynaklarımızın yeterince değerlendirilmediğini görmekteyiz. Buna rağmen nükleer elektrik santrallerinin kurulması için ülkemizde inanılmaz derecede bir propaganda yapılmaktadır. Şimdi elektrik üretim tekniklerinin maliyetlerine bir göz atalım.
1kWh elektrik enerjisini ( 10 tane 100 watlık ampulün bir saat çalışması için gerekli elektrik enerjisi) hangi yakıtı kullanırsak sırf yakıt maliyeti açısından kaça mal edebiliriz?
YAKIT TÜRÜ Karşılığı yakıt maliyeti
(1kWh/ cent)
Linyit 1.32
Taşkömürü 1.67
İthal kömür 1.67
Petrol 3.34
Doğalgaz 2.36
Nükleer 4
Su 0
Rüzgar 0
Santrallerin kuruluş maliyetlerine göre karşılaştırmasına baktığımızda gene nükleer santraller pahalı kuruluş maliyetiyle liderliği elinde tutmaktadır. Yukarıda örnek verdiğimiz 10 tane lamba gurubunun bin katını birden besleyebilecek güç için gerekli olan santral kuruluş maliyetine bakalım.
Kullanılan kaynak 1 MW güç için
yatırım maliyeti
(ABD doları)
Linyit 1 400 000
Taşkömürü 1 200 000
İthal kömür 1 200 000
Petrol 700 000
Doğalgaz 600 000
Nükleer 3 200 000
Su 1 100 000
Rüzgar 1 000 000
Bütün bu verilere baktığımızda en pahalı ve ekonomik olmayan santrallerin nükleer santraller olduğu görülmektedir. En ekonomik elektrik üretim santralleri ise hidrolik(su) santralleri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Nükleer enerji santralleri ilk kurulduğu zaman sonsuz ve ucuz bir enerji kaynağı olarak tanıtıldı. Oysa geçen zaman içerisinde bunun hiç de öyle olmadığı anlaşıldı. Aşılabilir diye tanımlanan sorunlar aşılamadı. Özellikle güvenlik ve atık sorunları hala çözülebilmiş değil. Her kurulan santralle beraber yeni birtakım güvenlik önlemlerinin eklenmek zorunda olunması santral maliyetlerini iyice yukarı çekti. Atıkların kalıcı bir çözüme kavuşturulamaması maliyetleri ve tehlikeleri artıran bir başka neden olarak karşımıza çıktı. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bu santrallerin sökülmesi için harcanan paraların ise kuruluş masrafından daha fazla olduğu görüldü. Sonuçta ekonomik olmayan bu sorunlu ve eski teknolojiden kurtulmanın yolları aranmaya başlandı. Kurulması düşünülen ve inşaatları devam eden santrallerden vazgeçildi. Bunun için de ellerindeki bu teknolojiyi verecekleri kurbanlar aranmaya başlandı.
Emperyalistlerin arpalığı olmayalım!
İleri teknolojiye sahip emperyalist ülkeler ellerindeki eski ve sorunlu teknolojilerden kurtulmak isterler. Bu işi yaparken de yeni teknolojilerini finanse edecekleri yöntemler geliştirirler. Bunun en kolay yolu ise; ellerindeki eski ve problemli teknolojilerin gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere satılmasıdır.
Biz ülke olarak bu oyunlardan çok çektik. Dünya renkli televizyon teknolojilerine yönelirken, bize ucuz yollu dayatılan siyah-beyaz televizyonlara balıklama daldık. Batılıların stoklarındaki siyah beyaz televizyonları tüketmelerine yardımcı olduk. Daha sonra herkes gibi biz de renkli televizyon teknolojisine geçtik.
Gene batılıların ellerinde kalan ve çok fazla enerji harcayıp, elektrik şebekelerinde salınımlar oluşturan ark ocaklarını ithal ederek, demir çelik dökümhaneleri kurduk. Bu dökümhanelerle bizler demir kütüklerini eritirken, onlar daha az enerjiyle ve şebekede salım yaratmadan demir kütüklerini eriten indüksiyon fırınlarıyla aynı işi yapmaya başladılar. Sonuçta baktık ki bu ark ocakları enerji sistemlerimize zarar veriyor, bu sefer biz de diğer teknolojiyi seçmek zorunda kaldık. Fakat hala kurtulmuş değiliz.
Fransızlar çimento üretiminin kendi ülkelerinde hem çevresel etkilerini hem de yoğun enerji tüketimini önlemek için bizim çimento fabrikalarımızı aldılar. Çimentoyu burada üretip hem çevremizi kirlettiler, hem de elektrik enerjimizi bol bol harcadılar. Temiz ürün olan çimentoyu kendi ülkelerine götürürken, bütün pisliklerini bizim topraklarımıza bıraktılar. Bizler ise yurt dışına çimento satmakla öğündük.
Aynı emperyalist güçler şimdilerde bizim gibi ülkelere nükleer santralleri pazarlayarak, gelecekte kuracakları ileri teknolojileri finanse etmeye çalışırken, bir yandan da işsiz kalan nükleer enerji uzmanı yurttaşlarına iş olanağı sağlamaya uğraşmaktadırlar. Nükleer bomba meraklıları ise; sanki nükleer santrallere sahip olmakla nükleer teknolojiye de sahip olacakmışız gibi, nükleer tekellerin sözcülüğünü yapıyorlar. Oysa bizler bilgisayar da kullanıyoruz ama bilgisayar teknolojisine sahip değiliz. Yani ülkemizde bilgisayar üretemiyoruz. Bu durumda nükleer santrale sahip olmanın bilgisayara sahip olmakla farkı nedir? Tek farkı çok pahalı olması ve canlıları kanser yapmasıdır. Yani nükleer santrallerin gelmesi, nükleer bomba heveslilerinin istediği nükleer teknolojinin gelmesi anlamına gelmemektedir. İlle de kitle imha bombası olan nükleer bombalara sahip olunmak isteniyorsa, bu bombaları nükleer santralin kurulması için harcanacak paradan daha ucuza elde etmek mümkündür. Kaldı ki, insanım diyen herkesin bu tür canavarlığa karşı çıkması, İkinci Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan manzarayla kendini göstermiştir.
Kuzey yarımküredeki işsiz kalan nükleer enerji tekellerinin ülkemizde sözcüsü durumunda olan nükleer lobicilerin, “enerji krizini” aşmamızın tek yolu olarak nükleer enerjiyi söylemeleri kocaman bir yalandır. Ekonomik, toplumsal ve çevresel sorunlara sahip bu teknolojiyi savunanların çıkmazlarını şu şekilde sıralayabiliriz:
• Ülkemizde kurulu güç 27000 MW’tır. Oysa elektrik tüketiminin en fazla olduğu durumda çekilen yük 18000 MW’tır. Yani şu anda bile 9000 MW kurulu güç fazlamız bulunmaktadır. Ortalama çekilen güç ise 12000-13000 MW arasında değişmektedir. Bu durumda elektrik kesintilerinin nedeni açıktır ki enerji yetmezliği değil, siyasidir.
• Sürekli Fransa’yı örnek gösterenlerin Fransa’nın nükleer enerjiyle ürettiği elektrikten kar ettiğini söylemeleri mümkün değildir. Çünkü nükleer enerji yüzünden Fransız Elektrik İdaresi (EDF) 39 milyar Dolar borca girmiştir. Fransa 56 nükleer santralden elde ettiği plütonyumla nükleer bombalar üreterek , bu bombaları pazarlayıp para kazanmaktadır.
• Nükleer santrallerin risksiz olduğunu iddia edenler, neden sigorta şirketlerinin bu tesisleri sigorta etmediklerini açıklamalıdırlar. Oysa aynı şirketlerin petrol, su, doğalgaz, rüzgar ve kömürle çalışan santralleri normalden yüzde 40 daha fazladır. Bu tespiti dünyanın en saygın tıp fakültesi olan John Hopkins School of the Puplic Health’ın yayın organı olan International Journal of Health Services Ekim 1993, Nisan 1994 ve Temmuz 1994 sayılarında yayınlamıştır. Ayrıca ABD de halk sağlığı bürosunun hazırladığı 1978-1986 yılları arasındaki araştırmasına göre ; Pilgrim nükleer enerji reaktörü yakınlarında özellikle santralin normal çalışması sırasında çevreye salınan radyoaktif gazların sürüklendiği bölgede lösemi olayları yüzde 400 artmıştır. Nükleer enerji savunucu “uzmanlarımız” acaba bu rapordan neden söz etmiyorlar?
• ABD’de 2000 yılına kadar 500 nükleer santral kurulmazsa ABD’nin karanlıkta kalacağını iddia eden nükleerci karteller, bu nükleer santraller kurulmadığı için iflas etmiştir. 1978 yılından bu yana ABD de bir tane bile nükleer santral kurulmamıştır. Gene 2000 yılına kadar dünyada toplam 4000 tane nükleer santral kurulması öngörülmekteydi. Oysa bu gün bunun yüzde 10’u gerçekleşmiştir.
• Kaza riskinin olmadığı iddia edilen ve en son teknolojiyle donatılmış olan Japonya’da meydana gelen en son kaza, bu yalancılara inen en son şamardır. Nükleer reaktörlerinde sırf 1992 yılında 22 tane kaza meydana gelmiştir.
• Nükleer santrallerin normal çalışması sırasında her 2-3 yılda bir ortaya çıkacak olan yüzlerce ton radyoaktif atığın çevreden yalıtılacağı alanlar tespit edilmiş midir? Ülkenin her yanı deprem kuşağında yer alırken, bu atıkların yer altı sularına ve atmosfere sızması nasıl önlenecektir? Yoksa bir kaza ve deprem olduğunda halkın güvenliği “Allah’a mı havale edilecektir?”
• Bazı atıkların camlaştırılarak saklandığını söyleyenlerin radyoaktif atıkların camın yapısını bozduğu yönündeki bulgulara verecekleri yanıt doğrusu merak konusudur.
• Nükleer elektrik üretiminin ekonomik sorunları sadece nükleer santralin ömrüyle sınırlı değildir. Bu santrallerin ömrünü tamamlamasından sonra sökülmesi işlemleri kurulması için gerekli masraflardan daha fazladır. Yeni nükleer santrallerin kurulmamasının asıl nedenini de bu maliyetler belirlemektedir.
• Nükleer santrallerin istihdam sorununa katkısı olacağını iddia edenlerin acaba ülkenin istihdam sorunuyla bu kadar ilgili iseler, neden özelleştirmelerle on binlerce işçiyi işlerinden, ekmeklerinden ettiklerini açıklamaları gerekmez mi?
Sonuç olarak; ülke kaynaklarımıza baktığımızda su potansiyelimizin ekonomik kısmıyla yılda 125 Milyar kWh elektrik üretebilecek durumdayız. Bu ise bu yıl üretebileceğimiz elektrik enerjisinin tamamına eşittir. Diğer yandan en az su kadar potansiyeli olan rüzgar enerjisine sahibiz. Temiz yakma tekniklerini kullandığımız taktirde çok önemli bir katı fosil yakıt potansiyelimiz bulunmaktadır. Jeotermal kaynaklarımız ve güneş enerjisinin potansiyeli göz önüne alındığında dışarıdan hiçbir şekilde ne doğalgaz, ne de petrole elektrik üretimi için ihtiyaç kalmayacaktır. Hele hele nükleer santral ve nükleer yakıta hiç gereksinimiz bulunmamaktadır. Nükleer enerji santrallerinin emperyalistlerin dayatması sonucu ülkemizin başına sarılmak istendiği ortadadır. Depremler karşısında ve İkitelli’deki cobalt–60 kazasında da görüldüğü gibi bizim bu işin altından kalkmamız mümkün değildir. Kaldı ki dünyanın teknoloji lideri konumundaki ülkeler bile nükleer teknolojilerin sorunlarını çözememektedir. Hükümetler nükleer santralin maliyetini, üretilecek elektriğin birim fiyatını, bu fiyatın diğer santrallerle karşılaştırılmasını bile halktan gizlemektedir. Sadece “Bize güvenin, biz sizlerin iyiliğini düşünüyoruz” denmektedir.
Çözüm nükleer santraller değildir. Özelleştirmeler ise hiç değildir. Çünkü elektrik enerjisi özelliği gereği tek bir yerden planlanıp, yönetilmek durumundadır. Çünkü elektrik enerjisi üretildiği an tüketilmek zorundadır. Onu depolayıp sonra kullanma şansı bulunmamaktadır. Yapılması gerekenler şunlardır:
• Nükleer santral sevdasından vazgeçmek
• Enerjide özelleştirmeyi derhal durdurup, özel imtiyazları iptal etmek
• Enerji iletim ve dağıtım sistemini modernize ederek kayıpları yüzde 30′lardan yüzde 10′lara çekmek
• Yenilenebilir enerji kaynaklarından su, rüzgar, güneş, ve jeotermal enerjilerin kullanımını geliştirerek artırmak
• Emperyalistlerin çöp teknolojileri yerine ileri teknolojileri transfer ederek kaynaklarımızın emperyalistlerin yeni teknolojilerine finans kaynağı olmasına son vermek.
Bu gün ülkemizde yüzde yüz yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları bizim bütün elektrik ihtiyacımızı karşılayacak potansiyele sahiptir. Yeter ki kendi kaynaklarımızı değerlendirmesini bilelim.
NÜKLEER FİSYON
İnsanlığın enerji sorununa kalıcı çözümün nükleer enerji olduğu bir çok teknisyen ve bilim adamı tarafından dile getirilmektedir. Nükleer enerjinin iki üretim türü vardır. Bunlardan biri, gerçekten çok uzun dönemde insanlığın enerji açısından kurtarıcısı olduğuna inanılan füzyon enerjisidir. Kanımca, füzyon enerjisinden yararlanılarak elektrik enerjisi elde etmenin ticari boyuta ulaşmasının yaklaşık daha bir asırlık geliştirmeye ihtiyacı vardır. Ama sonunda bu tür enerjiden yararlanma yolları bulunacak ve insanlığın hizmetine sunulacaktır. Diğer tür ise, halen insanlığın hizmetinde bulunan ve en temiz elektrik enerjisi üretim santrallerinin yapımında kullanılan, fisyon enerjisidir. Bu enerji türünün geçmişi çok kısa olmakla birlikte, ticari kullanım alanları vardır ve bir çok ülkenin elektrik enerjisi üretiminde önemli bir pay almaktadır.
Osman K. Kadiroğlu
Doğadaki atom çekirdeklerinin kararsız olanları daha kararlı olabilmek için çekirdek içinden bazı parçacıkları atarak değişime uğrarlar. Buna radyoaktivite denir. Örneğin, her canlı varlığın içinde bulunan ve kozmik ışınlar nedeniyle oluşan, karbon 14′ün bir gramının yarısı 5770 yıl içinde değişim geçirerek, azot gazı olur. Bu değişim karbon 14 çekirdeği içinden bir elektronun atılması yani bir Beta bozulması ile gerçekleşmektedir. Sözü edilen süreye de yarı ömür denir. Bazı ağır çekirdekler, içlerinden daha ağır parçacıklar atarak ilk durumlarından daha kararlı bir çekirdeğe dönüşebilir. Örneğin, toryum bir milyar dört yüz milyon yıl yarı ömür ile Alfa bozulumu adı verdiğimiz, çekirdek içinden bir helyum atomunun çekirdeğini atarak, biraz daha kararlı bir çekirdeğe dönüşür.
Bazı çekirdekler o denli kararsız olabilirler ki, içlerinden bir parçacık atmak yerine ikiye parçalanabilirler. Bu çekirdek tepkimesinin teknik adı da fisyon, yani bölünmedir. Tabii kendi kendine fisyon yapan çekirdeklerin doğada bulunması fevkalade zordur. Bazı çekirdek içi parçacıklar ile etkileşmeye giren ağır çekirdeklerin oluşturduğu çok kararsız çekirdekler fisyon yapabilir. Bazı çekirdek içi parçacıklar ile etkileşmeye giren ağır çekirdeklerin oluşturduğu çok kararsız çekirdekler fisyon yapabilir. Doğada bulunan Uranyum 238 çekirdeğinin kendi kendine fisyon yapma yarı ömrü 1.0E+16 yıl diğer taraftan insan yapısı olan fermium’un kendi kendine fisyon yapma yarı ömrü bir yıldan daha azdır.
Bir çekirdeğin kararlılığı, çekirdeği oluşturan parçacıkların birbirlerine ne denli sıkıca bağlı olduklarının bir ölçüsüdür. Teknik terim olarak buna çekirdeğin bağlanma enerjisi denir. Çeşitli çekirdeklerin parçacık başına düşen ortalama bağlama enerjilerine dikkat edersek, en kararlı çekirdeklerin atom ağırlıklarının demir, nikel, kobalt gibi 60 civarında olduğunu görürüz. Dünyada demir ve benzeri metaller bu nedenle uranyum ve toryumdan daha boldur.
Hafif çekirdeklerin bağlama enerjileri demire kıyasla daha azdır. Bu tip çekirdekler başka çekirdeklerle ile bir araya gelerek daha kararlı çekirdek oluşturabilirler. İşte bu sürece füzyon yani kaynaşma diyoruz. Diğer taraftan demirden daha ağır çekirdekler parçalanarak daha kararlı çekirdeklere dönüşebilir. Bu parçalanma bazen hızlandırılabilir ve bu sürece de fisyon adı verilir.
Nötron ile Fisyon
1932 yılında Sir James Chadwick İngiltere’de, atom çekirdeğinden çıkan ve elektrik yükü olmayan bir parçacığın varlığını gözledi. Daha sonra adına nötron denilen bu temel parçacığın proton ağırlığında olduğu ve çekirdek içine rahatlıkla girebildiği gözlendi. Enrico Fermi bunu izleyen yıllarda İtalya’da nötron ile yaptığı deneylerde ilginç sonuçlar elde etti. Nötronlar ile bazı çekirdekleri bombardıman eden Fermi yeni izotoplar elde ediyordu. Aynı deney tahta masada yapılınca metal masada yapılana kıyasla daha fazla nötronun yutulduğu ve üretilen yeni çekirdeklerin daha fazla olduğu gözleniyordu. Daha sonra bu olaya tahtanın içinde bulunan hidrojen ile karbonun yol açtığı ve nötronların uygun maddeler ile yavaşlatılabildiği ortaya çıktı. Daha yavaş hareket eden bir nötron daha uzun süre çekirdek etrafında kalabilir ve etkileşme yapma olasılığı çok daha artar.
1939 yılında, Hanh ve Strassman Almanya’da, uranyumdan daha ağır çekirdek yaratmak için uranyumu yavaş nötronlar ile bombardıman ettiklerini fakat çoğunlukla, örnekte hiç bulunmayan, daha hafif çekirdekler ürettiklerini biraz da çekinerek ve kuşkuyla yayınladılar. Daha sonra bunun nötronlar yardımı ile oluşan fisyon olduğu ortaya çıktı. Aynı yıl Macar Szilard bu yeni buluşun değerini anlayarak Naziler durumu kavramadan Müttefiklerin savaş için derhal fisyondan faydalanması için çalışmalara başladı. Bundan sonrası hemen herkesin bildiği, hikayelerini okuduğu, filmlerini izlediği Manhattan projesi olarak tarihe geçti. 1939 yılında bulanan fisyon, 1942 yılında ilk CP1(Chicago Pile 1) nükleer reaktörünün yapımı ile kullanılabilen bir enerji üretme yöntemi olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. 1944 yılında ve daha sonra yapılan üretim ve araştırma reaktörlerinden sonra ilk elektrik enerjisi üreten reaktör 1954 yılında Rusya’da Obninsk’te 5 Mw gücünde üretime başlamıştır.
ATOM, FİSYON, ZİNCİRLEME TEPKİME (REAKSİYON) NEDİR?
Bir elementin kimyasal özelliklerini taşıyan en küçük parçasına atom denilmektedir. Evrende bilinen bütün maddeler (kozmik madde, yüksek enerjili madde ve anti madde hariç), pozitif yüklü bir çekirdek ve etrafında dönen negatif yüklü elektronlardan oluşan yaklaşık 100 farklı atomdan meydana gelmektedirler. Atomun çekirdeği ise nükleon olarak adlandırılan ve yaklaşık elektronlara göre 2000 kat daha ağır olan, artı yüklü proton ve yüksüz nötronlardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu üç parçacık, etrafımızdaki sonsuz çeşitlilikteki maddenin temel yapı taşlarıdır. Şu andaki bilgilerimiza göre elektronlar, kendilerini oluşturan alt parçacıklar olmadığından temel parçacık olarak kabul edilirler, nükleonlar ise, elektronun “-1″ yüklü olduğu varsayıldığında, “+2/3″ veya “-1/3″ elektrik yükünde olan quark adı verilen üç alt parçacıkdan oluşmuşlardır.
Molekül: Doğada atomlar genellikle yörüngelerinde bulunan elektronları paylaşarak daha kararlı enerji seviyelerinde bulunmak amacıyla başka atomlarla birlikte bulunurlar. Atomların bir araya gelmesi ile moleküller oluşur. Bir elementte aynı cins atomlar tek olarak veya moleküller halinde biraradadır.
Kimyasal Tepkime: İki veya daha fazla sayıda madde biraraya geldiğinde, moleküllerdeki atomların aralarında yeniden düzenlenmesine kimyasal tepkime denir. Bu sırada elektronların paylaşılması da değişir. Kimyasal tepkimelerin bir özelliği, ilgili atomların çekirdeklerinde bulunan parçacık sayısının tepkime sırasında değişmemesidir.
Çekirdek Tepkimesi: Kimyasal reaksiyonların aksine atomların çekirdeklerinde bulunan parçacıların kendi aralarında oluşan veya dışardan gelen bir etki sonucunda değişimleri sonucunda çekirdek tepkimeleri oluşur. Çekirdek tepkimesi sonucunda eğer proton sayısı değişiyor ise farklı bir elemente ait bir atom oluşmuş olur.
Fisyon (Çekirdek Parçalanması): Bir nötronun, uranyum gibi ağır bir element atomunun çekirdeğine çarparak yutulması, bunun sonucunda bu atomun kararsız hale gelerek daha küçük iki ayrı çekirdeğe bölünmesi reaksiyonudur. Dolayısıyla Fisyon, bir çekirdek tepkimesidir. Parçalanma sonucunda ortaya çıkan atomlara fisyon ürünleri denir. Bunların bazıları radyoaktiftir. Bir nötron yutulması ile başlayan fisyon tepkimesi sonucunda, büyük miktarda enerji ile birlikte, birden fazla nötron ortaya çıkar. Çekirdek tepkimeleri sonucunda açığa çıkan enerjiler, kimyasal tepkimelere göre yaklaşık milyon kat düzeyinde daha fazladır.
Zincirleme Reaksiyon: Fisyon sonucunda ortaya çıkan nötronların, ortamda bulunan diğer fisyon yapabilen atomların çekirdekleri tarafından yutularak, onları da aynı reaksiyona sokması ve bunun ardışık olarak tekrarlanmasıdır. Kontrolsuz bir zincirleme reaksiyon, çok çok kısa bir süre içinde çok büyük bir enerjinin ortaya çıkmasına neden olur; atom bombasının patlaması bu şekildedir. Nükleer santrallarda ise zincirleme reaksiyon kontrollu bir şekilde yapılır. Bu kontrolun kaybedilerek nükleer yakıtın bir bomba haline dönüşmesi fiziksel olarak olanaksızdır.
RADYASYON VE RADYOAKTİVİTE NEDİR?
Radyasyon, dalga, parçacık veya foton olarak adlandırılan enerji paketleri ile yayılan enerjidir. Radyasyon, daima doğada var olan ve birlikte yaşadığımız bir olgudur. Radyo ve televizyon iletişimini olanaklı kılan radyodalgaları; tıbta, endüstride kullanılan x-ışınları; güneş ışınları; günlük hayatımızda alışkın olduğumuz radyasyon çeşitleridir.
Radyasyon genellikle bir atomun çekirdeğinde başlar. Atomları da, proton ve nötronların oluşturduğu bir çekirdek ve bu çekirdeğin etrafında dönen elektronlar oluşturur. Ağır elementler (çekirdeğinde 83 den fazla proton barındıranlar), kararsız oldukları için daha küçük atomlara dönüşürler. Bu parçalanma sırasında, çekirdekten parçacıklar ve enerji dalgaları ortaya çıkar. Bu yolla enerji veren elementlere radyoaktif elementler adı verilir.
Radyoaktif elementler temel olarak Alfa, Beta ve Gama olmak üzere, 3 ana tip enerji salınımında bulunurlar. Alfa radyasyonu, (+) yüklü parçacıklardan oluşur ve bir kağıt parçası tarafından durdurulabilir. Beta radyasyonu, elektronlardan oluşur. İnce bir aliminyum levha bu elektronları durdurmak için yeterlidir. Gama radyasyonu ise ışık hızında hareket eden enerji dalgalarından oluşmaktadır.
Alfa, Beta ve Gama radyasyonu aynı zamanda iyonlaştırıcı radyasyon olarak da adlandırılırlar. Bir başka deyişle, diğer atomların elektronlarını ayıracak yeterli enerjiye sahiptirler.
Bu tür radyasyonlara maruz kalma süresine, radyasyonun şiddetine ve maruz kalınan vücut bölgesine bağlı olarak, hücreyi parçalayabilir, zarar verebilir veya herhangi zararlı bir etkisi olmadan geçip gidebilirler. İyonlaştırıcı radyasyonun insanlar üzerindeki etkisi Rem veya Sievert birimiyle ölçülmektedir. Ancak son yıllarda Rem yerine Sievert (Sv) kullanılması standart hale gelmiştir. (100 Rem = 1 Sv).
İLK NÜKLEER GÜCÜ KİM KEŞFETTİ?
1905 yılında Einstein meşhur E=mc2 formülü ile fisyon sonucu açığa çıkabilecek enerji konusunda öngörüde bulunmuştu. Daha sonra 1930 yılında bu öngörü deneysel olarak Otto Hahn, Lise Meitner ve diğerleri tarafından doğrulandı. Dünyanın ilk insan yapısı nükleer reaktörü 1942 yılında Enrico Fermi’nin yürüttüğü bir proje sonucunda Amerika Birleşik Devletleri’nin Chicago, Illinois kentinde kuruldu.
Ancak, dünyadaki ilk nükleer reaktörün ortaya çıkışı milyonlarca yıl öncesine dayanmaktadır. Afrika’da Oklo, Gabon’daki bir uranyum madeninde, yeraltı sularının da maden içinde bulunması nedeniyle doğal bir nükleer reaktör oluştuğu ve binlerce yıl ısı ürettiği son yıllarda ortaya çıkarılmıştır.
Her iki reaktör de fisyonu kullanarak ısı üretmiş fakat hiçbiri elektrik üretmemiştir.
Elektrik üreten ilk ticari nükleer güç sanralı Shippingport, Pennsylvania’da (ABD) kurulmuş ve 1957’de işletmeye girmiştir. Fisyon kullanılarak üretilen ilk elektrik ise, Aralık 1951’de Arco, Idaho’daki Deneysel Üretken Reaktöründe elde edilmiştir.
Dünyada Nükleer Güç Santralı Kullanan Ülkeler
(Toplam elektrik üretimindeki paylarına göre sıralı, 1998 sonu)
İş
ıı
İşşıı
Toplam elektrik üretimindeki payı %
1995 1998
Litvanya 2 2370 85.6 77.2
Fransa 58 61653 1 1450 76.1 75.8
Belçika 7 5712 55.5 55.2
İsveç 12 10040 46.5 45.8
Ukrayna 16 13765 4 3800 37.8 45.4
Slovakya 5 2020 3 1164 44.1 43.8
Bulgaristan 6 3538 46.4 41.5
KoreCum. 14 12340 3 2550 36.1 41.4
İsviçre 5 3127 39.9 41.1
Slovenya 1 623 39.5 38.3
Japonya 52 43691 2 1863 33.4 35.9
İspanya 9 7350 34.1 35.7
Macaristan 4 1729 42.3 35.6
Almanya 20 22282 29.6 28.3
Finlandiya 4 2656 29.9 27.4
İngiltere 35 12968 24.9 27.1
Tayvan 6 4884 1 1300 28.8 24.8
Ermenistan 1 376 - 24.7
ÇekCum. 4 1648 2 1824 20.1 20.5
ABD 104 96423 22.5 18.7
Rusya 26 19843 4 3375 11.8 13.1
Kanada 14 9998 17.3 12.4
Romanya 1 650 1 650 - 10.3
Arjantin 2 935 1 692 11.8 10.0
Güney Afrika 2 1842 6.5 7.3
Meksika 2 1308 6.0 5.4
Hollanda 1 449 4.9 4.1
Hindistan 10 1695 4 808 1.9 2.5
Çin 3 2167 6 4420 1.2 1.2
Brezilya 1 626 1 1229 1.0 1.1
Pakistan 1 125 1 300 0.9 0.7
Kazakistan 1 70 0.1 0.2
İran - - 2 2111 - -
TOPLAM 434 348855 36 27536 17.0 15.9
Kaynak:
Energy Electricity and Nuclear Power Estimates for the Period up to 2020, Temmuz 1999, IAEA.
Energy Electricity and Nuclear Power Estimates for the Period up to 2015, Temmuz 1996, IAEA.
ELEKTRİK NASIL ÜRETİLİR
Elektrik, bakır gibi iletken bir telin manyetik bir alan içinde hareket ettirilmesi ile üretilir. Elektrik jeneratörü, bir mıknatıs içinde dönen sarılı iletken tellerin bulunduğu, ve bu tellerin mıknatıs içinde dönmesiyle elektrik akımı üreten bir makinadır. Evlerimizde, işyerlerimizde, endüstride gereksinim duyduğumuz büyük miktardaki elektrik enerjisini elde etmek için, elektrik jeneratörlerini döndürecek büyük güç santrallarına ihtiyaç duyarız.
Çoğu güç santralı, jeneratörü döndürmek için ısı üretiminde bulunurlar. Fosil yakıtlı santrallar ısı üretimi için doğal gaz, kömür ve petrol yakarlar. Nükleer santrallar da uranyum yakıtını parçalayarak ısı üretirler. Ancak bütün bu değişik tip santrallar ürettikleri ısıyı, suyu buhar haline dönüştürmek için kullanırlar.
Oluşan buhar ise elektrik jeneratörüne bağlı olan türbine verilir. Su buharı, türbin şaftı üzerinde bulunan binlerce kanatçık üzerinden geçerken daha önce üretilen ısıdan almış olduğu enerjiyi kullanarak, türbin şaftını döndürür. İşte bu dönme, generatörün elektrik üretmek için gereksinim duyduğu mekanik harekettir. Jeneratörde oluşan elektrik ise iletim hatları denilen iletken teller ile kullanılacağı yere gönderilir.
Türbinden çıkan, enerjisi diğer bir deyişle basınç ve sıcaklığı azalmış buhar ise yoğunlaştırıcı (kondenser) denilen bölümde soğutulup su haline dönüştürüldükten sonra, tekrar kullanılmak üzere santralın ısı üretilen bölümüne geri gönderilir. Yoğunlaştırıcıda soğutma işini sağlayabilmek için deniz, göl veya ırmaklarda bulunan su kullanılır. Su kaynaklarından uzak bölgelerde ise santralın hemen yanında bulunan ve uzaktan bakıldığı zaman geniş dev bacalara benzeyen soğutma kuleleri kullanılır. Bu kulelerin üzerinde görülen beyaz duman ise su buharıdır.
Elektrik üretmek için kullanılan diğer bir yöntem ise hidrolik santrallardır. Bu yöntem ile barajlarda biriktirilen su, bir su türbinini üzerinden geçirilir ve türbine bağlı elektrik jeneratörü döndürülerek elektrik üretilir.
Yukarda bahsedilen bu yöntemler büyük miktarlarda elektrik enerjisini üretmek için kullanılırlar. Bunların yanı sıra rüzgar, güneş ve jeotermal enerji kullanarak da elektrik üretilmektedir. Ancak bu tür kaynaklardan üretilen enerji miktarı asıl ihtiyacımızı kendi başına karşılamaktan uzaktır.
Su, güneş, rüzgar ve geotermal kaynaklara, yenilenebilir enerji kaynakları denilir. Bu kaynaklar diğerleri gibi tükenmezler. Petrol, doğal gaz, kömür, uranyum gibi maddeler önümüzdeki birkaç yüzyıl içinde tükeneceklerdir.
NÜKLEER GÜÇ SANTRALI / REAKTÖRÜ NEDİR?
1. Reaktör kalbi (reactor core)
2. Kontrol çubuğu (control rod)
3. Reaktör basınç kabı (pressure vessel)
4. Basınçlandırıcı (pressurizer)
5. Buhar üreteci (steam generator)
6. Birincil soğutma su pompası (primary coolant pump)
7. Reaktör korunak binası (containment)
8. Türbin (turbine)
9. Jeneratör - Elektrik üreteci (generator)
10. Yoğunlaştırıcı (condenser)
11. Besleme suyu pompası (feedwater pump)
12. Besleme suyu ısıtıcısı (feedwater heater)
Bir nükleer santraldaki sistemler konvansiyonel güç santralları ile aynı mantıkla çalışırlar. Isı enerjisinin üretildiği kısımda elde edilen buharın türbin-jeneratörü döndürerek elektrik üretilmesi felsefesi, temel olarak nükleer santrallarda da aynıdır. Nükleer santrallar ısı üretmek için nükleer reaksiyonu kullandıkları ve bunun sonucunda çevreye salınmaması gereken radyoaktif maddeler ürettikleri için, bazı ek sistemler kullanırlar. Örneğin, bir çok nükleer santralda nükleer yakıtı barındıran yakıt tüpleri arasından ısınarak geçen su, doğrudan türbine gönderilmeyip, türbin için buhar üretilen ikinci bir çevrimi ısıtmak için kullanılır. Bununla ilgili sistemlere Birincil (Soğutma) Sistem(i) adı verilir.
İkincil sistem ise birincil soğutma sistemindeki ısıyı alarak türbin-jeneratörü döndürmek için gerekli olan buharın üretilmesi için kullanılan sistemdir.
Her iki sistem de kapalı birer döngü oluşturmuşlardır.
Soğutma sistemi ise ikincil sistem içinde yer alan yoğuşturucuyu soğutmak için kullanılır. Bu sistemde sıcaklığı yoğunlaştırıcıya göre daha az olan, deniz, göl veya ırmaklardaki su kullanılır. Suyun bolca bulunmadığı yörelerde ise bu sistemin içinde soğutma kulelerinden faydalanılır.
Nükleer santrallar, birincil sistemlerindeki farklılıklara göre değişik şekillerde adlandırılırlar. Şekilde görülen sistem, tipik bir “basınçlı su reaktörü”ne aittir. Dünyadaki 400 den fazla sayıda nükleer santralın yaklaşık olarak yarısı “basınçlı su reaktörü”dür. Basınçlı su reaktörlerininde, birincil sistem yaklaşık 150 atmosferlik bir basınç altında tutularak, içinde bulunan suyun yüksek sıcaklıklara kaynamadan çıkarılması sağlanmıştır.
Buna ek olarak “kaynar sulu”, “basınçlı ağır sulu” reaktörler de en çok kullanılan nükleer santral tipleridir.
DÜNYADA KAÇ TANE NÜKLEER GÜÇ SANTRALI VARDIR?
Uluslararası Atom Enerji Ajansı’na göre (1998 sonu), 434 nükleer güç santralı 33 ülkenin 250 farklı bölgesinde işletme halindedir. Ek olarak, 36 nükleer güç santralının 15 ülkede inşaatı sürdürülmektedir. Dünyada işletme halindeki santrallar yaklaşık 350000 MWe, inşaa halinde olanlar ise yaklaşık 27500 MWe kapasiteye sahiptirler. Nükleer enerjinin toplam dünya elektrik üretimindeki payı ise yaklaşık %16’dir.
Nükleer güç santralı bulunan belli başlı ülkeler:
ÜLKELER İŞLETME HALİNDE İNŞAA HALİNDE
ABD 104 -
FRANSA 58 1
JAPONYA 53 2
İNGİLTERE 35 -
RUSYA 29 4
ALMANYA 20 -
UKRAYNA 16 4
KORE 15 3
KANADA 14 -
İSVEÇ 12 -
HİNDİSTAN 10 4
Ek olarak, Dünyada tıb, bilimsel araştırma, enerji, tarım ve endüstrideki ihtiyaçlara destek veren 3000’den fazla nükleer tesis bulunmaktadır.
NÜKLEER ENERJİ ÇEVRE FAKTÖRÜ GÖZ ÖNÜNE ALINDIĞINDA UYGUN BİR SEÇENEK MİDİR?
Nükleer enerji, çevre gözönüne alındığında birçok üstünlüğe sahiptir. Karbondioksit üretmediği için, çevresel olarak en önemli problemlerden biri olan sera gazlarının artmasına katkıda bulunmaz. Örneğin, 40 yıl boyunca çalışan 1000 MW elektrik kapasitesindeki bir nükleer santralın yerine kullanılacak bir kömür santralı, yaklaşık 300 milyon ton sera gazının atmosfere bırakılmasına neden olur.
Nükleer santrallar, termik santralların aksine, kükürtdioksit gibi asit yağmurlarına yol açan çeşitli gazları atmosfere bırakmazlar.
NÜKLEER SANTRALLARDA NE GİBİ GÜVENLİK TEDBİRLERİ ALINMIŞTIR?
Nükleer santrallarda, nükleer maddelerin çevreye bırakılmamasını ve aynı zamanda nükleer reaksiyon sonucunda oluşan ısının her durumda reaktörden alınmasını garantiye alacak şekilde birçok güvenlik önlemi alınmıştır. Nükleer maddelerin dışarıya salınmaması için kademeli koruma önlemleri, oluşan ısının alınması için ise yine kademeli ve yedekli sistem ve bileşenler bulunmaktadır.
Nükleer yakıt, seramik formunda, yaklaşık 1 cm çap ve yüksekliğinde silindirik parçaların ard arda dizilmesiyle yine silindirik biçimde kapalı sızdırmaz tüpler içindedir. Bu tüplerin binlercesinin, aralarından soğutucu suyun geçmesine izin verecek şekilde bir araya getirilmesi ile de reaktör kalbi oluşturulmuştur. Bu kalp ise paslanmaz çelikten yapılan bir basınç kabının içinde bulunur (Basınçlı veya Kaynar Sulu reaktörlerde). Basınç kabı ve buna bağlı sistemler ise reaktör korunak binası adı verilen betondan yapılmış kubbemsi yapının içinde bulunurlar. Dolayısıyla, yakıt içinde bulunan radyoaktif maddelerin dışarıya salınmalarını, seramik yakıt, yakıt tübü, basınç kabı, çelik gömlek ve beton korunak binası, kademeli olarak engellemiş olurlar.
NÜKLEER REAKTÖRLER ENERJİ DIŞINDA BİR ŞEY ÜRETİR Mİ?
Nükleer reaktörler, tıb ve endüstride kullanılan yararlı radyoizotopların üretilmesinde de kullanılırlar. Kanser tedavisinde, boru kaynaklarının tahribatsız muayenesinde kullanılan Kobalt-60, Tiroid bozukluklarının teşhis ve tedavisinde kullanılan İyot-131, doktorların vücut içini görme amacıyla kullandıkları çeşitli tarayıcı cihazlarda kullanılan Teknesyum-99, akciğer havalanmasının ve kan akışının ölçülmesinde yararlanılan Ksenon-133, bu izotoplara örnek olarak verilebilir.
Nükleer santrallarda elde edilen fazla enerji ise, ev ve seralarımızın ısıtılması, tuzlu sudan içilebilir su elde edilmesi, petrol üretimi gibi alanlarda kullanılmaktadır.
NÜKLEER SANTRALLARIN ETRAFINDA YAŞAYAN İNSANLAR NE KADAR RADYASYON ALIR?
Dünyada yaşayan her insan, topraktan, uzaydan, kullandığımız elektronik aletlerden kaynaklanan doğal radyasyona maruz kalmaktadır. Bu radyasyonun miktarı, yaşadığımız yöre ve koşullara bağlı olarak yılda yaklaşık 2-3 mSv civarındadır. Buna ek olarak, Nükleer Santrallardan alacağımız radyasyon ise doğal radyasyona göre çok çok küçük seviyede kalmaktadır. Örnek olarak Dünyada en fazla nükleer santralın olduğu Amerika Birleşik Devletleri’nde bu tür santrallardan dolayı halkın doğal radyasyona ek olarak aldığı miktar yılda 0.05 mSv’in altındadır.
Radyasyonla çalışan kişiler için, doğal radyasyonun üzerinde maruz kalınacak maksimum miktar ise, ülkelere göre yıllık 20 ile 50 mSv arasında değişiklik göstermektedir.
ÇERNOBİL NÜKLEER KAZASINDA NE OLMUŞTU?
Ukrayna’daki Çernobil nükleer güç santralındaki kaza, reaktör güvenliği ile ilgili bir test sırasında gerçekleşmişti. Yapılan test, bu tür reaktörlerin kararlı çalışamadığı çok düşük güç seviyesindeydi ve bu seviyede reaktörün güvenlik sistemlerinin devreye girmemesi için, sorumlu operatörler, normalde yapmamaları gerektiği halde acil durum kapama sistemini devre dışı bırakmışlardı. Deney sırasında kalp içi sıcaklıklar güvenli seviyenin üstüne çıktığında ise reaktörü kapatacak ve soğutma sağlayacak sistemler devre dışındaydı. Bu affedilmez hata, buhar basıncının artmasına ve bu yüzden oluşan buhar patlamasıyla birlikte çatının çökmesine yol açtı. Böylece, reaktör içindeki sıcak grafit direk olarak atmosferle temas eder hale geldi. Havada bulunan oksijenle reaksiyona giren grafitin yanmasıyla reaktör kalbi bütünlüğünü kaybetti ve bu tür Rus reaktörlerinde (RMBK-1000) koruma kabuğunun da olmaması nedeniyle, radyoaktif maddeler dışarı salındı.
26. Nisan 1986, saat 01:23’de olan bu kazanın etkileri çok büyük oldu. Dünyadaki, çoğunluğu 25 yıldan fazla işletme deneyimine sahip olan 400’den fazla reaktördeki, çevredeki halk için ciddi olumsuz sonuçlara yol açan ilk kazaydı. 35 kişi kaza nedeniyle hayatlarını kaybettiler. Uzun dönemde de binlerce insan üzerinde olumsuz etkileri görülmeye devam etmekte.
İNSANLAR NÜKLEER GÜÇ SANTRALLARINDAN NEDEN BU KADAR KORKMAKTA?
İnsanlar genellikle bildiklerine göre bilinmeyen, hayal edilen tehlikelerden daha fazla korkma eğilimi taşırlar. Yanlış olmasına ve fiziksel olarak imkansız olmasına rağmen bir çok insan nükleer santralların bir bomba gibi patlamasından endişe ederler.
Nükleer güçle ilgili gerçekler üzerinde çalıştıkça, yararlarını ve oluşabilecek riskleri daha iyi anlayabilir, duygusal olmak yerine gerçekçi bir tutum takınabiliriz. Elektrik, buhar makinası, otomobil, uçak, uzay araştırmaları gibi yirminci yüzyılda ortaya çıkan her yeni teknoloji, başlangıçta birçok tehlikelerle dolu olduğu şeklinde kamuoyuna yansıtılmıştır. Ancak yaşamımıza getirdiği katkılar ortaya çıktıkça bu korkumuz da azalmıştır.
Modern Nükleer santrallar bir çok güvenlik sistemiyle donatılmışlardır. Bir sistem tamamıyla arızalansa bile diğeri onun yerine geçecek şekilde tasarlanmışlardır. Aynı zamanda diğer konvansiyonel elektrik üreten teknolojilerden farklı olarak, yer seçimi, inşaat, işletme ve işletme sonrası sökülme süreçlerinde, bağımsız bir otorite tarafından denetlenirler.
Nükleer enerjinin geleceğini 3. Dünya ülkelerinin bugüne ve yarına ait politikaları ve atacakları adımlar, belirleyecektir. Zira, gelişmiş batı devletlerinin önemli bir kısmında işsiz kalan, devlet sübvansiyonlarını yitiren nükleer reaktör üreticileri çareyi gelişmekte olan, nükleer enerjiyi güç ve prestij unsuru olarak algılayan ülkelere yönelmekte, yeni pazarlar yaratmak sureti ile ayakta kalmaya çalışmaktadırlar.
Bu bağlamda, başta Uzakdoğu ülkeleri olmak üzere Ortadoğu, balkan ülkeleri ve bazı Latin Amerika ülkeleri bu pazarın önemli müşterileri olarak göze çarpıyorlar. Örneğin, Japonya kendi işlettiği nükleer reaktörlerden elde ettiği %98 saf Plütonyum - 239′a ek olarak Fransa’dan sürekli saf plütonyum alıyor ve elbet bu durum enerji açığından değil, doğrudan taktik nükleer silah programı ile ilgilidir. Şu anda yapılan araştırmalara göre Çin’de yaklaşık 450 nükleer başlıklı silah bulunmakta ve bunlarının 300′ünün stratejik, diğer 150 adedinin de taktik nükleer silah olduğu bilinmektedir. Güney Kore 1992′de 2 adet Kanada tasarımı, hem elektrik enerjisi hem de plütonyum üreten Candu tipi reaktör almaya karar verdi. Ayrıca ellerindeki elektrik üreten santrallere ek olarak Çin 3, Güney Kore 2, Kuzey Kore 4, Japonya 13, Endonezya 2 adet nükleer yakıt zenginleştirme tesisine sahiptir. Bu ülkelere benzeri yaklaşımlarla Hindistan, Pakistan eşlik ederken İran; Rusya ve Çin’le anlaşmaya çalışarak teknoloji transferi çabaları içerisinde. Yanı sıra İsrail’in yeterli nükleer başlıklı silahları ve plütonyum stokları olduğu bilinmektedir. Ukrayna’da ise bütün dünyayı yerle bir etmeye yetecek kadar nükleer başlıklı silah vardır.
Kısaca görüldüğü gibi nükleer Pazar askeri
Amaçların yanı sıra sivil çabaları da kapsıyor. Bu ikili omuz omuza ilerliyor bahsi geçen bütün ülkelerin silah programları yanında ve çoğu zaman bunun için nükleer reaktörlere yaptıkları / yapmayı düşündükleri rakamlar inanılmaz boyutlardadır.
Peki 3. Dünya bir çılgınlığın peşinde kendinden geçerken Türkiye’de neler oluyor.
Türkiye’de çok uzun bir süredir yapılmaya / dayatılmaya çalışılan “nükleer santral” ile ilgili fizibilite etütleri 1967 - 1970 yılları arasında yapıldı. 300 Mw gücünde planlanan ve 1977 yılında işletmeye alınması düşünülen ağır su tipindeki bu santral ekonomik ve politik nedenlerle sonuçlandırılamadı. Ancak 1971 yılında TEK bünyesinde NÜKLEER SANTRAL DAİRESİ kuruldu. İlk fizibilite etüdüne paralel olarak 1974 yılında, Akkuyu’da bu kez 600 Mw’lık bir nükleer santralin 1983′te hizmete gerecek şekilde yapılmasına karar verilerek yatırım programına dahil edildi. Bu konuda ihale de yapılmış olmasına rağmen o günkü koşullarda büyük olasılıkla ekonomik nedenlerle inşaata başlanamadı, ama nükleer santrale de sahip olma hayalinden de vazgeçilmedi. 1983 yılına gelindiğinde bu kez uluslar arası firmalara “yap - işlet - devret” modeli ile santral kurmak üzere çağrı yapıldı ve Kanada “AECL” şirketinin Akkuyu’da, ABD’den gelen “General Electric” şirketinin de Sinop’ta santral kurması istendi. Ancak gene kamu oyu baskısı dışındaki nedenlerle yapım işlerine başlanmadı. 26 Nisan 1986 tarihinde meydana gelen Çernobil faciasının ardından uzun bir sessizlik ve bekleme dönemine geçildi. Bu süreçte 1987 yılında TEK Nükleer Enerji Dairesi kapatıldı. 1992′ye kadar beklentilerin aksine ne Çernobil faciası unutuldu ne de nükleer santral yapma istekleri.
1990 yılında Arjantin’le yapılan görüşmeler dışında yeni bir adım Çernobil’den yaklaşık 6,5 yıl sonra atıldı ve Aralık 1992′de 7 şirketten anahtar teslim esasına göre teklif istendi. Bu süreçte giderek yoğunlaşmaya başlayan kamuoyu baskıları da bir derece dikkate alınarak bu yaklaşımdan da vazgeçildi. Ancak Ocak 1994′te müşavirlik hizmetleri için ihale açıldı bu ihale için Resmi Gazeteye verilen ilanla; yıllardır tartışılan, gündeme getirilip sonradan unutturulan, yer seçimin yanlış olduğu ile ilgili verileri görmezden gelinen Akkuyu Nükleer Santrali “resmileştirilmiş” oldu. Başta yerel örgütler olmak üzere konuya duyarlı tüm kitle örgütleri tepkilerini dile getirdiler ve durum kısaca “anti - demokratik nükleer dayatmacılık” olarak nitelendirildi. Bu ihale için Nisan 1994′te toplanan tekliflerin değerlendirilmesi sonucunda Güney Kore Hükümeti’nin kamu kuruluşu KAERI “Korean Atomic Energy Research Institute” 1 Şubat 1995′te sözleşme imzalayarak (yapıma yönelik ihale şartnamelerinin hazırlanması dahil) “Akkuyu Nükleer Santral Mühendislik ve Müşavirlik Hizmetleri”‘ni gerçekleştirmeye başladı bu iş için ayrıla 600.000 dolarlık bütçenin yarısından fazla bir bedel, yaklaşık 350.000 dolar yapılan ve yapılacak hizmetler karşılığı söz konusu şirkete ödenmektedir. 3 aşamada yapılması planlanan işlerin 2. Aşaması yaklaşık 5 aylık bir gecikme ile Aralık 1995 ortalarında TEAŞ’ne teslim edildi. Bu aşamada uluslar arası yapım ihalesi için şartname taslakları hazırlandı 3. Aşama da şartname taslakları kesinleştirilerek her şey yapım ihalesine hazır hale getirilmiş olacak ihalede %100 kredi getirme şartı aranacak olup gerekli yakıt da ihale kapsamında olacak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından hazırlanan ve halen yürürlükte olan 2010 yılına kadar enerji planına göre bu santralin 2005 yılında devreye girmesi ön görülüyor. Planda santralin 1000 Mw güçte kurulması isteniyor bu durumda şirketler ve uluslar arası rekabete ve farklı teknolojilerin önerilmesine bağlı olarak 1,5 - 2 milyar dolarlık bir yatırım söz konusu olmaktadır.
Sonuç olarak; 1967′den 1996′ya ve 300 Mw’tan 1000 Mw’a “Akkuyu Nükleer Santralı” kurma hayali bu kez ciddi bir nokta da ve gerçekleşmeye çok yakın! Bu durum özellikle son altı yıldır uluslar arası nükleer lobiciliğin korkunç baskıları ve uygulayıcıların kamu oyu baskısı ile olası riskleri / tehlikeleri hiçe sayarak (bu baskıları adeta isteyerek) kabul etmelerinin doğal bir sonucudur. Türkiye’nin genel enerji politikaları da bu baza dayandırılarak değiştirilmiş,nükleer enerjinin oluşturabileceği ve çok uzun yıllar insan sağlığına zarar verecek, nesillerin sakat doğmasına yol açacak kaza riskleri de, çok yakın ve canlı Çernobil örneğine rağmen, yok sayılarak veya hafife alınarak halkın aksi yöndeki terciğine rağmen bu santralin yapımı planlanmıştır. Bu sistematik yaklaşım içerisinde,1993 yılında TEK’e bağlı Yeni ve Yenilebilir Enerji Kaynakları Müdürlüğü de sessiz sedasız kapatılmıştır. Çernobil faciasından sonraki süreçte radyasyonlu çayları içiren, fındıkları yediren ve tehlikelere karşı uyarmak yerine halkı kandıran, kendilerinden hala hesap sorulmayan politikacılar ve bürokratlar bu sistematiğin ayrılmaz parçasıdırlar.
Enerji konusunun kamuoyunda güncellik kazandığı bir dönemde, hükümetlerin bu konudaki ciddiyetten uzak açıklamaları ise beraberinde birçok soruyu akla getirmektedir. Örneğin, Mesut Yılmaz hükümetinin “Türkiye’nin enerji açığı var ve yıl sonuna kadar ülke karanlıkta kalacaktır” söylemi ile gündeme getirdiği “enerji sorunu” yanlış bir noktada ve yanlış araçlarla tartışılmıştır. Bu aşamada öncelikle, Türkiye’nin enerji senaryoları ne kadar gerçekçidir? Sorusuna yanıt aranmalıdır. İkinci soru alanı ise enerji - çevre bir ikilem sürdürülecek ya da tercih çevreyi dışlayan bir yaklaşım mı olacaktır?
Bu sorular umut vaat edici yanıtlar taşımıyorlar bu gün fakat ülkenin kaynaklarını ve elektrik enerjisi tablosunu görerek nükleerin ne kadar gereksiz olduğunu anlamak gerekrakamlar: (1996 yılına aittir)
1995 yılı sonu itibari ile ülkemizde kurulu bulunan elektrik santrallerinin toplam kurulu gücü 21.137 Mw tır.
Bu santrallerin %52,3′ü termik kaynaklardan, %47,5′u hidrolik kaynaklardan elektrik üretmektedirler. 1996 yılı içerisinde devreye girmesi beklenen ve henüz tamamlanamayan 403,8 Mw gücündeki santrallerin tamamlanması halinde 1996 yılı sonu itibari ile santrallerin toplam kurulu gücü 21.540 Mw olacaktır. Mevcut santrallerimizin yıllık üretim kapasitesi 111 milyar Kwh’tır. 1995 yılı itibari ile santrallerimizden 85 milyar Kwh elektrik enerjisi üretilmiştir.
1995 yılı net tüketimi ise 65 Kwh olmuş yani 20 milyar Kwh’lik enerji iç ihtiyaçlar, ENH - dağıtım sistemi ile kaçak kullanımlarda tüketilmiştir. Böylelikle kayıp oranı %30′lara ulaşmaktadır ki bu oranın yüksekliği dikkat çekicidir. (Dünya ortalaması %10 - %15 arasında değişmektedir)
Buraya kadar görüldüğü gibi elektrik enerjisi üretimi açısından bir problem görülmektedir. Kısaca üretilen enerjinin tüketicilerin kullanımına sunulmasına yani santrallerden iletilmesi ve dağıtım sistemi açısından durum nedir?
Ülkemizde 10.500 km 380 Kv, 24.500 km 154 Kv’luk iletim hattı mevcuttur. İletim hatlarının hemen hepsi 154 Kv üzerinden transfer edildiğinden 180 / 154 Kv’luk trafolarda bir sıkışma gözlenmektedir. (İstamnbul, ANkara, İzmir, Bursa gibi kentlerde) ancak dağıtım sistemindeki şehir şebekeleri genellikle eskimiş olduğundan ve uzun zamandır yatırım yapılmadığından tüketici taleplerine cevap veremeyecek bir hale gelmiş bulunmaktadırlar. Bu nedenle de özellikle büyük kentlerde elektrik kesintileri yaşanmaktadır. Bu kesintiler de üretimden kaynaklanmadığı halde nükleer santral lobilerince “ülkemiz elektriksiz kalacak mutlaka nükleer santral kurulmalıdır” diye kullanılmaktadır. Oysa nükleer santrallere gelinceye kadar ülkemizde daha kullanılmamış geniş bir potansiyelimiz bulunmaktadır yapılan ölçümler sonucunda ülkemiz hidrolik potansiyeli 433 milyar Kwh/yıl ve teknik olarak değerlendirilecek hidrolik potansiyelimizde 215 Kwh/yıl olarak tespit edilmektedir. Ekonomik olan (bu gün için) 125 433 milyar Kwh/yıl’dır bu da üşkemizde bugüne kadar kurulmuş olan santrallerimizin toplam potansiyelinin yaklaşık 1,5 katıdır. Ülkemizde linyit rezervlerinin 120 milyar Kwh/yıl enerji kapasitesine sahip olduğu kabul edilmektedir ki linyit kaynaklarımızın 2/3′ü henüz incelenmemiş durumdadır. Bu kaynaklarımızdan, hidrolik potansiyelimizin %29′u linyit potansiyelimizin ise %33′ünün kullanılmakta olduğu ortaya çıkmaktadır. 18 Aralık 1995 tarihinde ölçülen puant gücümüz 14145 MW’tır. Yani puant gücünün %49 fazlası kurulu güce ve bugünkü kurulu gücümüzün de 2,5 - 3 katı kadar hidrolik ve termik kaynaklara sahip olan ülkemizde “aman kaynaklarımız tükendi, nükleer santraller kuralım” demek düpedüz saçmalamaktır.
1974′lerde yaşanan bunalım da aynı teraneleri dinlemiştik. Ve o dönemde de nükleer santral önerileri ortaya atılmış idi. Aradan 22 yıl geçtiği halde nükleer santral kurulmadığı gibi bugün için de gündeme getirilmemelidir.
1974 petrol bunalımında ülkemizde enerji sıkıntısı çekilmesinin belirleyici nedeni olan Ambarlı Fueloil Santralı da tıpkı bugün nükleer santraller gereklidir diyen zihniyetler tarafından, 1965′te elektriksiz kalacağız diyerek emrivaki kurulmuştur. 1974 petrol bunalımında da santrale yakıt bulunamadığı için büyük çapta elektrik kesintileri yaşanmıştır. Ve durum buyken bir tek kelime daha eklemeden noktalıyoruz. Nükleer reaktör gereksizdir saptırılmış veriler ile aklı karışanlara sesleniyoruz öncelikle, anlamanız için daha kaç tane “Çernobil” gerekiyor?
Nükleer Elektrik Üretimi
KATI ATIK DEPO GAZINDAN ELEKTRİK ÜRETİMİNİN TÜRKİYE ’ DE UYGULANABİLİRLİĞİNE İKİ ÖRNEK : İSTANBUL VE BURSA TESİSLERİ
İlk olarak depo gazının ne olduğunu açıklamamız gerekir.Çöp depolama alanına katı atığın depolanmasıyla birlikte depo içerisinde ayrışma başlamakta , oluşan anaerobik ortamda organik maddelerin bozunması sonucunda bozunma gazları meydana gelmekte ve oluşan bu gazlar “depo gazı” olarak adlandırılmaktadır.
Depo gazı içeriğinde esas gazlar ve eser gazlar mevcuttur.Esas gazlar evsel katı atıkların organik ayrışması sonucunda ,eser gazlar ise depo sahasına gelen zehirli bileşiklerin etkileri sonucunda oluşmaktadır.Esas gazlar daha çok etkili olmakla beraber eser gazlarda insan sağlığını tehdit etmektedir.
Depo gazının büyük bir kısmını metan ( CH4 ) ve karbondioksit ( CO2 ) gazları oluşturmaktadır.Metanın doğrudan atmosfere verilmesi bölgesel ve global olarak çevre ve insan sağlığı açısından olumsuzluklar meydana getirmektedir.Bu olumsuzlukların başında ;
koku problemi , bitkilerin kuruması , metandan kaynaklanan patlama ve yangın riski ile global sera etkisi.
Metan dünya atmosferinde % 0.00022 oranında renksiz , kokusuz , zehirleyici olmayan yanıcı bir gazdır.Metan yanıcılığı nedeniyle geçmişte vahşi depolama katı atık sahalarında sürekli olarak görülen yangınlara sebep olmuştur.Vahşi depolamadan düzenli depolamaya geçiş nedenlerinden biri de budur.
Bütün yönleriyle metan gazı ele alındığında dönüşüm aşamasında yaygın olarak elektrik üretimi gelmektedir.Bu yöntemle elektrik üretimi gelişmiş ülkelerde çok öncelerde başlamış ülkemizde ise ancak son yıllarda kullanılamaya başlanmıştır.İstanbul ve Bursa Tesisleri bu amaçla faaliyete geçmiştir.Peki günümüz Türkiye ’ sinde bu şekilde bir dönüşümle enerji üretimi yapmanın getirisi ne boyutta olacaktır.Ne yazık ki enerji sıkıntısı çeken bir ülke olarak bu tesislerin azlığı , ülke politikasının bu konulara nedenli duyarlı olup olmadığının bir göstergesidir.
Bu dönüşümü değerlendirmeye alırsak ; İstanbul’un bir zamanlar depolama alanı olan Kemerburgaz Çöp Depolama Alanı’nda elektrik enerjisi üretim santrali yüz bin nüfusa hitap edecek. 6 milyon 500 bin dolara mal olan bu tesis 4 buçuk yıl sonra kendini amorte edecek ve 11 yıl ücretsiz şekilde bize hizmet verecek.Şu an 15 yıl boyunca 10 bin konutun enerji ihtiyacını karşılayacak kadar elektrik üretiliyor. Kemerburgaz’daki İSTAÇ tesislerinin elektrik ihtiyacı da buradan karşılanıyor. İSTAÇ’ın hedefi, başka iki çöp depolama alanında da metan gazından elektrik üreterek, 300 bin konutun 15 yıl boyunca enerji ihtiyacını karşılayabilmek. Türkiye’de bir ilkin başarıldığı tesiste, 38 aylık süreçte üretilen 4.9 milyon Kw elektrik TEDAŞ’a satılmıştır.
Bursa’daki tesiste ise ; Yap-işlet modeliyle yaptırılan ve 1.5 milyon dolara malolan tesiste, 1998 yılından bu yana yoğun biçimde elektrik üretimi başlatılırken, elektriğin ulusal sisteme aktarılmasıyla da Büyükşehir Belediyesi önemli bir gelir kaynağına sahip oldu.
Bu gerçekten bedava enerji elde etmek anlamına geliyor . Kendi kendini amorte eden , çalışması esnasında kullanacağı enerjiyi kendisi üreten , gelir getirisi çok büyük devasa bir atılım projesi.Aynı zamanda çevresel bazda düşünüldüğünde atmosfere çıkan zararlı gazların sera etkisi oluşturması minimize edilmeye çalışılmıştır. Ve ülkede kamusal alanların elektrik enerjisini karşılama imkanı sağlamıştır.
Katı atık geri dönüşüm sisteminin ülke geneline yayılması sonucunda depolama sahalarında katı atık miktarı azalacağı düşünülse dahi , mevcut vahşi depolama sahaları ile açılacak olan düzenli depolama sahalarından depo gazının elektrik potansiyeli , enerji darboğazları yaşamış ülkemiz açısından büyük öneme sahiptir.
Bu üretimde devlet politikasının rolü elbette çok büyüktür.Merkezi yönetimin bu enerji potansiyelinden faydalanmak için yerel yönetimlere destek vermesi , yerel yönetimlerin ise sahip oldukları depolama sahalarında elektrik üretim potansiyelini araştırması (katı atık özellikleri) ve sonuca hareket etmesi faydalı olacaktır.
MUAMMER ÇELİK
ÇEVRE MÜHENDİSİ
Yenilenebilir Enerji İle Yenilenen Dünya
Bilge DOĞRUCUOĞLU
Yazar : Bilge DOĞRUCUOĞLU
Tarih Tarih : 16 Aralık 2008 12:11
Sıcak çok sıcak, karanlık, puslu ve kirli bir dünya bizi gelecekte bekliyor. Bizi uyarıyor, kurtarın beni diyor. Biz neyi bekliyoruz peki, neden sesini duymuyoruz dünyanın ya da duyuyoruz ama kulaklarımızı tıkıyoruz dünyanın haykırışlarına.
Küresel ısınma her geçen gün, her geçen an sarıyor bizi. Çok uzaklarda, kutuplarda yaşayan o bembeyaz, kar beyaz ayılar yavaşça ölüyorlar. Seslerini duyuramadan veda ediyorlar, ısıttığımız dünyaya.
Fark ettik mi acaba petrol çıkarmak için kazarken verimli toprakları, fark ettik mi acaba çıkardığımız petrolü yakarken çıkarttığımız dumanları belki de fark ettik ama aldırmadık. Dedik ki ne olacak ‘Ben mi kurtaracağım bu dünyayı’ Evet siz kurtaracaksınız bu dünyayı, siz ben, eşiniz,çocuğunuz,arkadaşınız kurtaracak.
Geride bıraktığımız her saniye de biraz daha kirleniyor evren. Buna dur diyelim hep birlikte. Nasıl mı? Farkında olalım olanın bitenin , farkında olalım yeniliklerin, takipçisi olalım değişimin.
Artık hızla tükenen fosil kaynaklı yakıtlara mahkum değiliz. Alternatif enerji diye bir şey duydunuz mu hiç? Yenilenebilir enerji yani kendi kendini yenileyen enerji. Rüzgardan, güneşten, topraktan enerji elde etmenin bir yolu bu. Rüzgar türbini, güneş panelleri ve Türkiye’de adını pek duymadığımız ısı pompaları sayesinde çevreye zarar vermeden elektrik enerjisi üretmek ısınmak serinlemek bir de üzerine sıcak su elde etmek mümkün. 5KW’dan 20000 KW’ya kadar elektrik üretmeye olanak sağlayan sistemler bulunmakta. Neler yapılabilir bu kadar elektrik enerjisi ile? Neler yapılmaz ki! Tarımda, sanayide, evlerde her yerde kullanılan onsuz bir hayatın düşünülemediği, elektriği bu yolla elde ederek, kendi elektriğinizi kendiniz üretebilirsiniz. Fazlasını ise Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun yenilenmekte olan yasasına göre devlete satıp, bir gelir kaynağı bile elde edebilirsiniz.
Türkiye’de yenilenebilir enerji üzerine çalışan şirket sayısı az. Özellikle ısı pompalarının kurulumunu yapan şirket sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir. Green&Enerji Türkiye’de bu işi yapan nadir firmalar arasında, çevre için sosyal sorumluluklarını yerine getiren bir firmadır. Doğanın bu gizli gücünü kullanalım. Yenilenebilir enerji ile yeniliğe, hep birlikte…
www.greenenerji.com
info@greenenerji.com
(25 Eylül 2002 tarihli ve 24887 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumundan :
Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği
BİRİNCİ KISIM
Amaç, Kapsam, Hukuki Dayanak, Tanımlar ve Kısaltmalar
Amaç
Madde 1 — Bu Yönetmeliğin amacı; dağıtım sistemine bağlanmak isteyen veya bağlı olan tüketiciler ile bu tüketicilere bağlantı anlaşması, perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşma kapsamında hizmet veren taraflara uygulanacak standart, usul ve esasların belirlenmesidir.
Kapsam
Madde 2 — Bu Yönetmelik; tüketicilere dağıtım seviyesindeki hizmetlerin, yeterli, kaliteli ve sürekli olarak sunulması için;
a) Verimli ve kesintisiz hizmet sağlanmasına ilişkin olarak uyulması gereken hizmet kalitesi standartlarına,
b) Elektrik enerjisi tüketiminin tespiti ve tahakkuk ettirilmesine,
c) Tüketim amaçlı olarak elektrik enerjisi ve/veya kapasitenin rekabet ortamında temin edilebilmesi için uyulması gereken esas ve usullere,
d) Müşteri şikayetlerinin alınması, değerlendirilmesi ve müşterilerin bilgilendirilmesine yönelik esas ve usullere,
e) Müşterilerin hak ve yükümlülükleri ile müşteri zararlarının tazminine,
ilişkin hükümleri kapsar.
Perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiler dışındaki üretim veya otoprodüktör veya otoprodüktör grubu veya toptan satış lisansı sahibi tüzel kişilerden elektrik enerjisi ve/veya kapasite satın alan serbest tüketicilere sağlanan perakende satış hizmetleri bu Yönetmeliğin kapsamı dışında olup, bu satış hizmetlerine ilişkin hükümler, lisans sahibi tüzel kişiler ile serbest tüketicilerin aralarında yaptıkları ikili anlaşmalar kapsamında düzenlenir.
Hukuki dayanak
Madde 3 — Bu Yönetmelik, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar ve kısaltmalar
Madde 4 — Bu Yönetmelikte geçen;
1. Kanun: 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununu,
2. Kurum: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunu,
3. Kurul: Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunu,
4. Başkan: Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanını,
5. TEDAŞ: Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketini,
6. TEİAŞ: Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketini,
7. Abone grubu: Aynı hizmet standardına tabi gerçek ve tüzel kişileri,
8. Bağlantı anlaşması: Gerçek veya tüzel kişilerin dağıtım sistemine sürekli veya geçici olarak bağlantı yapmalarına ilişkin koşul ve hükümleri kapsayan anlaşmayı,
9. Bağlantı bedeli: Gerçek veya tüzel kişilerin dağıtım sistemine bağlantı yapmalarına ilişkin olarak yapılan masrafların karşılanmasını esas alan bedeli,
10. Bağlantı gücü: Bir kullanım yerinin elektrik projesinde belirtilen kurulu gücün, kullanma faktörü ile çarpılması suretiyle hesaplanan güç miktarını,
11. Dağıtım: Elektrik enerjisinin gerilim seviyesi 36 kV ve altındaki hatlar üzerinden naklini,
12. Dağıtım bölgesi: Bir dağıtım şirketinin lisansında tanımlanan bölgeyi,
13. Dağıtım tesisi: İletim tesislerinin bittiği noktadan itibaren, müstakilen elektrik dağıtımı için tesis edilmiş tesis ve şebekeyi,
14. Dağıtım sistemi: Bir dağıtım bölgesinde yer alan elektrik dağıtım tesisleri ve şebekesini,
15. Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği: 4/8/2002 tarihli ve 24836 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmeliği,
16. Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği: 11/8/2002 tarihli ve 24843 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmeliği,
17. Hizmet: Elektrik enerjisi ve/veya kapasite satışına yönelik olarak, bağlantı, sayaç okuma, ödeme bildirimleri ve müşteri hizmetlerine ilişkin diğer faaliyetleri,
18. İkili anlaşmalar: Gerçek veya tüzel kişiler ile lisans sahibi tüzel kişiler arasında ya da lisans sahibi tüzel kişilerin kendi aralarında özel hukuk hükümlerine tabi olarak, elektrik enerjisi ve/veya kapasitenin alınıp satılmasına dair yapılan ve Kurul onayına tabi olmayan ticari anlaşmaları,
19. İlgili mevzuat: Elektrik piyasasına ilişkin kanun, yönetmelik, tebliğ, genelge, Kurul kararları ile ilgili tüzel kişilerin sahip oldukları lisans veya lisansları,
20. İlgili tüzel kişi: İlgisine göre dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi ve/veya perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiyi,
21. Müşteri: Perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşmalar yoluyla hizmet alan tüketicileri,
22. Perakende satış hizmeti: Perakende satış lisansına sahip şirketler tarafından, elektrik enerjisi ve/veya kapasite satımı dışında, tüketicilere sağlanan sayaç okuma, faturalama gibi diğer hizmetleri,
23. Perakende satış sözleşmesi: Bağlantı anlaşması mevcut olan kullanım yeri için, perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi ile müşteriler arasında Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde, elektrik enerjisi ve/veya kapasite temini ile hizmet alımına yönelik olarak yapılan ticari faaliyetlere ilişkin koşul ve hükümleri kapsayan sözleşmeyi,
24. Perakende satış şirketi: Elektrik enerjisinin ve/veya kapasitenin ithalatı ve iletim sistemine doğrudan bağlı olanlar dışındaki tüketicilere perakende satışı ve/veya tüketicilere perakende satış hizmeti verilmesi ile iştigal edebilen tüzel kişiyi,
25. Serbest olmayan tüketici: Elektrik enerjisi ve/veya kapasite alımlarını sadece, bölgesinde bulunduğu perakende satış lisansı sahibi dağıtım şirketi veya perakende satış şirketlerinden yapabilen gerçek veya tüzel kişiyi,
26. Serbest tüketici: Kurul tarafından belirlenen elektrik enerjisi miktarından daha fazla tüketimde bulunması veya iletim sistemine doğrudan bağlı olması nedeniyle tedarikçisini seçme serbestisine sahip gerçek veya tüzel kişiyi,
27. Tarife: Elektrik enerjisinin ve/veya kapasitenin iletimi, dağıtımı ve satışı ile bunlara dair hizmetlere ilişkin fiyatları, hükümleri ve şartları içeren düzenlemeleri,
28. Tedarikçi: Müşterilerine elektrik enerjisi ve/veya kapasite sağlayan üretim şirketleri, otoprodüktörler, otoprodüktör grupları, toptan satış şirketleri, perakende satış şirketleri, perakende satış lisansı sahibi dağıtım şirketlerini,
29. Tüketici: Elektriği kendi ihtiyacı için alan serbest ve serbest olmayan tüketicileri,
ifade eder.
İKİNCİ KISIM
Başvuru ve Müşterilere İlişkin İşlemler
BİRİNCİ BÖLÜM
Bağlantı Başvurusu, Bağlantı Anlaşması, Sisteme Bağlantı Yapılması
Bağlantı başvurusu
Madde 5 — Yeni bir tesis veya kullanım yeri için dağıtım sistemine bağlanmak suretiyle elektrik enerjisi temin etmek isteyen gerçek veya tüzel kişi, bulunduğu dağıtım bölgesindeki dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiye doğrudan veya dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi aracılığıyla başvurur.
Başvuruda bulunan mülk sahibi ve/veya sahipleri veya vekili, mülk kiraya verilmiş ise belgelemesi kaydıyla kiracı;
a) Tapu kaydını ve elektrik projesini,
b) İmar alanı içerisinde bulunanlar, 3194 sayılı İmar Kanununun 30, 31 inci maddelerine göre yapı kullanma iznini,
c) Köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralarda bulunanlar, 3194 sayılı İmar Kanununun 27, 30 uncu maddelerine göre yapı kullanma iznini,
d) İmar ve köy yerleşim alanları dışında bulunanlar, Bayındırlık ve İskan İl Müdürlüklerinden verilecek yapı kullanma iznine ilişkin belgeyi,
e) Ruhsat gerektirmeyen kullanım yerleri için mevzuat kapsamında ilgili mercilerden alınacak izin belgesini,
ibraz eder.
Kullanım amacıyla sınırlı bir süre için, dağıtım sistemine geçici bağlantı yaparak elektrik enerjisi temin etmek isteyen gerçek veya tüzel kişi, elektrik projesini ve kullanım amacının gerektirdiği izin belgesini ibraz etmek kaydıyla başvuruda bulunur.
Başvurunun değerlendirilmesi ve bağlantı anlaşması
Madde 6 — Gerçek veya tüzel kişilerin, dağıtım sistemine bağlantı talebinin dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde karşılanması ve bağlantı anlaşması yaparak hizmet verilmesi esastır.
Bağlantı için yapılan başvuru, dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından, dağıtım sisteminin mevcut durumu çerçevesinde genişleme yatırımı veya yeni yatırımın gerekli olması hususları da dikkate alınarak değerlendirilir.
Buna göre;
a) Dağıtım sisteminin mevcut durumunun bağlantı talebinin karşılanması için uygun olması halinde, 5 inci maddede belirtilen belgelerin ibraz edilmesi kaydıyla dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi ile başvuru sahibi arasında bağlantı anlaşması imzalanır.
b) Dağıtım sisteminin mevcut durumunun bağlantı talebinin karşılanması için uygun olmaması ve genişleme yatırımı veya yeni yatırımın gerekli olması durumunda; saha etüdü gerektirmeyen hallerde başvuru tarihinden itibaren on iş günü, saha etüdü gerektiren hallerde ise başvuru tarihinden itibaren yirmi iş günü içerisinde, bağlantı talebinin karşılanabileceği makul bir süre, gerekçeleri ile birlikte başvuru sahibine yazılı olarak bildirilir. Başvuru sahibinin söz konusu süreye itiraz hakkı saklı olup, bu konuda Kuruma başvurabilir. Başvuru, Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinin 38 inci maddesi hükümleri çerçevesinde Kurum tarafından değerlendirilir. Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından verilen görüşe ilişkin gerekçelerin Kurul tarafından uygun görülmemesi halinde, dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi ile başvuru sahibi arasında bağlantı anlaşması imzalanır.
c) Başvuru sahibinin (b) bendi kapsamında haksız bulunması veya bağlantı talebinin karşılanabilmesi için dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından bildirilen sürenin başvuru sahibi tarafından uzun bulunması ve bağlantı talebinin branşman hattı tesis edilerek karşılanabilir olması halinde gerekli yatırım başvuru sahibi tarafından üstlenilebilir. Bu durumda bağlantı projesinin hazırlanması başvuru sahibinin sorumluluğunda olup, bağlantı projesinin hazırlanabilmesine ilişkin etüt için gerekli olan tüm bilgiler dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından sağlanır. Bağlantı projesi, tamamlanmasını müteakip onay için dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiye sunulur. Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, söz konusu proje üzerindeki incelemesini proje sunum tarihinden itibaren beş iş günü içerisinde tamamlayarak projeyi onaylar veya projeyi revizyon için başvuru sahibine iade eder. Proje revizyonunun gerekçeleri başvuru sahibine yazılı olarak bildirilir. Bağlantı projesinin onaylanması durumunda, dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi ile başvuru sahibi arasında, branşman hattının mülkiyet ve kullanım hakları ile finansman ve bağlantı koşulları gibi hususların düzenlendiği bağlantı anlaşması imzalanır.
Dağıtım sistemine geçici bağlantı yaparak elektrik enerjisi temin etmek isteyen gerçek veya tüzel kişi ile dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi arasında kullanım amacıyla sınırlı bir süreyi içeren bağlantı anlaşması imzalanır.
Bağlantı anlaşmasının imzalanmasını takiben ve anlaşmada yer alan süre içerisinde gerekli bağlantı varlıkları tesis edilerek, Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak belirlenen bağlantı bedeli, başvuru sahibi tarafından dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiye ödenir.
Bağlantı bedeli, bir defaya mahsus olmak üzere ve ilk bağlantı anlaşması yapılması esnasında tahsil edilir ve geri ödenmez.
Bağlantı anlaşmasında yer alan adresteki kullanım yeri var olduğu sürece, bağlantı anlaşması yürürlükte kalır ve söz konusu kullanım yerindeki müşteri değişikliği halinde yeni bir bağlantı anlaşması yapılması talep edilmez.
Sisteme bağlantı yapılması
Madde 7 — Bağlantı anlaşması yapmış olan gerçek veya tüzel kişinin müşteri olarak dağıtım sistemine bağlantısının yapılabilmesi için, perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşmanın dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiye tevsik edilmesi gereklidir.
Sisteme bağlantı yapılmadan önce, dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından;
a) İmar yerleşim alanında üç iş günü içerisinde,
b) İmar yerleşim alanı dışında ise beş iş günü içerisinde,
müşterinin ölçü cihazları ve devrelerinin uygunluğu kontrol edilerek sayaç ve ölçü devrelerinin ilgili bölümleri mühürlenir ve sayaç okuması yapılarak tespit edilen ilk endeks değeri ve sisteme bağlantı yapılması hakkında tutanak düzenlenir.
Müşterinin sisteme bağlanmasından sonra her türlü dağıtım hizmeti, dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından bağlantı anlaşması ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde karşılanır.
Bir başka müşteri mülkiyetindeki tesisten faydalanma
Madde 8 — Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, mevcut müşterinin bağlantı anlaşması hükümleri çerçevesinde, söz konusu müşterinin mülkiyetindeki branşman hattı ve müştemilatından yeni bağlantı taleplerini karşılayabilir.
Bir başka müşteriye ait branşman hattının kullanılabilmesi için ödenmesi gereken hat katılım payının, dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından belirlenmesinde;
a) Branşman hattı ve müştemilatının toplam yatırım maliyetinin, branşman hattının ortak kullanılacak kısmına tekabül eden miktarı,
b) Branşman hattı yatırımının tamamlandığı tarih ile bağlantı talebinde bulunan başvuru sahibinin başvuru tarihi arasındaki süre zarfında Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanmış yeniden değerleme oranları,
c) Branşman hattının kalan amortisman süresinin toplam amortisman süresine oranı,
d) Bağlantı talebinde bulunan başvuru sahibinin öngörülen bağlantı gücünün branşman hattında mevcut bağlantı güçleri toplamına oranı,
dikkate alınır.
Hesaplanan hat katılım payına ilgili taraflarca yapılacak itirazların dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından gerekçeli olarak yanıtlanması zorunludur. Taraflar arasında anlaşma sağlanamadığı durumlarda Kuruma başvuruda bulunulabilir.
Hat katılım payı , branşman hattının mülkiyet sahibi ile branşman hattına bağlanacak gerçek veya tüzel kişi arasında varılan mutabakat çerçevesinde yeni müşteri tarafından mevcut müşteriye ödenir. Ödemeye ilişkin belgenin dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiye ibraz edilmesinden sonra dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi ile branşman hattına bağlanacak gerçek veya tüzel kişi arasında bağlantı anlaşması imzalanır ve 7 maddede yer alan yükümlülüklerin de yerine getirilmesi kaydıyla yeni müşterinin dağıtım sistemine bağlantısı yapılır.
Bağlantı gücünde değişiklik yapılması
Madde 9 — Mesken aboneleri dışında kalan müşteriler, kendilerine ait tesislerdeki bağlantı gücünün yüzde yirmiden daha fazla artması halinde, tadilat projesiyle birlikte yedi iş günü içerisinde dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiye başvurur.
Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tadilat projesini inceler ve inceleme sonuçları ile uygulamaya esas cevabını onbeş gün içerisinde müşteriye yazılı olarak bildirir.
Bağlantı gücündeki artışın herhangi bir maliyet getirmesi halinde, ilgili mevzuat çerçevesinde işlem yapılır ve yapılan işleme ilişkin bedeller müşteriden tahsil edilir.
Bağlantı anlaşması, yapılan işlemleri içerecek şekilde tadil edilir.
Bu yükümlülüğünü yerine getirmeyen müşterilere usulsüz elektrik enerjisi tüketimine ilişkin ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.
İKİNCİ BÖLÜM
Perakende Satış Sözleşmesi
Perakende satış sözleşmesi
Madde 10 — Perakende satış sözleşmesi asgari olarak; hizmet verilmesine ilişkin şartları, Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak ilgili abone grubuna uygulanacak tarife, sözleşme süresi ve sözleşmenin feshi gibi hükümleri içerecek şekilde düzenlenir ve perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi ile müşteri arasında imzalanır. Perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi, imzalanan her bir perakende satış sözleşmesi hakkında ilgili dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiye imza tarihini izleyen üç gün içerisinde yazılı olarak bilgi verir.
Perakende satış sözleşmeleri kapsamında, Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği çerçevesinde Kurum tarafından yapılan gelir ve/veya fiyat düzenlemesine aykırı olmamak kaydıyla, piyasada rekabeti geliştirecek ve uygulama açısından müşterilere kolaylık sağlayacak hususlar yer alabilir.
Perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi, perakende satış sözleşmesinin sona erdirileceği tarihin en az üç iş günü öncesinden, ilgili dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiye yazılı olarak bilgi verir.
Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, perakende satış sözleşmesi sona eren müşterinin yeni bir perakende satış sözleşmesi bulunmaması halinde, kullanım yerinin elektrik enerjisini keser.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Hizmet Kalitesi ve Kesintisiz Hizmet Sağlanması
Hizmet kalitesi
Madde 11 — Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, ilgili mevzuat uyarınca bölgesinde bulunan tüm müşterilere eşit taraflar arasında ayrım gözetmeksizin yeterli, kaliteli ve sürekli elektrik enerjisi sunacak şekilde hizmet verir.
Perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi, lisansı kapsamında faaliyet gösterdiği bir dağıtım bölgesi içerisinde bulunan tüm müşterilere, perakende satış sözleşmesi kapsamında eşit taraflar arasında ayrım gözetmeksizin aynı kalitede hizmet verir.
Elektrik kesintileri
Madde 12 — Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinin 51 inci maddesinde tanımlanan mücbir sebepler veya lisansında yer alan özel mücbir sebepler ya da programlı kesintiler dışında dağıtım sistemini, kendisinden hizmet alanlara kaliteli ve sürekli elektrik enerjisi sağlayacak durumda tutmakla yükümlüdür.
Müşteriler, programlı kesintiler hakkında dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından, kesintiden en az kırksekiz saat önce yazılı, işitsel veya görsel basın yayın kuruluşları aracılığıyla bilgilendirilir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Kaçak Elektrik Enerjisi Tüketimi ve Usulsüz Elektrik Enerjisi Tüketimi
Kaçak elektrik enerjisi tüketimi
Madde 13 — Gerçek veya tüzel kişiler tarafından, dağıtım sistemine veya sayaca veya ölçü sistemine ya da tesisata müdahale edilerek, tüketimin doğru tespit edilmesini engellemek suretiyle, elektrik enerjisinin eksik veya hatalı ölçülerek veya hiç ölçülmeden veya yasal şekilde tesis edilmiş sayaçtan geçirilmeden mevzuata aykırı bir şekilde tüketilmesi, kaçak elektrik enerjisi tüketimi olarak kabul edilir.
Kaçak elektrik enerjisi tüketiminin tespit edilmesinde, ilgili tüzel kişinin tespitini doğru bulgu ve belgelere dayandırması ve tüketici haklarının ihlal edilmemesi esastır.
Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak elektrik enerjisi tükettiği tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektriğini keserek Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur.
Kaçak elektrik enerjisi tüketim bedeli, yapılan tespit çerçevesinde, ölçüm ve kontrol sonuçlarına göre düzenlenen belgelere dayanılarak hesaplanmak suretiyle, kullanım süresi ve bu süre içerisinde tüketilen elektrik enerjisi miktarı dikkate alınarak ilgili tüzel kişi tarafından gerçek veya tüzel kişiye 15 inci madde uyarınca belirlenen yöntemler çerçevesinde tahakkuk ettirilir.
Usulsüz elektrik enerjisi tüketimi
Madde 14 — Müşterinin;
a) Ölçme noktasından sonraki kendi elektrik tesisatından üçüncü şahıslara elektrik enerjisi vermesi,
b) Kendi adına perakende satış sözleşmesi olmadan daha önceki müşteri adına düzenlenen ödeme bildirimlerini ödemek suretiyle elektrik enerjisi tüketmesi,
c) Sayaç ve ölçü devreleri mühürsüz olduğu halde ilgili tüzel kişilere haber vermeden elektrik enerjisi tüketmesi,
d) Perakende satış sözleşmesinin imzalanmasından sonra dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından 7 nci madde çerçevesinde yapılması gereken bağlantı işleminin tamamlanmasını beklemeksizin bağlantı yapması veya yaptırması,
e) İlgili tüzel kişilere yapılmış başvuru olmaksızın, bulunduğu abone grubunun kapsamı dışında elektrik enerjisi tüketmesi,
f) Güç trafosunu değiştirdiği halde ilgili tüzel kişilere durumu yazılı olarak onbeş gün içerisinde bildirmemesi,
g) 9 uncu maddede belirtilen yükümlülükleri yerine getirmemesi,
hallerinde, usulsüz elektrik enerjisi tüketmiş sayılır. Ancak; (b), (c) ve (e) bentlerinde tanımlanan hallerde, usulsüz elektrik enerjisi tüketimi tespitinden önce ilgili tüzel kişilere başvuruda bulunulmuş olması ve bunun belgelenmesi durumunda, usulsüz elektrik enerjisi tüketimine ilişkin hükümler uygulanmaz.
Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından, usulsüz elektrik enerjisi tükettiği tespit edilen müşterinin elektriği kesilir.
Kaçak ve usulsüz elektrik enerjisi tüketimine yönelik ortak hükümler
Madde 15 — Kaçak ve usulsüz elektrik enerjisi kullanımına ilişkin olarak;
a) Tespit,
b) Süre,
c) Tüketim miktarı hesaplama,
d) Tahakkuk,
e) Ödeme,
yöntemleri ile diğer usul ve esaslar, dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından belirlenerek Kuruma sunulur ve Kurul onayı ile uygulamaya konulur. Bu yöntemlerde Kurul onayı olmaksızın değişiklik yapılamaz.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Sayaç ve Kontrol Ekipmanı
Genel hükümler
Madde 16 — Müşterinin aktif ve reaktif elektrik enerjisi tüketimi; 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanununa göre Türk Standartları, Avrupa Birliği Standartları ve ISO, IEC gibi uluslararası standartlardan herhangi birine uygun sayaçlar vasıtasıyla, bu standartlara uygun şekilde tesis edilmiş ölçüm sistemleri kurulmak suretiyle ölçülür.
Sayacın; 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu hükümleri doğrultusunda dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından, her türlü ayar, kalibrasyon ve bakım için periyodik olarak kontrol ettirilmesi esastır. Periyodik kontroller için gerekli masraflar, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından belirlenen bedeller üzerinden, sayaç maliki tarafından karşılanır.
Sayaç yeri
Madde 17 — Sayaç ve ilgili ölçü aletlerinin yeri, ilgili mevzuat çerçevesinde dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından belirlenir. Sayaç, ilgili tüzel kişinin kolayca okuyabileceği şekilde tesis edilir.
İlgili tüzel kişi, teknik gereklilik halinde müşteri tesislerine ilave ölçü ve kontrol cihazları tesis edebilir. Müşteri, ilgili tüzel kişi tarafından tesis edilen sayaç, ölçü ve kontrol cihazları ile bunların tesis edileceği yerler için kira veya başka bir ad altında herhangi bir bedel talep edemez.
Sayaç kontrolü
Madde 18 — Sayacın arızalanması veya ölçme hassasiyetinden şüphe edilmesi halinde, ilgili tüzel kişi veya müşteri tarafından sayacın kontrolü talep edilebilir. Bu talep, dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu hükümleri çerçevesinde karşılanır ve oluşan bedeller talep sahibi tarafından ödenir.
Sayacın tüketim kaydetmemesi
Madde 19 — Sayacın, müşterinin kusuru dışında herhangi bir nedenle tüketim kaydetmediğinin tespit edilmesi halinde, sayaç çalışır duruma getirildikten sonra müşterinin ödeme bildirimine esas iki tüketim dönemine ait tüketimlerinin ortalaması alınır ve bu ortalama söz konusu müşterinin yer aldığı abone grubundaki benzer tüketim eğilimine sahip diğer tüketiciler emsal alınmak suretiyle hesaplanan aynı dönemdeki tüketimlerin ortalaması ile kıyaslanır Müşterinin tüketim ortalaması, emsal alınan tüketicilerin ortalamasından fazla ise, geçmiş dönem tüketimleri müşterinin tüketim ortalaması dikkate alınarak hesaplanır ve tahakkuk ettirilir. Aksi takdirde, emsal alınan tüketicilerin tüketim ortalaması ile söz konusu müşterinin tüketim ortalaması arasındaki fark yüzde yirmiden az ise, müşterinin tüketim ortalaması dikkate alınarak geçmiş dönemdeki tüketimleri hesaplanır ve tahakkuk ettirilir. Aradaki fark yüzde yirmiden fazla ise, emsal alınan tüketicilerin tüketim ortalaması dikkate alınarak müşterinin geçmiş dönemdeki tüketimleri hesaplanır ve tahakkuk ettirilir.
Hesaplamaların yapılmasında, müşterinin sayacının normal olarak çalıştığı geçmiş yıllar tüketimleri ile müşterinin yer aldığı abone grubundaki benzer tüketim eğilimine sahip diğer tüketicilerin yıllık tüketimleri kıyaslanarak, tüketimde mevsimsel olarak meydana gelen değişiklikler de dikkate alınır. Müşteriye ilişkin yıllık veri olmaması halinde ise, hesaplamalarda dikkate alınacak mevsimsel değişiklikler aynı abone grubundaki benzer tüketim eğilimine sahip diğer tüketicilere ilişkin veriler göz önüne alınarak yapılır.
Perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi tarafından yapılan tahakkuk işleminde sayacın tüketim kaydetmediği dönem birim fiyatları kullanılır ve gecikme faizi uygulanmaz.
Sayacın doğru tüketim kaydetmemesi
Madde 20 — Sayacın, müşterinin kusuru dışında herhangi bir nedenle doğru tüketim kaydetmediğinin tespit edilmesi halinde, sayaç çalışır duruma getirildikten sonra müşterinin ödeme bildirimine esas iki tüketim dönemine ait tüketimlerinin ortalaması alınır ve bu ortalama söz konusu müşterinin yer aldığı abone grubundaki benzer tüketim eğilimine sahip diğer tüketiciler emsal alınmak suretiyle hesaplanan aynı dönemdeki tüketimlerin ortalaması ile kıyaslanır Müşterinin tüketim ortalaması, emsal alınan tüketicilerin ortalamasından fazla ise, geçmiş dönem tüketimleri müşterinin tüketim ortalaması dikkate alınarak hesaplanır ve fark tahakkuk ettirilir. Aksi takdirde, emsal alınan tüketicilerin tüketim ortalaması ile söz konusu müşterinin tüketim ortalaması arasındaki fark yüzde yirmiden az ise, müşterinin tüketim ortalaması dikkate alınarak geçmiş dönemdeki tüketimleri hesaplanır ve fark tahakkuk ettirilir. Aradaki fark yüzde yirmiden fazla ise, emsal alınan tüketicilerin tüketim ortalaması dikkate alınarak müşterinin geçmiş dönemdeki tüketimleri hesaplanır ve fark tahakkuk ettirilir.
Müşterinin iki tüketim dönemi ortalaması, yer aldığı abone grubundaki benzer tüketim eğilimine sahip diğer tüketicilerin ortalamasından fazla ise, geçmiş dönem tüketimleri müşterinin ortalama tüketimi dikkate alınarak hesaplanır ve fark tahakkuk ettirilir.
Hesaplamaların yapılmasında, müşterinin sayacının normal olarak çalıştığı geçmiş yıllar tüketimleri ile müşterinin yer aldığı abone grubundaki benzer tüketim eğilimine sahip diğer tüketicilerin yıllık tüketimleri kıyaslanarak, tüketimde mevsimsel olarak meydana gelen değişiklikler de dikkate alınır. Müşteriye ilişkin yıllık veri olmaması halinde ise, hesaplamalarda dikkate alınacak mevsimsel değişiklikler aynı abone grubundaki benzer tüketim eğilimine sahip diğer tüketicilere ilişkin veriler göz önüne alınarak yapılır.
Tüketimdeki farklar, ilgili dönem birim fiyatlarıyla ve gecikme faizi olmaksızın, perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi tarafından müşteriye tahakkuk ettirilir.
Yukarıda yapılan hesaplamalar sonucunda bulunan fark müşteri lehine ise, 23 üncü maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine göre iade veya mahsup işlemi yapılır.
ALTINCI BÖLÜM
Elektrik Enerjisi Tüketim Miktarının Tespiti ve Ödeme Bildirimleri
Elektrik enerjisi tüketim miktarının tespiti ve ödeme bildiriminde bulunulması
Madde 21 — Ön ödemeli sayaç kullanılması gibi haller dışında;
a) Ödeme bildirimine esas tüketim dönemi, ödeme bildirimlerinin hazırlanması ve müşteriye tebliği ile ilgili usul ve esaslar, perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşma hükümlerine göre düzenlenir.
b) Perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi, müşteri sayacından ödeme bildirimine esas tüketim dönemleri itibarıyla dönem sonu endekslerini okur ve birbirini takip eden iki dönem arasındaki endeks farkı müşterinin elektrik enerjisi tüketimi olarak kabul edilir.
c) Perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi tarafından düzenlenen ödeme bildirimi, son ödeme tarihinden en az onbeş gün önce müşteriye tebliğ edilir.
Ödeme bildirimlerinde yer alan bilgiler
Madde 22 — Müşterilere düzenlenecek ödeme bildirimlerinde, Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde hazırlanan fiyatlandırma yöntemine göre asgari olarak aşağıdaki bilgiler yer alır;
a) Müşterinin adı-soyadı veya unvanı, adresi, kayıt numarası, dosya numarası, abone grubu,
b) Sayaç veya sayaçlara ait marka, tip ve seri numarası, çarpan, varsa akım ve/veya gerilim trafo oranları,
c) Tüketime esas ilk ve son endeksler ile okuma tarihleri,
d) Tüketilen elektrik enerjisi miktarı,
e) Tüketimin fiyatlandırılmasına esas enerji ve kapasite bilgileri,
f) Elektrik enerjisi birim fiyatları ve tüketim bedeli,
g) Vergi, yasal kesinti ve borçlar,
h) Son ödeme tarihi ve ödeme merkezleri,
i) Değiştirilen sayaç var ise aynı döneme ait tüketim değerleri,
j) Müşteri hizmetleri merkezinin telefon ve faks numaraları ile internet adresi,
k) Günlük enerji tüketim ortalaması,
l) Bir sonraki okuma dönemi,
m) Varsa geçmiş dönemlere ilişkin borç.
Hatalı bildirimde bulunulması
Madde 23 — Ödeme bildirimine ilişkin hatalar; hatalı sayaç okunması, yanlış tarife veya yanlış çarpım faktörü uygulanması, tüketim miktarı ve/veya bedelinin hatalı hesaplanması ya da mükerrer ödeme bildirimi düzenlenmesi gibi hususlardır.
Perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiden kaynaklanan hatalı bildirimlere karşı, müşteri tarafından son ödeme tarihine kadar itiraz edilebilir. İtirazın yapılmış olması ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. İtiraza konu tüketim bedeli ile müşterinin bir önceki tüketim döneminde ödemiş olduğu tüketim bedeli arasındaki farkın yüzde otuzdan fazla olması durumunda müşteri, bir önceki dönemde ödemiş olduğu tüketim bedelini son ödeme tarihinden önce yatırabilir. Bu durumda müşteriye 24 üncü madde hükümleri uygulanmaz.
İtiraz, ilgili tüzel kişi tarafından başvuru tarihini izleyen en geç on iş günü içerisinde incelenerek sonuçlandırılır ve inceleme sonuçları müşteriye yazılı olarak bildirilir.
İnceleme sonucuna göre itirazın haklı bulunması halinde, itiraza konu tüketim bedeline dair fazla olarak tahsil edilen bedel tüketiciye üç iş günü içerisinde iade edilir veya müşterinin tercih etmesi halinde bir sonraki tüketim dönemine ait bedelden mahsup edilir.
İnceleme sonucuna göre itirazın haklı bulunmaması halinde, itiraza konu tüketim bedelinin eksik tahsil edilen kısmı, müşteriden tahsil edilir.
Zamanında ödenmeyen borçlar
Madde 24 — Zamanında ödenmeyen borçların tahsiline ilişkin hususlar; perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşmalar kapsamında düzenlenir.
Müşterinin perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşmalar kapsamında öngörülen ödemeleri zamanında yapmaması halinde dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından elektriği kesilebilir.
Perakende satış sözleşmesinde belirlenen gecikme faizi, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesine göre belirlenen gecikme zammını aşamaz.
Aynı kullanım yerine ait başka müşterilerin önceki dönemlere ilişkin tüketimlerinden kaynaklanan borçları, yeni müşterinin üstlenmesi talep edilemez.
Kesilmiş olan elektriğin yeniden bağlanması
Madde 25 — 10, 13, 14 ve 24 üncü maddeler uyarınca dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından elektriği kesilmiş olan müşterinin, ilgili yükümlülüklerini yerine getirmesi kaydıyla;
a) İmar yerleşim alanında iki iş günü içerisinde,
b) İmar yerleşim alanı dışında üç iş günü içerisinde,
elektrik enerjisi yeniden bağlanır.
Elektrik enerjisinin yeniden bağlanması için, müşteri tarafından dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiye makbuz karşılığı peşin olarak bir kesme-bağlama bedeli ödenir.
Kesme-bağlama bedelleri her yılın Ekim ayının sonuna kadar dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından belirlenerek Kuruma önerilir ve Kurul onayı ile yürürlüğe konulur.
YEDİNCİ BÖLÜM
Güvence Bedeline İlişkin Hükümler
Güvence bedeli
Madde 26 — Perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi, kullanım yerinin değişmesi ve/veya perakende satış sözleşmesinin sona ermesi veya sözleşmenin feshi halinde, müşterinin elektrik enerjisi tüketim bedelini ödememesi ihtimaline karşılık olarak, borcuna mahsup etmek üzere güvence bedeli talep edebilir.
Güvence bedelleri ile bunların hesaplanmasına ve güncelleştirilmesine ilişkin usul ve esaslar, her yılın Ekim ayı sonuna kadar perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi tarafından belirlenerek Kuruma önerilir ve Kurul onayı ile yürürlüğe konulur.
Perakende satış sözleşmesinin feshi veya sona ermesi durumunda perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi, nakden tahsil edilen güvence bedelini, tüm borçların ödenmiş olması kaydıyla, güncelleştirerek, talep tarihinden itibaren en geç üç işgünü içerisinde ilgili gerçek veya tüzel kişiye iade eder.
Güvence bedeli alınmayacak müşteriler
Madde 27 — Ön ödemeli sayaç tesis edilmiş olan müşteriden güvence bedeli talep edilemez. Eski sayacını ön ödemeli sayaçla değiştiren müşterinin nakit güvence bedeli 26 ncı maddede belirtilen usuller çerçevesinde güncelleştirilerek iade edilir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Müşteri Hizmetlerine İlişkin Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Müşteri Hizmetleri Merkezi ve Müşteri Şikayetlerine İlişkin Genel Hükümler
Müşteri hizmetleri merkezi
Madde 28 — Dağıtım ve perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından, faaliyet konuları ile ilgili olarak arıza bildirimi, kaçak ve usulsüz elektrik enerjisi kullanım ihbarları, şikayetler ve benzeri konularda yapılan başvuruların cevaplandırılması için yirmidört saat kesintisiz hizmet verecek şekilde, yeterli donanım ve personele sahip müşteri hizmetleri merkezleri kurulur.
Müşteri hizmetleri merkezinin telefon ve faks numaraları ile internet adresi ödeme bildirimlerinde yer alır.
İhbar ve şikayet başvurusu ile başvuruların yanıtlanması
Madde 29 — Arıza bildirimleri ile kaçak ve usulsüz elektrik enerjisi kullanım ihbarları şahsen, telefonla veya internet aracılığıyla yapılabilir. Bunların dışındaki başvurular, ilgili tüzel kişinin müşteri hizmetleri merkezine yazılı olarak yapılır.
Müşteri hizmetleri merkezi tarafından kaydedilen başvurular, onbeş iş günü içerisinde sonuçlandırılarak öngörülen işlem talep halinde başvuru sahibine yazılı olarak bildirilir.
Müşteri hizmetleri merkezlerine yapılan başvurulara ilişkin olarak ilgili tüzel kişiler tarafından öngörülen işlem hakkında başvuru sahibi ile ilgili tüzel kişi arasında bir anlaşmazlığın söz konusu olması halinde; başvuru sahibi tarafından Kuruma, ancak öngörülen işlemin ilgili mevzuata aykırılık teşkil ettiği iddiasıyla başvurulabilir. Kurum, gerekli gördüğü hallerde inceleme yapar veya yaptırır.
Kaçak ve usulsüz elektrik enerjisi kullanımına ilişkin ihbarları yapan kişilerin kimlikleri gizli tutulur.
Kayıtların tutulması ve raporlama
Madde 30 — Müşteri hizmetleri merkezine ulaşan tüm başvuru, ihbar ve şikayetler; hizmet güvenilirliği, hizmet dışı kalmalar ve diğer performans ölçütlerine ilişkin ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde, ilgili tüzel kişiler tarafından kayıt altına alınmak suretiyle raporlanır.
İKİNCİ BÖLÜM
Müşterilerin Bilgilendirilmesi ve Zararların Tazmini
Müşterilerin bilgilendirilmesi
Madde 31 — Müşterilerin yeterli, verimli, güvenli, sürekli ve ekonomik hizmet almalarını ve hizmet seçeneklerini öğrenmelerini teminen her türlü bilgilendirme faaliyeti, ilgili tüzel kişiler tarafından ilgili mevzuata uygun olarak yerine getirilir.
Müşterilerin bilgilendirilmesi görevi, ilgili tüzel kişinin müşteri hizmetleri merkezleri tarafından yürütülür. Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, müşterilere ücretsiz olarak verilmek üzere film, kitap, broşür, katalog gibi araçlar hazırlar.
Tüketime ilişkin bilgi talebi
Madde 32 — İlgili tüzel kişi, müşterinin talebi halinde ve her takvim yılı içerisinde bir defaya mahsus olmak üzere, müşterinin geçmiş oniki aya yönelik elektrik enerjisi tüketimini ayrıntılı şekilde gösteren belgeyi ücretsiz olarak sunar.
Müşteri hakları ve zararların tazmini
Madde 33 — Bu Yönetmelik hükümleri uyarınca elektrik enerjisi hizmeti alan müşterilerin hakları ve zararlarının tazmini konusunda, Kanunun 11 inci maddesi ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri ile buna ilişkin diğer mevzuat hükümleri uygulanır.
DÖRDÜNCÜ KISIM
Çeşitli Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Bilgi Alma, Bilgilerin Paylaşılması ve Uygulanmayacak Hükümler
Bilgi alma
Madde 34 — Bu Yönetmelikte yer almayan ya da açıklık bulunmayan konularda; Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinin 50 nci maddesi çerçevesinde Kuruma başvuruda bulunulabilir.
Bilgilerin paylaşılması
Madde 35 — Talep edilmesi halinde ve serbest tüketicinin izni ile, serbest tüketici limitini aşan tüketicilerin adı, soyadı, unvanı ve kanuni ikametgah adresleri dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından tedarikçilere verilir. Bu bilgiler lisansta belirtilen faaliyetler dışında kullanılamaz.
Perakende satış şirketlerinin serbest olmayan tüketicilere elektrik enerjisi ve/veya kapasite satışı
Madde 36 — Perakende satış şirketlerinin lisansları kapsamında faaliyet gösterdikleri dağıtım bölgelerinde, serbest olmayan tüketicilere elektrik enerjisi ve/veya kapasite satışı yapabilmesi için;
a) Perakende satış şirketi tarafından aynı dağıtım bölgesinde yer alan ve talep eden tüm serbest olmayan tüketicilere perakende satış teklifi sunulmuş olması,
b) Perakende satış yapılan tüketicilerin sayaçlarının, Kurum tarafından yayımlanan tebliğe uygun çok zaman dilimli ölçüm yapabilen elektronik sayaçlar olması,
c) Perakende satış tarifelerinin Kurul tarafından onaylanmış olması,
zorunludur.
Yürürlükten kaldırılan hükümler
Madde 37 — 9/11/1995 tarihli ve 22458 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Tarifeleri Yönetmeliği 1 Mart 2003 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmıştır.
İKİNCİ BÖLÜM
Geçici ve Son Hükümler
Geçici Madde 1 — Kullanım amacıyla sınırlı bir süre için yapılan geçici bağlantılar hariç, perakende satış sözleşmeleri, 2003 yılı sonuna kadar bir yıldan daha az süreli olamaz.
Geçici Madde 2 — Bu Yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce, tüketici bazında müstakilen bağlantı anlaşması ve perakende satış sözleşmesi yapılmaksızın ortak bir sayaç üzerinden elektrik enerjisi kullanan gerçek ve tüzel kişilerin bağlantı anlaşmalarının dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından, perakende satış sözleşmelerinin ise perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından 2003 yılı sonuna kadar yapılması zorunludur.
Geçici Madde 3 — Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden sonra 15 inci madde kapsamındaki kaçak ve usulsüz elektrik enerjisi kullanımına ilişkin tespit, süre ve tüketim miktarı hesaplama ve tahakkuk yöntemleri, 25 inci madde kapsamındaki kesme-bağlama bedelleri ile 26 ncı madde kapsamındaki güvence bedelleri ve bunların hesaplanmasına ve güncelleştirilmesine ilişkin usul ve esaslar, TEDAŞ ve bağlı ortaklıkları ile piyasada mevcut sözleşmeleri kapsamında faaliyet göstermekte olan diğer tüzel kişiler tarafından Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliğinin geçici 2 nci maddesi uyarınca düzenlenecek tarife önerileri ile birlikte Kuruma sunulur.
Geçici Madde 4 — Bu Yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce müşteriler ile yapılmış olan sözleşme veya anlaşmalar, söz konusu sözleşmelerdeki güvence bedeline ilişkin hususlar aynı kalmak şartıyla, bağlantı anlaşması ve perakende satış sözleşmesi olarak ve müşterilerden herhangi bir bedel talep edilmeksizin dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından 2004 yılı sonuna kadar yeniden düzenlenir.
Geçici Madde 5 — Perakende satış sözleşmesi ile bağlantı anlaşmaları, Kurum tarafından 1 Ocak 2003 tarihine kadar çıkarılacak tebliğde yer alan usul ve esaslara göre düzenlenir.
Yürürlük
Madde 38 — Bu Yönetmeliğin geçici 3, 5 inci maddeleri Yönetmeliğin yayımı tarihinde, diğer maddeleri 1 Mart 2003 tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 39 — Bu Yönetmelik hükümlerini Başkan yürütür.
Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumundan >
Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği
YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KANUN
Kanun No. 5346
Kabul Tarihi : 10.5.2005
Resmi Gazete : 18/05/2005 tarih ve 25819 sayı
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Tanımlar ve Kısaltmalar
Amaç
MADDE 1. - Bu Kanunun amacı; yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımının yaygınlaştırılması, bu kaynakların güvenilir, ekonomik ve kaliteli biçimde ekonomiye kazandırılması, kaynak çeşitliliğinin artırılması, sera gazı emisyonlarının azaltılması, atıkların değerlendirilmesi, çevrenin korunması ve bu amaçların gerçekleştirilmesinde ihtiyaç duyulan imalat sektörünün geliştirilmesidir.
Kapsam
MADDE 2. - Bu Kanun; yenilenebilir enerji kaynak alanlarının korunması, bu kaynaklardan elde edilen elektrik enerjisinin belgelendirilmesi ve bu kaynakların kullanımına ilişkin usul ve esasları kapsar.
Tanımlar ve kısaltmalar
MADDE 3. - Bu Kanunda geçen;
1. Bakanlık : Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığını,
2. EPDK : Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunu,
3. DSİ : Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünü,
4. EİE : Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğünü,
5. TEİAŞ : Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketini,
6. MTA : Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünü,
7. TETAŞ : Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketini,
8. Yenilenebilir enerji kaynakları (YEK) : Hidrolik, rüzgâr, güneş, jeotermal, biyokütle, biyogaz, dalga, akıntı enerjisi ve gel-git gibi fosil olmayan enerji kaynaklarını,
9. Biyokütle : Organik atıkların yanı sıra bitkisel yağ atıkları, tarımsal hasat artıkları dahil olmak üzere, tarım ve orman ürünlerinden ve bu ürünlerin işlenmesi sonucu ortaya çıkan yan ürünlerden elde edilen katı, sıvı ve gaz halindeki yakıtları,
10. Jeotermal kaynak : Yerkabuğundaki doğal ısı nedeniyle sıcaklığı sürekli olarak bölgesel atmosferik ortalama sıcaklığın üzerinde olan, erimiş madde ve gaz içerebilen doğal su, buhar ve gazlar ile kızgın kuru kayalardan elde edilen su, buhar ve gazları,
ll. Bu Kanun kapsamındaki yenilenebilir enerji kaynakları: Rüzgâr, güneş, jeotermal, biyokütle, biyogaz, dalga, akıntı enerjisi ve gel-git ile kanal veya nehir tipi veya rezervuar alanı onbeş kilometrekarenin altında olan hidroelektrik üretim tesisi kurulmasına uygun elektrik enerjisi üretim kaynaklarını,
12. Türkiye ortalama elektrik toptan satış fiyatı: Yılı içerisinde ülkede uygulanan ve EPDK tarafından hesap edilen elektrik toptan satış fiyatlarının ortalamasını,
İfade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanlarının Belirlenmesi, Korunması, Kullanılması
ile Yenilenebilir Kaynaklardan Elde Edilen Elektrik Enerjisinin
Belgelendirilmesi
Kaynak alanlarının belirlenmesi, korunması ve kullanılması
MADDE 4. - Bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra kamu veya Hazine arazilerinde yenilenebilir enerji kaynak alanlarının kullanımını ve verimliliğini etkileyici imar planları düzenlenemez. Elektrik enerjisi üretimine yönelik jeotermal kaynak alanlarının belirlenmesi, korunması ve kullanılmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.
YEK belgesi
MADDE 5. - Yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektrik enerjisinin iç piyasada ve uluslararası piyasalarda alım satımında kaynak türünün belirlenmesi ve takibi için üretim lisansı sahibi tüzel kişiye EPDK tarafından “Yenilenebilir Enerji Kaynak Belgesi” (YEK Belgesi) verilir.
YEK Belgesi ile ilgili usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Elektrik Enerjisi Üretiminde Uygulanacak
Usul ve Esaslar
Uygulama esasları
MADDE 6. - Bu Kanun kapsamındaki yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretim ve ticaretinde lisans sahibi tüzel kişiler aşağıdaki uygulama esaslarına tabidirler:
a) Bu Kanun kapsamındaki yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektrik enerjisi, perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından (b), (c) ve (d) bentlerindeki hükümlere göre tesis edilen ikili anlaşmalar çerçevesinde satın alınır.
b) Bu Kanun kapsamındaki uygulamalardan yararlanabilecek YEK Belgeli elektrik enerjisi miktarına ilişkin bilgiler, Bakanlık tarafından belirlenen projeksiyon çerçevesinde her yıl EPDK tarafından yayınlanır. Perakende satış lisansı sahibi tüzel kişilerin her biri, bir önceki takvim yılında satışa sundukları elektrik enerjisi miktarının, ülkede sattıkları toplam elektrik enerjisi miktarına oranı kadar, EPDK tarafından ilan edilen YEK Belgeli elektrik enerjisinden satın alırlar.
Ülkede arz edilen YEK Belgeli toplam elektrik enerjisi miktarının yeterli olması halinde, perakende satış lisansı sahibi tüzel kişilerin alım yükümlülüğü bir önceki takvim yılında sattıkları elektrik enerjisi miktarının yüzde sekizinden daha az olamaz.
c) 2011 yılı sonuna kadar bir takvim yılı içerisinde bu Kanun kapsamında satın alınacak elektrik enerjisi için uygulanacak fiyat; EPDK‘nın belirlediği bir önceki yıla ait Türkiye ortalama elektrik toptan satış fiyatıdır. Bu fiyatı her yılın başında en fazla % 20 oranında artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.
d) 2011 yılı sonundan itibaren bu fiyat uygulaması işletmede yedi yılını tamamlamış olan YEK Belgeli elektrik enerjisi üreten tesisler için sona erer. Perakende satış şirketleri, bu Kanun kapsamında almakla yükümlü oldukları YEK Belgeli elektrik enerjisini, öncelikle işletmede yedi yılını doldurmamış olanlardan (c) bendinde belirlenen fiyat uygulamasına göre satın alır ve aldıkları elektrik enerjisi miktarı (b) bendinde belirtilen oranın altında kaldığı takdirde bu orana ulaşmak için kalan gerekli miktarı, ikili anlaşmalar çerçevesinde Türkiye ortalama elektrik toptan satış fiyatından yüksek olmamak üzere piyasa koşullarında satın alırlar.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Yatırım Dönemine İlişkin Uygulama Esasları
Yatırım dönemi uygulamaları
MADDE 7. - Yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla azami bin kilovatlık kurulu güce sahip izole elektrik üretim tesisi ve şebeke destekli elektrik üretim tesisi kuran gerçek ve tüzel kişilerden kesin projesi, planlaması, master planı, ön incelemesi veya ilk etüdü DSİ veya EİE tarafından hazırlanan projeler için hizmet bedelleri alınmaz.
Bu Kanun kapsamında;
a) Enerji üretim tesis yatırımları,
b) Kullanılacak elektro-mekanik sistemlerin yurt içinde imalat olarak temini,
c) Güneş pilleri ve odaklayıcılı üniteler kullanan elektrik üretim sistemleri kapsamındaki yapılacak AR-GE ve imalat yatırımları,
d) Biyokütle kaynaklarını kullanarak elektrik enerjisi veya yakıt üretimine yönelik AR-GE tesis yatırımları,
Bakanlar Kurulu kararı ile teşviklerden yararlandırılabilir.
Yeterli jeotermal kaynakların bulunduğu bölgelerdeki valilik ve belediyelerin sınırları içinde kalan yerleşim birimlerinin ısı enerjisi ihtiyaçlarını öncelikle jeotermal ve güneş termal kaynaklarından karşılamaları esastır.
Arazi ihtiyacına ilişkin uygulamalar
MADDE 8. - Orman veya Hazinenin özel mülkiyetinde ya da Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan her türlü taşınmazın bu Kanun kapsamındaki yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretimi yapmak amacıyla kullanılması halinde, bu araziler için Çevre ve Orman Bakanlığı veya Maliye Bakanlığı tarafından bedeli karşılığında izin verilir, kiralama yapılır, irtifak hakkı tesis edilir veya kullanma izni verilir. Yatırım döneminde izin, kira, irtifak hakkı ve kullanma izni bedellerine yüzde elli indirim uygulanır. Orman arazilerinde ORKÖY ve Ağaçlandırma Özel Ödenek Gelirleri alınmaz.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Çeşitli Hükümler
Uygulamaların koordinasyonu
MADDE 9. - Bakanlık, bu Kanunda belirtilen temel ilkelerin ve yükümlülüklerin uygulanması, yönlendirilmesi, izlenmesi, değerlendirilmesi ve alınacak tedbirlerin planlanmasında koordinasyonu sağlar.
Yaptırımlar
MADDE 10. - Bu Kanunun 6 ncı maddesi hükümlerine aykırı faaliyet gösteren perakende satış lisans sahibi tüzel kişilere EPDK tarafından ikiyüzelli milyar TL idari para cezası verilir ve aykırılığın altmış gün içinde giderilmesi ihtar edilir.
Yukarıdaki para cezasını gerektiren fiillerin ihtara rağmen düzeltilmemesi veya tekrarlanması halinde para cezaları her defasında bir önceki cezanın iki katı oranında artırılarak uygulanır. Bu cezaların verildiği tarihten itibaren iki yıl içinde idarî para cezası verilmesini gerektiren aynı fiil işlenmediği takdirde önceki cezalar tekrarda esas alınmaz. Ancak aynı fiil iki yıl içinde işlendiği taktirde artırılarak uygulanacak para cezasının tutarı cezaya muhatap tüzel kişinin bir önceki mali yılına ilişkin bilançosundaki gayrisafi gelirinin yüzde onunu aşamaz. Cezaların bu düzeye ulaşması halinde EPDK, lisansı iptal edebilir.
Yönetmelikler
MADDE 11. - Bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren dört ay içerisinde, bu Kanunun 5 inci maddesine ilişkin yönetmelik EPDK tarafından, diğer yönetmelikler Bakanlık tarafından hazırlanarak yürürlüğe konulur.
MADDE 12. - 18.12.1953 tarihli ve 6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanuna 20.2.2001 tarihli ve 4628 sayılı Kanunun 18 inci maddesi ile eklenen ek l inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Ek Madde 1. - Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından inşa edilmiş, işletmeye alınmış ve işletmeye alınacak hidroelektrik santrallerinin enerji üretimiyle ilgili kısımları ve bunların mütemmim cüzleri olan taşınmazlar; yapım maliyetleri, işletmede bulundukları süre, bu tesisler tamamlandıktan sonra Kamu Ortaklığı Fonuna aktarılan geri ödemeler ile bu tesisler için Hazine Müsteşarlığı tarafından temin edilerek Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne tahsis edilen dış kaynaklı proje kredilerinden doğan malî yükümlülükler dikkate alınarak tespit edilecek bedeller üzerinden, herhangi bir ödeme yapılmaksızın Elektrik Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğüne devredilir. Bu tesisler için sağlanmış olan dış kredilerin enerji maksadına tekabül eden kısmına ilişkin olarak devir tarihini izleyen yıllarda Hazine Müsteşarlığı tarafından yapılacak ödemelerin Elektrik Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından üstlenilmesini teminen Hazine Müsteşarlığı ile Elektrik Üretim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü arasında ikraz anlaşması yapılır.
Devre ilişkin usul ve esaslar; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı tarafından hazırlanacak ve Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe girecek bir yönetmelikle belirlenir.
Devir işlemleri her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.
MADDE 13. - 4.12.1984 tarihli ve 3096 sayılı Kanunun Kamulaştırma başlıklı 11 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 11. - Görevli şirketlerin yapacağı üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin onaylanmış tatbikat projelerine göre, kamulaştırma ihtiyacı ortaya çıktığında; rezervuarlı tesisler hariç kamulaştırma bedeli görevli şirket tarafından ödenmek kaydıyla Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığınca 4650 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılır. Rezervuarlı tesislerin kamulaştırma bedelleri ilgili Bakanlığın bütçesine konulacak ödenek marifetiyle Hazine tarafından ödenir.
Bu madde ile değiştirilen hüküm 3096 sayılı Kanun kapsamında sözleşmesi imzalanmış ancak işletmeye geçmemiş olan projelere uygulanır.
GEÇİCİ MADDE 1. - 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında tanımlanan mevcut sözleşmeler arasında yer alan ve bu Kanun kapsamındaki yenilenebilir enerji kaynaklarından üretim yapacak olan işletmeye girmemiş yap-işlet-devret modeli kapsamındaki tüzel kişiler, mevcut sözleşmelerinden doğan haklarından feragat etmek şartıyla, bu Kanun kapsamındaki uygulamalardan yararlanırlar. EPDK tarafından bu projelere üretim lisansı verilir.
GEÇİCİ MADDE 2. - Perakende satış lisansı sahibi kamu dağıtım şirketleri Bakanlık ve EPDK‘nın mevcut mevzuatı ve uygulamaları dışında, bu Kanunun 6 ncı maddesi kapsamındaki alım yükümlülüklerinden 1.1.2007 tarihine kadar muaftır. Ancak bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra kendilerine müracaat eden YEK belgeli üretim lisansı sahibi tüzel kişilerle alım yükümlülüğü 1.1.2007 tarihinden geçerli olacak elektrik satış anlaşmalarını yaparlar.
GEÇİCİ MADDE 3. - Bu Kanunun 6 ncı maddesinde belirtilen projeksiyon, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde Bakanlık tarafından yayımlanır. Ancak bu projeksiyon, Kanunun yürürlük tarihinden önce EPDK tarafından üretim lisansları verilmiş projeleri ve geçici 1 inci maddede tanımlanan mevcut sözleşmeli projelerden bu Kanun kapsamında üretim lisansı alacak olan projeleri de kapsar.
GEÇİCİ MADDE 4. - Mevcut sözleşmeleri çerçevesinde faaliyet gösteren ve DSİ katılım payları tarife yoluyla TETAŞ tarafından ödenen işletmedeki Yap-İşlet-Devret modeli hidroelektrik santrallerin sözleşmelerinde ABD Doları cinsinden yer alan DSİ enerji katılım payları, sözleşmede yer aldığı miktarda ödeme tarihindeki Merkez Bankası döviz kuru üzerinden her işletme yılının sonunda DSİ‘ye ödenir.
4628 sayılı Kanun kapsamında kurulmuş veya kurulacak olan hidroelektrik santrallar için belirlenecek ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne ödenecek olan enerji hissesi katılım payının hesabında esas alınacak ortak tesis bedeli, TEFE ile su kullanım anlaşmasının yapıldığı tarihe getirilmiş olan ihaleye esas ilk keşif bedelinin % 30‘undan fazlasını geçemez. Proje ile ilgili kamulaştırmalar için yapılmış ve yapılacak olan ödemelerin TEFE ile su kullanım anlaşması tarihine getirilmiş bedelinin enerji hissesine düşen miktarının tamamı şirket tarafından ödenir.
Yürürlük
MADDE 14. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
MADDE 15. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Kaynak:emo.org.tr/mevzuat
Türkiye - Hollanda Rüzgar Enerjisi Çalıştayı yapıldı. [26/11/2008]
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB), Hollanda Enerji Ajansı SenterNovem ile Rüzgar Enerjisi ve Su Santralları İşadamları Derneği (RESSİAD) tarafından ortaklaşa düzenlenen “Rüzgar Enerjisi Çalıştayı” Ankara Sheraton Otelinde 26.11.2008 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ve Hollanda Dış Ticaret Bakanı Frank Heemskerk’ in katılımıyla yapılmıştır.
Çalıştayda konuşan Bakan Güler, Türkiye ile Hollanda arasında özellikle yenilenebilir enerji kaynakları konusunda yapılacak çok iş olduğunu söyledi.
Türkiye olarak 2020 yılına kadar 20 bin megavat (MW) rüzgar enerjisi yatırımı yapmayı hedeflediklerini anlatan Güler, ”Herhangi bir lisans almadan yapılabilecek 500 kilovolt (kV) ev tipi türbinlere ve 2,5 MW’lik türbinlere de ihtiyacımız var. Bu konuda sizinle (Hollanda) işbirliği yapabiliriz, sizden bu konuda uzun vadeli bir evlilik bekliyoruz” dedi.
Rüzgar enerjisinin yanı sıra bir diğer yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş enerjisi yatırımlarında da büyük bir hamle yapmak istediklerini kaydeden Güler, ”Güneş enerjisinde büyük bir potansiyelimiz var. Çatılarımızın kiremitlerini, güneye bakan duvarlarımızı güneş pilleriyle değiştirmek istiyoruz. Tuz Gölü sahasına da büyük bir güneş enerjisi santralı yapmayı planlıyoruz. Bu konuda da birlikte çalışabiliriz” diye konuştu.
Yıllık elektrik enerjisi ihtiyacı yüzde 8-8,5 civarında artan Türkiye’nin enerji yatırımları konusunda hukuki altyapının tamamlandığını, envanterin çıkartıldığını vurgulayan Güler, Türkiye’deki enerji yatırımlarının ekonomik krizin yaşandığı bu dönemde de devam edeceğini söyledi. Bakan Güler, ”Bunu bir basketbol maçına benzetirsen yani biz time-out sırasında da sayı atmaya devam edeceğiz” dedi.
HOLLANDA DIŞ TİCARET BAKANI
Çalıştayda konuşan Hollanda Dış Ticaret Bakanı Frank Heemskerk ise AB içinde enerji yapan binlerce şirketin onbinlerce istihdam yarattığını ve bu konuda AB ülkelerinin büyük deneyime sahip olduğunu söyledi.
Yenilenebilir enerji konusunda Hollanda’nın yasal ve teknik konularında büyük deneyime sahip olduğunu belirten Heemskerk, bu konudaki tecrübeleri 5 yıl içinde 15 bin MW’lik rüzgar enerjisi hedefi bulunan Türkiye ile paylaşmaya hazır olduklarını bildirdi.
Hollanda’nın yoğun bir nüfusa sahip küçük bir ülke olduğunu ve insanların ardık evlerinin yanında bulunan rüzgar direklerinden şikayet ettiklerini anlatan Heemskerk, bu nedenle deniz alanlarına rüzgar türbini kurmaya karar verdiklerini kaydetti. Heemskerk, ”2020 yılına kadar deniz üstüne 6 bin MW’lik rüzgar türbini kurmayı planlıyoruz” dedi.
Türkiye ve Hollanda’nın rüzgar enerjisindeki deneyimlerinin paylaşıldığı çalıştaya iki ülkenin kamu ve özel sektör kuruluşlarından 175 kişi katılım sağlamıştır.
26.11.2008
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, ekonomik kriz döneminde de Türkiye’de enerji yatırımlarının hız kesmeyeceğini belirterek, “Bunu bir basketbol maçına benzetirsek, basketbol maçı gibi biz time-out sırasında da sayı atmaya devam edeceğiz” dedi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Hollanda Enerji Ajansı Senter Novem ile Rüzgar Enerjisi ve Su Santralleri İşadamları Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği ‘Rüzgar Enerji Çalıştayı’ Sheraton Otel’de yapıldı. Çalıştayın açılış oturumunda bir konuşma yapan Bakan Güler, rüzgar enerjisine hem küresel ısınma açısından gerek olduğunu hem de ihtiyaç olduğunu ifade ederek, bu konuda ortak çalışmaların süratle gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi. Bu alanda Hollanda’dan daha hızlı bir çalışma beklediğini
vurgulayan Güler, rüzgar dışında enerjinin diğer dallarında da ortak çalışmalar yapabileceklerini kaydetti.
Bakan Güler, rüzgar enerjisinde 2020′ye kadar 20 bin megavat yatırım yapılması gerektiğini, potansiyelin ise 48 bin megavat olduğunu söyledi. Küçük ev tipi tribünlerle birlikte bu potansiyelin daha da yükseleceğini belirten Güler, Türkiye’nin 35 Avrupa ülkesi içinde sonunculuktan 11. sıraya yükseldiğini, hedefin ise 1 ya da 2′ncilik olduğunu ifade etti. Hollanda ile işbirliğine bu aşamada ihtiyaç olduğunu kaydeden Güler, “Sizden uzun vadeli bir evlilik bekliyoruz” dedi. Rüzgar enerjisinin yanı sıra bir
diğer yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş enerjisi yatırımlarında da büyük bir hamle yapmak istediklerinin altını çizen Güler, “Güneş enerjisinde büyük bir potansiyelimiz var. Çatılarımızın kiremitlerini, güneye bakan duvarlarımızı güneş pilleriyle değiştirmek istiyoruz. Tuz Gölü sahasına da büyük bir güneş enerjisi santralı yapmayı planlıyoruz. Bu konuda da birlikte çalışabiliriz” diye konuştu.
Yıllık elektrik enerjisi ihtiyacının Avrupa’da yüzde 1 artarken Türkiye’de yüzde 8-8,5 civarında arttığını belirten Güler, Türkiye’deki enerji yatırımlarının ekonomik krizin yaşandığı bu dönemde de hız kesmeyeceğini söyledi. Güler, ”Bunu bir basketbol maçına benzetirsek, basketbol gibi biz de time-out sırasında da sayı atmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Hollanda Dış Ticaret Bakanı Frank Heemskerk ise, AB içinde enerji yapan binlerce şirketin onbinlerce istihdam oluşturduğunu ve bu konuda AB ülkelerinin büyük deneyime sahip olduğunu söyledi. Yenilenebilir enerji konusunda Hollanda’nın yasal ve teknik konularında büyük deneyime sahip olduğunu belirten Heemskerk, bu konudaki tecrübeleri 5 yıl içinde 15 bin mw’lik rüzgar enerjisi hedefi bulunan Türkiye ile paylaşmaya hazır olduklarını dile getirdi. Hollanda’nın küçük bir ülke olduğunu ve insanların
evlerinin yanındaki büyük rüzgar direklerini istemedğini anlatan Heemskerk, bu nedenle deniz alanlarına rüzgar türbini kurmaya karar verdiklerini ve 2020 yılına kadar deniz üstüne 6 bin megavatlık rüzgar türbini kurmayı planladıklarını söyledi.
Kaynak: Hollanda Türkiye Rüzgar Enerjisi
“Rüzgar Enerjisi Çalıştayı” Program
Sheraton Otel ve Kongre Merkezi ANKARA
26 Kasım 2008
8:30- 9:00
Kayıt
9:00- 9:20
Açılış
Açılış Konuşması
Bakan M.Hilmi Güler
Açılış konuşması
Bakan Frank Heemskerk
09:20-10:20
Konferans – Türkiye’deki Yatırım İmkanları
Türkiye’de Rüzgar Enerjisine Genel Bakış ve Yatırım İmkanları
RESSİAD - Tolga Bilgin
Rüzgar Enerjisi Projelerinin Finansmanı – Geçmiş Tecrübeler ve
Türkiye için İmkanlar
Rabobank- Marcel Gerritsen
10:20-10:40
Çay-Kahve
10:40-12:00
Konferans - Rüzgar Enerjisi Politikaları (Türkiye, Hollanda & Dünya)
Türkiye’nin Rüzgar Enerjisi Politikası
ETKB - Zeynep Gunaydin
Hollanda Rüzgar Enerjisi Politikası ve Uygulamaları
SenterNovem - Neeltje
Muselaers
Rüzgar Enerjisi Projelerinin Lisanslama-Yatırım
Metin Atamer
Rüzgarların Önündeki Sorunlar ve Çözüm Önerileri
TÜREB - Murat Durak
12:00-13:00
Öğle Yemeği
13:00-14:40
Panel I – Teknik Konular (Rüzgar Tahmini, Şebeke Bağlantısı, Dengeleme, İletim ve
Dağıtım) (Moderatör:Nilgün Açıkalın)
Rüzgar Enerjisi Tahminleri
EİE - Dr. Yüksel Malkoç
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Şebekesine
Entegrasyonu
Ecofys - Haluk Sayar
Rüzgar Santralları ve İletim Sistemine Bağlantıları
TEİAŞ - Nurhan Ozan
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Şebekesine
Entegrasyonu – Hollanda’nın Deneyimleri
KEMA - Hans Cleijne
Rüzgar Santrallarının Dağıtım Gerilimi Seviyesinden Bağlantısı
TEDAŞ - Olgun Sakarya
Dengeleme Üzerine Sunum
SenterNovem - Mr. Frank
van Erp
Soru & Cevap
14:40-15:00
Çay-Kahve
15:00-16:30
Panel II – Pazar Sorunları ve Yatırımlar (Moderatör: Wies Broens)
Yenilenebilir Enerji Projelerinde Lisanslama Süreçleri ve
Karşılaşılan Sorunlar
EPDK - Yücel Yaman
Hollanda’daki Rüzgar Enerjisi Üzerine Yapılan Araştırma ve
Geliştirmeler
ECN - Bert Janssen
Hollanda’daki Düzenleme ve İzinler Üzerine Sunum
SenterNovem - Neeltje
Muselaers
Soru & Cevap
Rüzgar Enerjisi
Rensis ölçüm sistemleri yenilenebilir enerji kaynaklarının ve özellikle rüzgar enerjisinin önem kazandığı bir dönemde rüzgar çiftlik projelerinin en önemli konularından biri olan rüzgar ölçümlerini yapmak üzere kurulmuştur.
Ölçümler için gerekli olan ölçüm sistemleri tamamen kendi imalatımız olup gerekli uluslararası standartlara haizdir
Türkiye de ilk defa 70 m rüzgar ölçüm direğini üreterek şu an tercih edilen 80 m lik türbin hub yüksekliğine en yakın veriyi sağlaması açısından 70 m ölçüm sistemleri yatırımcıya avantaj sağlamakta ve reel olarak verilerin değerlendirilmesinde daha sağlıklı sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.
Rensis ölçüm sistemlerinde sizlerin talepleri doğrultusunda Ekopower cihazlarını ölçüm sistemlerinde kullanmaktadır
RENSİS ENERJİ TSEN ISO 901-2000 kalite ve yönetim sistem belgesine sahiptir TSEN ISO 17025 ölçüm ve değerlendirme laboratuarı akreditasyonu çalışmalarını sürdürmekte olup en kısa sürede akreditasyon çalışmalarını tamamlayacaktır.
Ulusal ve uluslar arası veri güvenliği ve kalite yönetim sistemleri konusunda gerekli tüm çalışmaları ISO 27001 veri güvenliği sertifikasyonu çerçevesinde devam etmektedir.
RENSİS rüzgar enerjisine dayalı ölçümlerde TSEN ISO 17025 Standartlarına göre ölçüm ve değerlendirme hizmeti sunmaktadır.
Rensis Türkiye de yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapan firma ve şahıslara dünya standartlarında hizmet vermek üzere kurulmuştur.
Rensis firma olarak yatırımcıların sorunsuz veriler alması ve ölçümlerin sağlıklı olabilmesi için gerekli olan her türlü araştırma ve çalışmaları günün getirdiği en son teknolojileri kullanarak yapmaktadır.
Ölçüm sistemlerinde dünyaca kabul edilmiş olan TSEN IEC 61400-12 standartlarını esas alarak üretim yapmaktadır .
Türkiye de ilk defa 70m ve 80m ölçüm direklerini imal ederek sektöre yeni bir ivme kazandırmıştır.
Ürünlerinin tamamında dünya standartlarında üretim yaparak, fiyat performans ilişkisinde yatırımcıların en sağlıklı şekilde verilerini almalarını ve zaman kaybına uğramamalarını; maliyetlerini olumlu etkileyerek süreçte oluşacak olan veri kayıplarını en aza indirgemeyi amaç olarak belirlemiştir
Rensis Rüzgar Ölçüm Sistemleri Rüzgar Enerjisi Ölçüm Direği üretiminde Dünyaca kabul edilmiş olan TSEN IEC 61400-12 Standartlarına uygun Ölçüm Direkleri imalatı yapmaktadır.
Üretmekte olduğumuz Ölçüm Direkleri 55 metre/sn rüzgar hızına mukavemet göstermektedir.
RENSİS ölçüm sahasının bölgelsel şartlarına uygun olacak şekilde ölçüm sistemlerini imal eder . İklim şartlarına göre ANTİ ICE teknolojisine sahip anemometre ve wind vane kullanarak ölçümlerin aksamadan devam etmesini sağlar.
Sensör ve Ölçüm sistemleri Standartları hakkında kısaca
MEASNET Standartlarında kalibre edilmiş ve sertifikasyonu yapılmış Ölçüm ve Değerlendirme Sensörleri RENSİS Ölçüm ve Değerlendirme Laboratuarları tarafından ithal edilerek rüzgar enerjisi üretimine dayalı Ölçüm ve değerlendirme sistemleri için kullanılmaktadır.
RENSİS’in yaptığı diğer ölçüm işleri
RENSİS rüzgar enerjisi için yatarım yapmayı planlayan tüm yatırımcılar için saha tespiti ve tespit edilen sahalarda ölçüm direklerinin kurulacağı noktaları ve ölçüm direkleri bakım ve onarımlarını yapmaktadır.
Ölçüm sistemlerinden periyodik olarak verilerin toplanması ve ölçüm sistemlerinin sağlıklı ölçüm yapmasını temin için gerekli olan donanımsal ve yazılımsal her türlü çalışmayla sizlere hizmet vermektedir.
RENSİS RÜZGAR ÖLÇÜM SİSTEMLERİ
TELEFON +90 312 394 40 27 (pbx)
FAX +90 312 394 41 27
GSM +90 0544 494 74 44
E-mail info@rensis.com.tr - satis@rensis.com.tr teknik@rensis.com.tr
Bakan Güler, “Enver Motor Hareketi” konulu toplantıda yaptığı konuşmada, enerjiyi üretmek kadar tüketmenin de çok önemli olduğunu belirtti. Güler: “Sanayide kullanılan elektriğin yüzde 70′i motorlarda kullanılıyor. Kullandığımız motorların da yüzde 68′i verimsiz” dedi.
“Enver Motor Hareketi” konulu toplantı ASO 1. Organize Sanayi Bölgesi toplantı salonunda düzenlendi. [04/12/2008]
Enerji üretmek için santraller, barajlar kurduklarını, doğal gaz anlaşmaları yaptıkları, ulusal ve uluslararası anlaşmalara imza attıklarını anlatan Güler, bunları yaparken, enerjinin verimli kullanılıp kullanılmadığı konusunun da oldukça önemli olduğunu ifade etti.
Türkiye’de bin dolarlık bir üretim artışının 400 litre benzin petrol eş değeri ile yapıldığına, OECD ülkelerinde ise bunun için 200 litre, Japonya’da da 100 litre benzin kullanıldığına dikkat çeken Güler, ”yani biz, bizim sanayicimiz OECD ülkeleriyle rekabet edecekse, istediğiniz kadar elektriğin fiyatıyla düşürün, bir kere bunu yarı yarıya düşürmesi lazım. Japonya ile rekabet edecekse dörtte biri düşürmesi lazım. Demek ki burada bir yanlışımız var, bu yanlışı gözden geçirmemiz lazım” diye konuştu.
Bunun için enerjinin nerede kullanıldığını göz önüne alarak enerji verimliliğini sağlamak gerektiğini vurgulayan Güler, ısınmadan, aydınlatmaya, sanayiden, bina yalıtımına enerji verimliliğini her alanda gerçekleştirmek için ENVER projesini başlattıklarını kaydetti.
Sanayide kullanılan elektriğin yüzde 70′inin motorlarda kullanıldığına, kullanılan motorların da yüzde 68′inin verimsiz olduğuna dikkati çeken Bakan Güler, şöyle devam etti:
”Bir motor alırken, hani çocuklarımıza ayakkabı alırken, nasıl olsa çocuk büyüyecek bir numara büyük alalım deriz, burada da motorları büyük alıyoruz. Motor alırken bu nasıl motor olmalı buna dikkat etmemiz gerekiyor, küçük seçmemiz, büyük seçmemiz bunlar önemli. Yandığı zaman, motorları sardırıyoruz, sardırmak aslında faydalı mı, değil mi bunlara iyi bakmak lazım. Gördüğümüz kadarıyla hepimizin doğru bildiği yanlışlar, yanlış bildiği doğrular var.”
-”SANAYİDE KARLAR DÜŞÜK, KAZANÇ ENERJİDEN OLMALI”-
Sanayide kar oranının çok düşük olduğuna ve sektörde çok büyük rekabet yaşandığına işaret eden Güler, ”bizim burada en fazla kazanç sağlayabileceğimiz alan enerji, bu hem ülkemizi, hem rekabeti, hem çevreyi ilgilendiriyor” dedi.
Her tasarruf edilen enerjinin karbondioksit miktarını da düşürdüğünü anlatan Güler, dolayısıyla çevre, iklim değişikliği, küresel ısınma gibi konuların bununla bağlantılı olduğunu ve enerji verimliliğinin her şeyden önce bir sosyal sorumluluk projesi olduğunu vurguladı.
Sadece evlerde 100 vatlık verimsiz lambaları, 20 vatlık verimli lambalarla değiştirme yoluyla enerjide yüzde 80 tasarruf sağlandığını belirten Güler, evlerde, binalarda, sanayide, motorlarda kısaca tüm alanlarda enerji verimliliği sağlanmasıyla, Türkiye’nin 6 Keban barajı büyüklüğünde kar edeceğini söyledi.
Enerji verimliliğinin yanı sıra su konusunda da yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi veren Güler, sanayicilere TEMSAN’ın ürettiği türbinlerden en küçüğünü örnek göstererek, bununla 5-6 evin elektrik ihtiyacının karşılandığını anlattı.
Rüzgar enerjisine dönük çalışmalara da değinen Güler, ”inşallah Türkiye’de de üretilecek rüzgar türbinleriyle bizim hedefimiz 20 bin megavatlık enerjiyi 2020 yılına kadar sağlamak. Bu da 40 milyar dolar eder, otomotiv sektöründen daha büyük. Türkiye’de otomotiv sektörü nasıl kurulduysa, şimdi rüzgar türbinleri de böyle para kazanacak” dedi.
Güneş enerjisi konusunda da binaların çatılarının güneş pilleriyle kaplanmasıyla kendi elektriğini üretmenin mümkün olduğunu söyledi.
Güneş pillerinin yanı sıra termal kamerayı da sanayicelere gösteren Güler, 2-3 termal kamera alınıp bir heyet kurulması durumunda, sanayide bina ve fabrikaları dolaşarak, binalarda enerji tasarrufunun kontrolünün mümkün olduğunu ifade etti.
-ASO BAŞKANI ÖZDEBİR-
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir de enerji tüketiminin bir ülkenin gelişmişlik göstergesi olduğuna işaret ederek, gelişmiş ülkelerdeki enerji tüketiminin Türkiye’nin 4 katı olduğunu kaydetti.
Enerji tüketimindeki artışın endişe verici olmadığını aksine sevindirici olduğunu çünkü bunun ülkede ve ekonomide işlerin yolunda gittiğini gösterdiğini belirten Özdebir,”Türkiye’de enerji tüketimini artırmak hem enerji üretimini, hem yaşam kalitesini artırmak demektir ancak bunu artırırken, daha az enerji ile daha fazla mal ve hizmet üretmek anlamında enerjiyi verimli kullanmak önemli” diye konuştu.
Günümüz ekonomilerinde enerjinin korkulu rüyalardan biri olduğunu savunan Özdebir, enerji alanına olumsuz bir gelişmenin sanayiyi kötü etkilediğini kaydetti.
Özdebir, bu nedenle ulusal enerji politikalarını belirlerken, Türkiye’nin sanayi stratejisinin de göz önüne alınması gerektiğini vurguladı.
Enerjiyi daha verimli kullanmanın çok önemli olduğunu ifade eden Özdebir, ”bizler rekabetin yoğunlaştığı bir dünyada yarışmak, ürünümüzü satmak için en önemli girdi enerjiyi verimli kullanmak zorundayız” dedi.
Özdebir, ASO Organize Sanayi Bölgesi olarak da enerji alt yapısını yenilediklerini ve enerji yönetim merkezi kurduklarını bildirirken, böylelikle anlık enerji tüketimini, enerji kirliliği ve gürültüsünü on-line olarak görebildiklerini kaydetti.
Konuşmaların ardından Bakan Güler, ASO Başkanı Özdebir’e sanayicilere dağıtılmak üzere Ankara’nın maden, yer altı ve jeotermal zenginliklerini gösteren bir dosya ile rüzgar haritası hediye etti.
Daha sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi ile Arçelik yetkilileri enerji verimliliği konusunda birer sunum yaptı.
- SORULAR -
-”KARADENİZ’DE PETROL ARAMAK İÇİN YENİ BİR GEMİYLE GÖRÜŞMELER YAPILIYOR”
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Karadeniz’de petrol aramak için yeni bir gemiyle görüşmelerin yapıldığını belirtirken, ”program gayet iyi gidiyor, gecikme olmayacak, 2009′ın Eylül ayında gemi gelecek” dedi.
Bakan Güler, ”Enver Motor Hareketi” konulu toplantıya katılmak için geldiği ASO 1. Organize Sanayi Bölgesi, bölge müdürlüğünde gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin Karadeniz’de petrol arama çalışmaları kapsamında yeni bir gemiyle görüşülüp görüşülmediğini sorması üzerine Bakan Güler, daha önce görüşme yapılan geminin inşa halinde olduğunu, bankayla bir sorun çıktığını ve bu gemiden vazgeçildiğini söyledi.
Yeni bir gemiyle görüşülmeye başlandığını bildiren Güler, şu anda TPAO’nun bu konuda ki görüşmelerinin sürdüğünü ifade etti.
Sadece TPAO değil, Exxon Mobil ve Petrobras şirketleriyle de 3′lü görüşmelerin yapılacağını anlatan Güler, şunları kaydetti:
”Gemi pahalı olduğu için 3 sondajı biz, 2′şerden 4 sondajı da onlar yapmak üzere 7 sondaj yapılacak. Şu anda gemiyi bulduk görüşüyoruz. Daha önce görüşme yaptığımız gemilerden, krizden dolayı boşta kalan gemilerden biri. Programda gecikme olmayacak. 2009′un eylül ayında gemi gelecek. Ondan önce de Batı Karadeniz’de Petrobras çalışmalarını yapacak. Dolayısıyla program gayet iyi gidiyor.”
-”DOĞAL GAZDA DOLAR KURUNA DA DİKKAT ETMEMİZ GEREKİYOR” -
Doğal gaz fiyatlarında düşüş olup olmayacağına ilişkin bir soru üzerine Güler, henüz dolar kurulu belli olmadan herhangi bir şey yapmanın doğru olmadığını belirterek, ”önce dolar kurunu görelim ama petrol fiyatlarındaki düşüşü yansıtacağız. Ama dolar paritesine de dikkat etmemiz gerekiyor” dedi.
Doğal gazda artık kendilerinin fiyat ayarlaması yapmadığını hatırlatan Güler, fiyatların Yüksek Planlama Kurulu (YPK) kararıyla ortak bir değerlendirme yapılmasının ardından ortaya çıktığını ifade etti. Bakan Güler, ”ama tabii inmesi gerekiyorsa indireceğiz” diye konuştu.
Elektrik fiyatlarındaki düşüşün konutlara yansıyıp yansımayacağına ilişkin bir soru üzerine de Güler, EPDK’nın bu değerlendirmeyi yaptığını, değerlendirmenin durumuna göre TEDAŞ’ın maliyetlerinin hesap edileceğini ve ona göre çalışmanın ortaya çıkacağını kaydetti.
Kaynak: enerji ve tabii kaynaklar bakanlığı >
Enerji verimliliği hareketi hız kazanıyor. [03/12/2008]
Toplantıda konuşan Güler, Enver Hareketi ile başlatılan enerji verimliliği çalışmalarının çok anlamlı bir sosyal sorumluluk projesi olduğunu söyledi.
Enerjinin ”en”i, verimliliğin ”ver”i kullanılarak oluşturulan Enver’in bütün halinde ”aydınlatan, ışıtan” anlamına geldiğini hatırlatan Güler, projenin ilköğretim öğrencilerinden, ev hanımlarına, iş adamlarından toplumun her kesimini ilgilendirdiğini vurguladı.
Toplantı salonunda bulunan ilköğretim öğrencilerine evlerinde birer enerji yöneticisi olmalarını öğütleyen Güler, ”benim evimde de enerji yöneticisi kızım, televizyonu, bilgisayarı, açık kalan lambaları o kontrol ediyor, tüm öğrencilerden bu tür bilinçli davranışları bekliyoruz” dedi.
”El ele Enver Hareketi” çerçevesinde 4 milyon 800 bin adet verimsiz lambanın verimli lamba ile değiştirileceğini bildiren Güler, herkesin bu kampanyaya katılması gerektiğine işaret etti.
Güler,”herkesin bu çorbada tuzu olacak. Bunun sonucunda tatlıların da ortaya çıkacağı bir bir ziyafet bu” diye konuştu.
-BİNA YALITIMI İLE 7 MİLYAR DOLARLIK TASARRUF-
Türkiye’deki binaların sadece yüzde 10′unun yalıtımlı olduğuna dikkati çeken Güler, yalıtımsız binalarda ısının bina içini değil, dışarıdaki havayı ısıttığını söyledi.
Bakan Güler, sadece binaların yalıtımı ile yıllık 7 milyar dolarlık bir tasarruf öngörüldüğünü belirterek, bunun cari açığa ve istihdama önemli katkı sağlayacağını kaydetti.
Bir elektrik düğmesine basıldığı andan itibaren çok uzun bir serüvenin başladığını anlatan Güler, şöyle konuştu:
”Bu serüven, Rusya’dan alınan doğal gazdan, sulara, kömüre kadar uzanıyor, santrallerle enerjiye dönüşüyor ve evlerimize elektrik olarak ulaşıyor. Evlerimizde kullandığımız 100 vatlık verimsiz lambaları 20 vatlık verimli lambalarla değiştirirsek, yüzde 80 tasarruf sağlamış oluruz. Bunun karşılığında havaya daha az karbondioksit salınır ve iki ağaç dikmiş oluruz. Bu küçük hareket iki Keban barajı kadar da tasarruf sağlar. 6 yılda bir Keban Barajı yapamazsınız ama 6 saniyede bir lambayı değiştirerek, verimliliğe katkıda bulunabilirsiniz.”
Türkiye’de enerji verimliliği konusunda yapılacak çok iş bulunduğuna işaret eden Güler, Türkiye’de bin dolarlık bir katma değer üretmek için 400 litre benzin kullanılırken, OECD ülkelerinde bu miktarın 200 litre, Japonya’da ise 100 litre olduğuna dikkati çekti.
Güler, bunun da Türkiye’de enerjinin verimsiz kullanıldığının göstergesi olduğunu söyledi.
-EİEİ GENEL MÜDÜRÜ BÜYÜKMIHÇI-
Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürü Mustafa Kemal Büyükmıhçı da enerji verimliliği kapsamında yapılan çalışmalar hakkında bilgi verirken, bu kapsamda bakanlıklar arasında yapılan işbirliği protokollerine de değindi.
Enerji verimliliği konusunda ulusal ve uluslararası kuruluşlarla ortak çalışmaların devam ettiğini anlatan Büyükmıhçı, Enver kampanyası kapsamında, ilkokullarla El Ele Enver projesi, alışveriş merkezlerine dönük olarak perakende sektöründe Enver hareketi başlattıklarını ve 15-16 Ocak 2009 tarihleri arasında da İstanbul’da ”Birinci Ulusal Enerji Verimliliği Forumu” düzenleyeceklerini bildirdi.
İlköğretim okullarına yönelik El Ele Enver Hareketi hakkında bilgi veren EİEİ Genel Müdür Yardımcısı Sebahattin Öz, İç işleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içerisinde gerçekleştirilecek hareket kapsamında ilköğretim okullarındaki öğrencilere ilk etapta 4 milyon 800 bin adet lambanın eskileri geri alınmak suretiyle dağıtılacağını bildirdi.
Öz, böylece hareket çerçevesinde bedeli en az 500 milyon YTL olan bir doğal gaz çevrim santral yatırımı ihtiyacının önlenebileceğini, yılda en az 75 milyon YTL’lik tasarruf sağlanacağını ve bunun karbondioksit emisyonlarının azaltılması bakımından 8 milyon ağaç dikilmiş gibi olacağını anlattı.
Söz konusu hareketin ilk aşamada 23 ilde başlayacağını belirten Öz, bu çerçevede Antalya ve Konyadaki ilköğretim okullarına dağıtılmak üzere ilk lambaların gönderildiğini söyledi.
-ALIŞVERİŞ MERKEZLERİNDE 300 MİLYON DOLARLIK TASARRUF-
Perakende sektöründe Enver hareketi hakkında bilgi veren Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği (AMPD) Başkan Yardımcısı Servet Topaloğlu da perakende sektörünün 160 milyar dolarlık hacmi ile enerji, sağlık ve eğitimden sonra Türkiye’nin en büyük sektörü olduğunu kaydetti.
Türkiye’de her 10 çalışandan birinin perakende sektöründe istihdam ettiğini ve günde yaklaşık 15,5 milyon kişinin alışveriş yaptığını belirten Topaloğlu, perakende sektörünün yoğun enerji kullanan sektörlerden biri olduğuna dikkati çekti.
Cadde mağazaları dahil sektörün yıllık enerji faturasının yaklaşık 1,5 milyar dolar olduğunu belirten Topaloğlu, sektörde yıllık yüzde 20′lik bir tasarruf potansiyeli gördüklerini bunun da yıllık 300 milyon dolara denk geldiğini ifade etti.
Sektörde enerji verimliliği hareketi çerçevesinde her AVM ve perakende şirketinde en az bir enerji sorumlusunun tespit edileceğini ve bu sorumlunun saha çalışması yaparak, tasarruf potansiyelini belirleyeceğini anlatan Topaloğlu, ayrıca müşterilere dönük enerji tasarrufunu özendirecek kampanya ve promosyonların yapılacağını kaydetti.
Konuşmaların andından bina enerji yönetimine katılarak sertifika almaya hak kazanan AVM ve bazı perakende şirketleri temsilcilerine sertifikaları Bakan Güler tarafından verildi.
Güler, ayrıca programa katılan ilköğretim okulu öğrencilerine verimli lamba hediye etti.
-SORULAR-
Toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Bazı basın yayın organlarında, petrol fiyatlarındaki düşüşün doğal gaz fiyatlarına yansıtılmayacağı ve 2009 Mart ayına kadar doğal gaz fiyatlarının sabit tutulacağı şeklinde bazı haberlerin yer aldığının hatırlatılması üzerine Bakan Güler, ”hayır böyle bir şey doğru değil, yansıtacağız” dedi.
Basın mensuplarının, ”ocak ayında mı yansıtacaksınız?” şeklindeki sorusu üzerine Bakan Güler, ”evet yansıtacağız” yanıtını verdi.
Nükleer Santral İhalesinin bu hafta sonuçlanıp sonuçlanmayacağının sorulması üzerine de Bakan Güler, Nükleer Santral İhalesi için tek teklif veren firmanın, nükleer santral kriterlerinin yer aldığı ikinci zarfının TAEK tarafından incelendiğini, TAEK’in çalışmalarının bu hafta bitmesinin beklendiğini belirterek, ”bayramdan sonra ayın 19′u-20’si gibi TAEK’in görüşü netleşir, dolayısıyla biz de kararımızı açıklarız” dedi.
Güler:”Nabucco projesiyle ilgili olarak AB ile yoğun görüşmeler sürüyor. Hükümetlerarası anlaşma metni ilgili ortaklara verildi” [02/12/2008]
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Güler, Nabucco projesiyle ilgili bir soru üzerine, ”projeyle ilgili olarak AB ile yoğun görüşmelerin sürdürüldüğünü, hükümetlerarası anlaşma metninin de ilgili ortaklara verildiğini” söyledi.
Bakan Güler, Türkiye’nin uluslararası enerji politikasıyla ilgili soru üzerine de şöyle konuştu:
”Petrol ve doğal gazda şöyle bir durum var. Petrol daha şeffaf ve kuralları konmuş bir alan. Doğal gaz daha farklı. Petrolle para kazanılıyor, doğal gazla strateji oluşturuluyor. Kaynak ülkelerle ihtiyaç sahibi ülkelerin kuralları çok farklı. Rekabet ve şeffaflık aranan bir ortam. Türkiye olarak bu alana oyuncu olarak sonradan girdik. Önceleri edilgendik, şimdiyse etken bir aktör olarak devreye girdik. Türkiye önemli rol oynamaya başladı. Seyreden bir durumdayken kurallara katkısı olan bir ülke olduk.”
-ÜRETİM VE DAĞITIM ÖZELLEŞTİRMELERİ-
Bakan Güler, bir başka soru üzerine de elektrik dağıtım özelleştirmeleriyle ilgili olarak bölgelerin yapılandırılması çalışmalarının sürdüğünü belirtti. Güler, ”Özelleştirme İdaresi Başkanlığı danışmanlık ihalesi yapacak. Bu sırada dağıtım tesislerinin rehabilitasyonları da devam edecek” dedi.
Güler, elektrik üretim özelleştirmeleri konusunda da ”önceliğin termik santrallere verileceğini” vurguladı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Güler, gelecek yıl elektrik ve doğal gazda indirim olup olmayacağı yönündeki soru üzerine de, ”bunu söylemenin erken olduğunu, hesaplamaların petrol ve dolara göre yapıldığını” kaydetti.
Türkiye’de rüzgar enerjisinden sonra güneş enerjisinde de büyük bir atılım olacağını ifade eden Güler, Türkiye’nin 50 bin megavatlık doğal gaz santraline eşdeğer güneş potansiyeli bulunduğunu, bunun yarısının bile kullanılmasının müthiş bir imkan olacağını söyledi.
Enerji verimliliğiyle ilgili binalardaki yalıtımın önemine işaret eden Güler, binalardaki yalıtımın enerjide yüzde 60-70 oranında tasarruf sağladığını ifade etti ve Türkiye’deki tüm binalara yalıtım yapılması halinde 6-7 milyar dolar tasarruf sağlanacağını, bunun da cari önemli açığa katkısı olacağını belirtti.
-”NÜKLEER SANTRAL İHALESİNDE ZARFIN AÇILIP AÇILMAYACAĞI BU HAFTA BELLİ OLACAK”
Nükleer santral ihalesine ilişkin bir soru üzerine ise Güler, TAEK’in nükleer santral ihalesinde teklif veren Atomstroyexport-Inter Rao-Park Teknik (Türk-Rus) Ortak Girişim Grubuna yönelttiği sorulara dönük yanıtların geldiğini ve bu yanıtların bu hafta değerlendirileceğini bildirdi.
Alınan cevaba göre, üçüncü (fiyat) zarfın açılıp açılmayacağı belli olacağını belirten Güler, ”Zarfın açılıp açılmayacağı bu hafta belli olacak” dedi.
Sinop’ta da kurulması öngörülen nükleer santralle ilgili bir soru üzerine de kanunda değişiklik yapılması gerektiğini ifade eden Güler, söz konusu ihaleye daha sonra çıkılacağını söyledi.
Dar gelirlilere dağıtılan kömüre dönük eleştirilere ilişkin soru üzerine de Güler, dar gelirlilere dağıttıkları kömürlerin tartışmaya neden olduğunu ancak bu kömürleri 6 yıldır dağıttıklarını kaydetti. Güler, şunları söyledi:
”Seçimle alakası olan bir şey değil, biz bunları her ihtiyatlı aile gibi yazın dağıtmaya başlıyoruz. Çünkü herkes odun ve kömürünü yazın alır, yani kuruyken alır, bunu yaparak hiç ayrım gözetmeden dağıtıyoruz. Bu sosyal devlet olmanın gereği. Bu kömürler yerin altında duruyordu. Ama kimse ne kömürü düşünüyor, ne üşüyen dar gelirliyi düşünüyordu. Dolayısıyla biz sosyal hukuk devletinin gereğini yerine getiriyoruz. Tabii bu sözde olmuyor, çalışarak oluyor.
Biz bunu seçim aracı olarak hiç düşünmedik, çünkü herkese veriyoruz, ayrım yapmadan veriyoruz ve bu kömürü de çıkaran biziz, bulan biziz. Paketliyoruz, illere kadar taşıyoruz. Her yıl yaklaşık 1,5 milyon ton kömür bu şekilde dağıtılıyor. Bunun istihdama çok büyük katkısı var. TKİ de daha önce zarar eden bir kurumdu şimdi mali durumunu da düzeltiyor.”
Güler Sungurlu’da, OSB trafo merkezinin temel atma töreni ve doğal gaz kompresör istasyonu açılış törenine katıldı. [02/12/2008]
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltmak için yoğun bir şekilde çalıştıklarını ifade ederek, ”Kendi gazımızı, kendi petrolümüzü bulduğumuz zaman bizi kimse tutamaz” dedi.
Güler, temel atma ve açılış törenlerinde yaptığı konuşmalarda, Çorum’un en az 40 yıl boyunca enerjide sıkıntı çekmeyeceğini söyledi.
Çorum doğal gaz kompresör istasyonunun hizmete açtıkları 7. kompresör istasyonu olduğunu ifade eden Güler, bu istasyon sayesinde Rusya’dan gelen gazın sadece Çorum bölgesine değil, İstanbul’a kadar ulaştırılacağını kaydetti.
Göreve geldiklerinde 9 ilde doğal gaz olduğunu, yaptıkları çalışmalarla bu sayıyı 63′e çıkardıklarını anlatan Güler, sadece Çorum’a doğal gaz getirmek için 900 TIR çelik boru taşındığını ifade etti.
Doğal gazın ”çevreci bir enerji kaynağı” olduğunu söyleyen Güler, ”Biz bunu niye yapıyoruz? Hava kirliliğiyle mücadele için, nefes darlığı çekenlerin sorununu ortadan kaldırmak için ve çocuklarımızın yanaklarının daha kırmızı olması için yapıyoruz” diye konuştu.
-YOĞUN ENERJİ DİPLOMASİSİ-
Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılamak için Azerbaycan, İran, Irak ve Türkmenistan’la görüşmelerin yoğun bir şekilde devam ettiğini ifade eden Güler, bu kapsamda ”yoğun bir enerji diplomasisi sürdürdüklerini” kaydetti.
Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını ortadan kaldırmak için çalıştıklarını belirten Bakan Güler, şunları söyledi:
”İnşallah Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünde ülkemize bir hediyemiz olacak. O da petrol ve doğal gazda dışa bağımlılığımızı azaltacak, belki de ortadan kaldıracak, kendi gazımıza, kendi petrolümüze ulaşmak. Bununla ilgili sismik araştırmaları bitirdik. 5 yıl boyunca Karadeniz’i taradık. Şimdi sondaj zamanı geldi. 2009 bizim atılım yılımız olacak. Kendi gazımızı, kendi petrolümüzü bulduğumuz zaman, zaten bizi kimse tutamaz.”
-YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI-
Bakan Güler, bir taraftan elektrik enerjisinde önemli adımlar attıklarını, bir yandan da yenilenebilir enerji başta olmak üzere yerli kaynaklara yöneldiklerini, rüzgar, güneş ve sudan enerji üretmeye çalıştıklarını belirtti. Güler, ”Bizden önce 80 yılda üretilen elektriğe 100 dersek, biz 6 yılda buna 60 ekledik” dedi.
Türkiye’nin rüzgar enerjisinde Avrupa’da 35 ülke arasında sonuncu olduğunu, son dönemde yapılan çalışmalarla 11. sıraya yükseldiğini belirten Güler, hedeflerinin 1. veya 2. sıraya yükselmek olduğunu kaydetti.
Yapılan yasal düzenlemelerle 500 kilovata kadar ruhsat almadan herkesin enerji üretebileceğini anlatan Güler, 500 kilovat enerjinin 150 dairenin enerji ihtiyacını karşılayabileceğine dikkati çekti. Güler, böylece tüketicileri de aynı zamanda üretici durumuna getirdiklerini kaydetti.
Türkiye’deki rüzgardan enerji üretimini 17 megavattan 500 megavata çıkardıklarını vurgulayan Güler, rüzgar enerjisindeki hedefin de 2020 yılında 20 bin megavata çıkarmak olduğunu söyledi.
Konuşmasında güneş pillerine de değinen Güler, bu pillerin Çorum’da üretilebileceğini ifade etti.
Açılışı yapılan doğal gaz kompresör istasyonunun bir yıl gibi kısa bir sürede bitirildiğine dikkati çeken Güler, ”Bunu kendi mühendislerimizle gerçekleştirdik. Bu çalışmaları bir müteahhitlik hizmeti olarak dışarıya da vermek istiyoruz. BOTAŞ’ın bu konuda önemli çalışmaları var” diye konuştu.
-BOTAŞ GENEL MÜDÜRÜ DÜZYOL-
BOTAŞ Genel Müdürü Saltuk Düzyol da BOTAŞ’ın son yıllarda yatırım hamleleriyle öne çıktığını, Türkiye’deki boru hatlarının uzunluğunun 11 bin 800 kilometreye ulaştığını söyledi.
Açılışı yapılan kompresör istasyonuyla ilgili bilgi veren Düzyol, 65 dönem arazi üzerine kurulan ve 43 milyon dolara mal olan kompresör istasyonunun tamamen Türk mühendisler tarafından yapılan ilk kompresör istasyonu olduğunu bildirdi.
Kompresörün saatte 2, günde 50 milyon metre küp civarında doğal gaz taşıma kapasitesine sahip olduğunu belirten Düzyol, ”Bu kompresör vasıtasıyla halihazırda Karadeniz geçişli Mavi Akım boru hattıyla gelen Rus gazını tüketici merkezlerine ulaştırmış olacağız. Yıllık taşıma kapasitesi de yaklaşık 16 milyar metre küp olacak. Şu anda Türkiye tüketiminin 38 milyar metrek üp olduğunu düşündüğümüzde bu istasyon yüzde 40′lık Türkiye ihtiyacını tek başına taşıyabilecek” diye konuştu.
-TEİAŞ GENEL MÜDÜRÜ ÖZŞAHİN-
TEİAŞ Genel Müdürü İlhami Özşahin de iletim sistemi yatırımlarıyla ilgili bilgi verdi.
2003-2008 yılları arasında 323 projeyi tamamladıklarını belirten Özşahin, 139 projenin devam ettiğini, 83 projenin de önümüzdeki günlerde ihale edileceğini söyledi.
Söz konusu projelerin toplam tutarının yaklaşık 3 milyar YTL olduğunu belirten Özşahin, ayrıca önümüzdeki yıllarda ihale edilecek 214 proje daha bulunduğunu, bunların yatırım tutarının da 1 milyar YTL’nin üzerinde olduğunu kaydetti.
Özşahin, temeli atılan Sungurlu OGS bölgesi trafo merkezinin 154 kilovoltluk bir merkez olacağını, merkezin 19 Aralık 2009 tarihinde bitirilmesinin planlandığını, ihale bedelinin de 3,8 milyon YTL olduğunu anlattı.
Temel atma ve açılış törenlerine, Çorum Valisi Mustafa Toprak, Ak Parti Çorum milletvekilleri Murat Yıldırım ve Ahmet Aydoğmuş ile yerel yöneticiler ve vatandaşlar da katıldı.
Doğal gaz kompresör istasyonunun açılışından sonra Bakan Güler ve beraberindekilere istasyonla ilgili bilgi verildi.
Bakan Güler, törenlerden sonra karayoluyla Ankara’ya hareket etti.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, borlu çimentoyu tanıttı [26/11/2008]
Güler: ”Borun çimentoda kullanımıyla Türk tipi çimento geliştirdik. Artık bu ürün, inşaat, baraj, yol ve binalarda kullanılabilecek duruma geldi.”
Türkiye’nin milli kaynağı olan borun üzerine ”titrediklerini” ifade eden Güler, ”bugün Türk kahvesinden sonra yeni bir milli markayı, borlu çimentoyu tanıtmak için buradayız. Türk çimentosu bugünden itibaren literatüre girmiş olacak” dedi.
Dünya bor rezervlerinin yüzde 72’sinin Türkiye’de bulunduğunu, dünya bor piyasalarında ikinci olan Türkiye’nin, Eti Maden İşletmelerinin başarılı çalışmalarıyla birinci duruma geldiğini anlatan Güler, yeni ürünlerle bor cevherinde madencilikten kimyasallara geçiş konseptini uygulamaya koyduklarını söyledi.
Bor cevherinde artık katma değeri yüksek yeni ürünlere geçtiklerini, çinkoborat, borkarbür, ziraibor gibi kimyasallar ürettiklerini ifade eden Güler, ”borun hakkını vermeye çalıştıklarını” kaydetti.
-TÜRK TİPİ ÇİMENTO-
Bakan Güler, ”borun çimentoda kullanımıyla Türk tipi çimento geliştirdik. TSE’den standardını da aldık. Artık bu ürün, inşaat, baraj, yol ve binalarda kullanılabilecek duruma geldi. Bu ürünü ölçülebilir parametrelerle de tanımlayabiliyoruz” diye konuştu.
Borlu çimentonun ve bunun beton üretimindeki avantajlarını anlatan Güler, mukavemeti diğer çimentolara göre yüzde 70 daha fazla olan borlu çimentoyla artık depreme daha dayanıklı binalar yapılabileceğini vurguladı.
Çimento sektörünün çevre kirliliğine neden olan sektörler arasında yer aldığına dikkati çeken Güler, borlu çimento üretiminde karbondioksit salınımının yüzde 30 daha düştüğünü, böylece borlu çimento kullanımıyla çevre kirliliğinin önemli oranda azalacağını belirtti.
Normal çimento üretimindeki reaksiyon sırasında ortaya çıkan 1450 derecelik ısının, yüzde 10 kolemanit kullanımıyla 1325 dereceye düştüğünü ifade eden Güler, borlu çimentonun düşük ısı konusunda da avantajlı olduğunu ve önemli ölçüde enerji tasarrufu sağladığını kaydetti.
Borlu çimentonun beton mukavemetini artırdığını belirten Güler, ”Türk tipi çimentoyla beton daha güçlü olacak. Artık zemin üzerine daha yüksek binalar yapılabilecek ve betonda daha az çimento kullanılacak. Bir metreküp beton üretiminde 350 yerine 300 kilogram çimento kullanılacak” dedi.
Kitle beton kullanılan alanlarda hidratasyon ısısını azaltmak için su kullanıldığını, bunun da büyük maliyetler getirdiğini ifade eden Güler, borlu çimento kullanımının buna da çare olduğunu, hidratasyon ısısını giderdiği için maliyeti düşürdüğünü, soğutmada avantaj sağladığını söyledi.
Son zamanlarda dünyada nükleer santral yapımında yeni akım ortaya çıktığına işaret eden Güler, borun nötron tutucu ve nötrün kalkanı olarak kullanılabilme özelliğinin de bulunduğunu ifade ederek, ”Nükleer tesis yapılarında eğer borlu çimento kullanırsak gayet emniyette olabileceğiz” dedi.
-BORLU ÇİMENTONUN AVANTAJLARI-
Borlu çimentonun petrol sondajlarında ve beton yol uygulamalarında da kullanılabileceğini belirten Güler, şöyle konuştu:
”Özellikle duble yollarla birlikte köy yolları da dahil olmak üzere biz yolların betonlanmasını düşünüyoruz. Petrol ürünü olduğu için asfalt da dışarıdan geliyor. Üstelik asfalt yolun iki yılda bir bakımı oluyor. Bu beton yolların 20 yıla kadar çıkan ömrü var. Dolayısıyla bunu da yapmamız mümkün olabilecek. Yolların betonla kaplanması bize önemli avantajlar sağlayacak.
Borlu çimentonun su geçirgenliği yüzde 30 daha düşük, bu da avantaj. Kışın yollar donmasın diye tuz atıyoruz. Bunun da çevreye zararları oluyor. Burada da yüzde 15-30 arasında bir tasarruf sağlıyor. Mesela suda yapılacak köprü bacakları, Marmaray gibi tünel geçişleri… Burada eğer borlu çimento kullanılırsa aynı zamanda tuzlu suyun etkilerini de önlemiş oluyor.”
-”TÜRK KAHVESİNDEN SONRA TÜRK ÇİMENTOSU”-
”Biz Türk kahvesinden sonra Türk çimentosunu da kamuoyuna duyurmak istiyoruz” diyen Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Bu çimentonun kullanılması hem çevre açısından bir bilinç oluşturuyor, hem de inşaat tekniği açısından, mukavemet açısından önemli avantajlar sağlıyor. Üretiminde karbondioksit salınımı daha düşük ve maliyeti de düşük olduğu için inşaatların maliyetlerini de olumlu yönde etkileyecek. Daha mukavim bir binada kim oturmak istemez. Eğer bunu istiyorsak o zaman bu Türk tipi çimentoyu kullanmak durumundayız. Maliyeti de uygun. Böyle güzel bir ürünün ortaya çıkmasında katkıları olan bütün kurumlara teşekkür ediyorum.”
Borlu çimentodan 4 bin ton ürettiklerini bildiren Güler, ‘’standardize bir ürünümüz var. Artık bu çimentomuz görücüye çıkabilir” dedi.
Bakan Güler, borlu çimentonun, deniz yapıları, baraj gövdeleri, köprüler, viyadükler, beton yollar, yüksek yapılar, santral binaları gibi geniş potansiyel kullanım alanı olduğunu vurguladı.
Çimento üreticilerinden borlu çimento üretmelerini isteyen Güler, borlu çimentonun fiyatının normal çimentoya göre yüzde 15-20 daha düşük olacağını belirtti.
Artık borlu çimentonun uygulama aşamasına geçildiğini ifade eden Güler, DSİ’nin yapacağı 11 barajı borlu çimentoyla inşaa edeceğini bildirdi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Güler, AB’nin boru ‘üremeyi engelleyen toksik maddeler’ listesine almasına ilişkin bir soru üzerine de ”bu noktada bizim tezimiz gayet kuvvetli. Çünkü biz boru avuç avuç yemeyeceğiz. Bu netice itibariyle farelerde yapılan bir testin sonucu. o ölçüde zaten bor kullanılmıyor” dedi.
-”BİNALARDA DA KULLANILMASINI TAVSİYE EDERİM”-
Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası (İNTES) Başkanı Şükrü Koçoğlu, sorular üzerine kendilerinin de uzun zamandan beri borlu çimentoyu beklediklerini söyledi.
Şu anda bir baraj inşaatı olduğunu ifade eden Koçoğlu, söz konusu barajı borlu çimentoyla yapması durumunda, bunu bir yılda bitirmeyi hedeflediğini, ancak soğutmalı sistemle yapması halinde 2,5 yılı bulabileceğini vurguladı.
Soğutmalı sistemde maliyetin ciddi şekilde arttığını ifade eden Koçoğlu, ”borlu çimento, kullanıcı olarak inşaat sektörü için çok çok önemli. Kitle betonlarında çok önemli, yollarda önemli. Maliyeti düşürüyor mukavemeti artırıyor. Isı problemini barajlarda yüzde 30 civarında azaltıyor” diye konuştu.
Barajı borlu çimentoyla yapması durumunda maliyetin ortalama yüzde 15 azalacağını belirten Koçoğlu, ”ciddi bir tasarruf sağlıyor. Binalarda da kullanılmasını tavsiye ederim” dedi.
Bu sayfada rüzgar ve güneş gibi temiz enerji kaynaklarından ve enerjilerinden elektrik üretimi konusu ele alınıyor.
Temiz enerji kaynağı ne demektir, tanımı, Güneşten ve Rüzgârdan enerji nasıl elde edilir, Temiz enerji sistemleri nerelerde kullanılır, neden sadece elektrik olmayan yerlere kurulum yapılıyor?
Temiz enerji üretimi zorlukları, teknik hizmet kaynakları ve hangi cihazları satın almak gerekir, nereden nasıl bulabilirim, kimler yardımcı olur, nerelere danışmalıyım , elektrik enerjisi üretiminde diğer teknik konular vs. bu sayfaların ilgi alanına girmektedir. Aklınıza takılan soruları veya özellikle fikir ve yorumlarınızı yazıya eklemenizi rica ederiz. Bilgi ve tecrübelerinizin diğer ziyaretcilerimize de faydalı olması sizi de sevindirecektir.
Enerji haberler ve yorumlar için bloğumuzun diğer bölümlerini ziyaret ediniz.
Temiz enerji kaynağı ne demektir?
Güneşten enerji nasıl elde edilir?
Rüzgârdan enerji nasıl elde edilir?
Temiz enerji sistemleri nerelerde kullanılabilir?
Temiz enerji sistemleri neden sadece elektrik olmayan yerlere kuruluyor?
Temiz enerji kaynakları ile hangi cihazları çalıştırabilirim?
Hangi temiz enerji kaynağını tercih etmeliyim?
Ne kadar büyüklükte bir sisteme ihtiyacım olduğunu nasıl belirleyebilirim?
Projelendirme için sizi aradığımda hangi bilgileri vermem gerekecek?
Temiz enerji sistemi nelerden oluşur, bütün bu cihazları sizden temin edebilir miyiz?
Aldığım sistemin montajını nasıl yaptıracağım?
Ürettiğim elektriği devlete ya da başka bir kuruma satabilir miyim?
Temiz enerji kaynağı ne demektir?
Temiz enerji kaynaklarını kısaca kendini sınırsız tekrarlayan yenilenebilir ve hammadde bağımlısı olmayan enerji kaynakları (güneş, rüzgâr, su ve biokütle gibi) olarak tanımlayabiliriz. Temiz enerji kaynaklarının kullanımı için önemli olan diğer kriterler ise taşınabilirlik, bakım ihtiyacı olmaması, ihtiyacın olduğu yerde üretim, hiçbir atık çıkmaması, sessiz üretim olarak sıralanabilir. Türkiye hem güneş bakımından hem de rüzgâr bakımından oldukça zengin bir ülkedir. Bu zenginliği boşa harcama lüksüne sahip olmayan yurdumuz için tükenmeyen bir kaynak olan rüzgâr ve güneş önümüzdeki yılların temel ısıl enerji ve elektrik kaynağı olmaya adaydır.
Güneşten enerji nasıl elde edilir?
Güneş panelleri güneş kolektörlerinden farklı olarak sıcak su değil elektrik enerjisi üretirler. Panel yüzeyine gelen güneş ışığı panellerin yapıldığı özel yarı iletken malzemenin elektrik üretmesini sağlar. Sistemin çalışması için direk güneş ışığı almasına gerek yoktur, aydınlık yeterlidir, bu sayede bulutlu havalarda dahi üretim yapılabilir.
Rüzgârdan enerji nasıl elde edilir?
Rüzgâr türbinleri kanatları sayesinde rüzgârın kinetik enerjisini elektrik enerjisine çevirirler. Üretim türbin kanatları büyüdükçe ve rüzgâr hızı arttıkça artar.
Temiz enerji sistemleri nerelerde kullanılabilir?
Rüzgâr ve güneş enerjisi sistemleri ülkemizde şebeke elektriğinin ulaşmadığı her yerde kullanılabilirler. Elektriksiz çiftlikler, dağ evleri, yazlıklar
Elektriği olmayan şehre uzak köyler
Deprem, doğalgaz, su gibi ölçüm istasyonları
Farklı akademik uygulamalar, ar-ge projeleri
Sanayi uygulamalarına otoprodüktör sistemleri
Acil iletişim sistemleri
Telekomünikasyon sistemleri
Tekneler, deniz uygulamaları
Rüzgâr ve güneş enerjisinin kullanıldığı başlıca örnekler olarak sıralanabilir.
Temiz enerji sistemleri neden sadece elektrik olmayan yerlere kuruluyor?
Elektrik bulunmayan bir araziye şebeke elektriğinin çekilmesi trafo kurulması gerekebileceği ve direk dikim masrafları nedeniyle bir hayli maliyetli olmaktadır. Güneş ve rüzgârla kurulan bir sistem şebeke elektriği çekilmesinden daha ucuza gelecektir. Şebeke elektriğinin bulunduğu durumlarda ise kurulan güneş ya da rüzgâr enerjisi sisteminin kendini geri ödeme süresi 25 yılı bulduğundan dolayı tercih edilmemektedir.
Bulunduğum yerde şebeke elektriği var ama ben yine de temiz enerji sistemi kurmak istiyorum, yasal olarak bir sakıncası var mı?
Şebeke elektriği olan yerlerde güneş ya da rüzgâr enerjisi kullanımıyla ilgili yasal bir sakınca yoktur. Belediyeden veya başka bir kurumdan herhangi bir izin belgesi almanıza da gerek yoktur. Fakat bu bölgelerde sistemin kendini geri ödeme süresi 25 yılı bulduğundan dolayı teoride mümkün olmasına rağmen pratikte uygulama yapılmamaktadır.
Temiz enerji kaynakları ile hangi cihazları çalıştırabilirim?
Güneş ve rüzgâr enerjisi ile teoride her türlü cihazı çalıştırmak mümkündür. Fakat tüketim arttıkça maliyet de artacaktır. Bunun yanı sıra, güneş panelleri ve rüzgâr türbinleri doğru akımda elektrik üretirler, günlük hayatımızda kullandığımız birçok cihaz ise alternatif akım kullanır. Bu nedenle sistemlerde üretilen elektriği alternatif akıma çevirmek için bir inverter kullanılır. Anlık olarak çok fazla güç çeken klima, elektrikli ısıtıcı, dalgıç pompa gibi cihazlar inverter masrafını çok arttıracak ve projenin maliyetini yükseltecektir.
Hangi temiz enerji kaynağını tercih etmeliyim?
Hangi enerji kaynağının sizin için daha uygun olduğu, sistemi kurmak istediğiniz bölgedeki doğal şartlara bağlıdır. Çok güneş alan bölgelerde güneş panelleri yüksek verimde çalıştığı gibi rüzgârlı alanlarda da rüzgâr türbinlerinden faydalanılması uygundur. Fakat genel olarak bu iki kaynağın birlikte kullanılması yaz aylarında güneş panelleri ve kış aylarında rüzgâr türbini yüksek verimde çalışacağı için daha iyi bir sonuç verecektir. Rüzgâr sistemleri güneş enerjisi sistemlerine göre daha ucuzdur fakat rüzgârdan verimli faydalanılabilecek yerler güneşten faydalanılabilecek yerlerden çok daha az olduğundan iki sistemde tercih edilmekte ve uygulanmaktadır.
Ne kadar büyüklükte bir sisteme ihtiyacım olduğunu nasıl belirleyebilirim?
Ne kadar büyüklükte bir sistem kurmanız gerektiğine dair bir fikir edinebilmek için paket sistemlerimizi inceleyebilirsiniz. Bu paket sistemlerde kurulacak sistemin gücü, hangi elemanlardan oluştuğu, ne kadar üretim yaptığı, bu üretim değerleri ile hangi elektrikli cihazları hangi sürelerde çalıştırabileceğiniz ve fiyat bilgisi bulunmaktadır.
Projelendirme için kimleri aramalıyım, sizi aradığımda hangi bilgileri vermem gerekecek?
Paket sistemleri inceledikten sonra bir temiz enerji sistemi kurmaya karar verdiyseniz projenin size özel detaylandırılması için teknik hizmet veren yetkili bir firmayı aramanız gerekmektedir.
Paket sistem tümüyle sizin gereksinimlerinizi karşılıyor ise direk olarak sipariş verebilirsiniz. Proje üzerinden bazı değişiklikler yapılması istenildiği durumda ise bu firmaya, -anlık çekilen maksimum güç miktarı (W)- ve -günlük toplam tüketim (Wh/gün)- verilerinizi ulaştırdığınız takdirde projenize ait teklif en kısa zamanda size ulaştırılacaktır. Bu verileri kendiniz elde edemiyorsanız, projenin yapılacağı yerde kullanılacak elektrikli cihazların tam bir listesini ve kullanım alışkanlıklarınızı (hangi cihazı kaç gün ne kadar süreyle kullandığınız gibi) yazarak bize gönderirseniz tüketim verileriniz hesaplanarak size uygun bir proje hazırlanacaktır.
Temiz enerji sistemi nelerden oluşur, bütün bu cihazları sizden temin edebilir miyiz?
Temiz enerji sistem birimleri:
Üretim elemanı (güneş paneli ya da rüzgâr türbini)
Akü (üretilen enerjiyi depolayabilmek için)
Şarj kontrol cihazı (akülerin şarj seviyesini ayarlayabilmek için)
İnverter (doğru akımı alternatif akıma çevirebilmek için)
Olarak sıralanabilir. Rüzgâr enerjisi sistemlerinde şarj kontrol birimi türbine dâhil olduğundan ayrıca kullanılması gerekmez. Sistem için gereken bütün cihazları Biricik Elektrik’den temin edebilirsiniz.
Aldığım sistemin montajını nasıl yaptıracağım?
Aldığınız sistemin montajını mutlaka cihazları aldığınız firmanın yetkili personeline yaptırınız.
Hava kapalı olsa ya da rüzgâr dursa da yine kesintisiz olarak gece-gündüz elektrik kullanmaya devam edebilir miyim?
Bu sistemler genellikle 2 gün süreyle hiç üretim yapmasa dahi kesintisiz (gece-gündüz) elektrik kullanmanıza olanak verecek şekilde hazırlanmaktadır. Bu 2 günlük süre sizin isteğinize göre değiştirilebilir.
Ürettiğim elektriği devlete ya da başka bir kuruma satabilir miyim?
Avrupa ülkelerinde uygulanan çift yönlü sayaç sistemi ülkemizde henüz uygulanmamaktadır. Bu sistem ürettiğiniz elektriği akülerde depolamaya gerek kalmadan şebekeye satıp kullanacağınız elektriği de yine şebekeden satın almanız prensibine dayanır. Bu sayede akü ve şarj kontrol masrafı ortadan kalkmakta ve temiz enerji sistemlerinin şebeke elektriği bulunan yerlerde de uygulanmasına olanak sağlanmaktadır. Çift yönlü sayaç sistemlerinde eğer üretiminiz tüketiminizden fazla ise fatura ödememenin yanı sıra ürettiğiniz enerjiden gelir elde etmeniz de mümkündür. Bu sistemin KKTC ne zaman faaliyete geçeceği hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber enerji kanunlarında son dönemde yapılan değişiklikler böyle bir uygulamaya giden yolu açmıştır.
Güneşten elektrik üretiminde yeni dönem
A.A
Yenilenebilir enerji kaynaklarından rüzgar enerjisine dönük yapılan yatırım atağının ardından, güneş enerjisinden elektrik üretimine yönelik yeni bir dönem başlıyor.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Hasan Köktaş, yaptığı açıklamada, 2005 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarının teşvik edilmesine yönelik kanun çıkmasının ardından rüzgar enerjisinden elektrik üretimi konusunda büyük bir atılım yaşandığını söyledi.
Toplam 3 yıl içerisinde rüzgar enerjisinde kurulu gücün 20 megavatlardan, 350 megavata çıktığını anlatan Köktaş, “Önümüzdeki 2 yılda 1070 megavatlık 22 santralin devreye girmesini daha bekliyoruz. Böylece 2010 yılına geldiğimizde rüzgarda kurulu güç 1500 megavatlara ulaşmış olacağız” dedi.
Rüzgarda yaşanan bu atılımın önümüzdeki günlerde güneş enerjisinde yaşanacağını vurgulayan Köktaş, Enerji Bakanlığı ile birlikte güneş enerjisinden elektrik üretiminin başlayacağı yeni döneme yönelik yol haritası üzerinde çalıştıklarını bildirdi.
Bu kapsamda da güneş enerjisine dönük yatırımlar için özel sektörün başvurularını kabul etmeye, nasıl başvuru alınacağı ve bunların nasıl değerlendirileceğine dönük bir yönetmelik hazırlayacaklarını anlatan Köktaş, güneş enerjisi konusunda da tıpkı rüzgarda olduğu gibi büyük bir yatırım hareketliliği beklediklerini kaydetti.
“RÜZGAR ÇİFTLİKLERİ GİBİ GÜNEŞ TARLALARINA TANIK OLACAĞIZ”
Sadece yenilenebilir enerjide sürmekte olan 470 proje bulunduğuna ve bunların yatırımların ekonomik büyüklüğü 22 milyar YTL’ye ulaştığına dikkati çeken Köktaş, bunların üretim miktarının ise 45 milyar kilovat saat olduğunu kaydetti.
Yılda 300 milyar kilovat saatin üzerinde teknik potansiyel barındıran güneş enerjisinden elektrik üretimi imkanını uzun vadede adım adım devreye sokmak üzere ilk adımları atacaklarını belirten Köktaş, “nasıl geçtiğimiz 3 yılda ülkemizin her yerinde rüzgar çiftlikleri kurulmasına tanık olduysak, önümüzdeki yıllarda da güneş enerjisi tarlalarının kurulduğuna tanık olacağız” diye konuştu.
“YENİLEBİLİR ENERJİDE TEŞVİK SİSTEMİNİ DEĞİŞTİRMELİYİZ”
Yenilenebilir enerji konusunda teşvik sisteminin değiştirilmesi gerektiğini de vurgulayan Köktaş, her bir enerji kaynağı için ayrı bir teşvik sisteminin getirilmesi
gerektiğini savundu.
EPDK Başkanı Köktaş, şunları kaydetti:
“Dünya çapında yaşanan küresel mali krizin Türkiye’de de sürmekte olan enerji projelerini olumsuz etkilememesi için ilave ne tedbirler alabileceği konusunda çalışıyoruz, yatırımcıların daha rahat hareket edebilmeleri konusunda yönetmelik değişikliği yapıyoruz. Özellikle de yenilebilir enerji kaynaklarının ekonomik olarak desteklenmesi için alım garantileri konusunda yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç var. Mevcut uygulamadan tüm yenilenebilir kaynaklara rüzgar, güneş, jeotermal gibi tüm yenilebilir kaynaklara ayrım yapılmaksızın kilovat saatte 5,5 avro cent alım garantisi veriliyor.
Halbuki başta güneş olmak üzere bütün kaynakların kendine özgü yatırım koşullarını ve geri dönüşlerini dikkate alarak ayrı ayrı teşvik edilmesi ve alım fiyatlarının ayrı ayrı belirlenmesinde fayda var. Bu tür tedbirler sayesinde yaşanan küresel krizden daha az etkilenmemiz mümkün olacak.”
Kaynak Hürriyet