Elektrik Enerjisi kategori için arşiv kayıtları.
Türkiye nin ilk elektrik üreteci 1902 yılında Mersin-Tarsus’ta tesis edilen, bir su değirmenine bağlanmış 2 kW. gücünde bir dinamodur.
1914 yılında Osmanlı’nın ve Türkiye’nin ilk kayda değer elektrik üretim tesisi olarak Silahtarağa Termik Santralı hizmete girmiştir. 14 Şubat 1914 te açılan bu tesis ekonomik ömrünü tamamladığı 1983 yılına kadar hizmet vermiştir.
1930 lu yıllara kadar ülkemizdeki elektrik çalışmaları, genelde yabancı işletmelerin elinde olan küçük yerel santraller ve onların beslediği birbirlerinden ayrı yerel dağıtım şebekelerinin işletilmesi şeklinde olmuştur.
1939 yılında yabancı şirketlere verilmiş olan bu imtiyazlar devletleştirilerek genellikle dağıtım hizmetleri belediyelere devredilmiştir
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılında kurulu güç 33 MW ve yıllık üretim 45 milyon kWh iken; 1935 yılına gelindiğinde, kurulu güç 126.2 MW. üretim ise 213 milyon kWh, elektriklenmiş il sayısı ise 43′tür
1933 yılında 2301 sayılı Kanun ile İller Bankası kuruldu.
1935 yılında, 2805 sayılı Kanun ile kurulan Etibank’ın 3 ana işlevinden biri elektrik işletmeciliği olarak düzenlenmiştir..Yine aynı yıl,
2804 sayılı Kanun ile Maden Tetkik Arama (MTA),
2819 sayılı Kanun ile Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİEİ) kurulmuşlardır
1954 yılında Devlet su İşleri (DSİ) kurulana kadar hidroelektrik tesis dahil tüm üretim ve dağıtım Etibank önderliğinde bu kuruluşların katkılarıyla yürütülmüş, küçük kapasiteli dizel ve hidrolik santraller ve birçok sanayi kuruluşunun ve belediyelerin işlettiği dizel santraller ile şehirlerin elektrik ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmıştır.
1948 yılında, Silahtarağa Termik Santralı’ndan o güne en büyük tesis olan Zonguldak Çatalağzı Termik Santralı devreye girmiş ve 1952 yılında 154 kV’luk bir ENH (Enerji nakil hattı) ile İstanbul’a elektrik takviyesi yapılmıştır. Bu ENH tı, ulusal enerji sistemimizinde (Enterkonnekte sistem) başlangıcını oluşturmuştur.
1950′li yıllarda, kurulu gücümüz 407.8 MW , yıllık üretimimiz ise 500 bin kWh’a ulaşmıştır. 1956 yılında 3 önemli tesis ulusal elektrik sistemine bağlanmıştır. Bunlar;
Adana yakınlarında Seyhan barajı ve HES,
Ankara yakınlarındaki Sarıyar barajı ve HES ile
Kütahya yakınlarındaki Tunçbilek Termik santralıdır.
1956 yılında Türkiye’nin iftiharı Sarıyar barajı ilk iki ünitesi toplam 80 MW güç ile hizmete girmesinden tam 14 yıl önce, 1942 yılında ABD de hizmete giren Grand Coulee Barajı 24 generatörlü 6180 MW gücünde idi. (Cumhuriyet tarihimizin en büyük projesi Atatürk Barajı 2400 MW gücündedir.
1958 yılında Nazilli yakınlarında Kemer barajı ve HES,
1959 yılında Kırşehir yakınlarında Hirfanlı barajı ve HES,
1960 yılında Manisa yakınlarında Demirköprü barajı ve HES o yıllarda kurulan hidroelektrik tesislerdir.
1970 yılında 1312 sayılı yasa ile TEK (Türkiye Elektrik Kurumu) kurulmuş,Belediyeler ve İller Bankası dışında bütünlük sağlanmış, bazı istisnalar dışında üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin yapım ve işletilmesi ile elektrik sektörünün planlanması tekel statüsüyle TEK e verilmiştir.
Bu tarihte de kurulu gücümüz 2234.9 MW üretimimiz ise 8 milyar 623 milyon kWh seviyelerine yükselmiş, ilk 380 kV ENH sisteme dahil edilmiştir. 1970 yılında elektriklenmiş köy sayısı % 7 dir.
1972 yılında, Türkiye’nin o güne kadar ki en büyük baraj ve HES i olan Eskişehir yakınlarındaki 300 MW gücündeki Gökçekaya barajı ve HES ile yine en büyük termik santral projesi olan Seyitömer Termik santralı devreye alınmıştır.
1975 yılında Fırat üzerindeki ilk incimiz Keban barajımız , o yıla kadar kurulan tüm barajlı santralarımızın toplamından daha büyük kurulu güce sahipti. (1330 MW)
Türkiye kurulu gücü 1980 yılında 5118.7MW’a üretimi ise 23 milyar 275 milyon kWh kapasitesine ulaşmıştır.
1982 yılında Belediyeler ve Birliklerin ellerindeki elektrik tesisleri TEK’e devredilmiştir. Bu tarihten itibaren de enerjinin üretimi, dağıtımı ve satışları bu kurum (TEK) tarafından yapılması sağlanmıştır. Bu dönemde de yine kurulu gücümüz 6638.6 MW,üretimimiz ise 26 milyar 552 milyon kWh olarak gerçekleşmiş, bu yıl elektriklenmiş köy sayısı % 61′e ulaşmıştır.bu yıllarda birde cayırha termik santrali yapılmıştır 300MW 2 ünite daha sonra 2000 yıllında 2 ünite daha faliyete gecmiştir 320MW ŞİMDİ TOPLAM 620 MW’tır
1984 yılında kabul edilen 3096 sayılı yasa ile TEK’in tekel statüsü kaldırılmış, yerli ve yabancı Sermaye Şirketlerine üretim tesisi kurmak ya da mevcut üretim ve dağıtım tesislerinin mülkiyeti TEK’da kalmak üzere işletme hakkı devralmak suretiyle faaliyette bulunma imkânı verilmiştir.
12 Ağustos 1993 te TEK; ikiye ayrılarak üretim ve iletimden sorumlu TEAŞ, dağıtımdan sorumlu TEDAŞ kurulmuştur.
Bu dönemde Yap-İşlet Devret (YİD) modeli ile kurulması kabul edilen üretim tesislerinin finansmanının teşebbüs sahiplerince sağlanması, üretilen tüm enerjinin TEK tarafından satın alınması benimsenmiştir.
3096 sayılı yasa ile Özel sektöre üretim, iletim, dağıtım ve ticaret yetkisi veren, Yap-işlet-Devret (YİD) modeline, otoprodüktör (Kendi elektrik enerjisi ihtiyacını kendi ürettiği tesislerden sağlayan, ürettiği fazla enerjiyi kamuya satan sanayi kuruluşları) uygulamasına ve mevcut tesislerin işletme hakkı devirlerine imkân sağlanmıştır.
1996 yılında sadece yeni üretim tesislerinin yapımı için Yap-İşlet Modeli (Yİ) uygulamasına yönelik olarak 4283 sayılı yasa yayınlanmıştır.
3 Mart 2001 tarihinde 4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ve Kurulu -EPDK- oluşturulmuş olup piyasada faaliyet gösterecek olan işletmelerin bu kurum ve kurul ile uyumlu çalışması öngörülmüştür. Bu dönemde Türkiye Elektrik Üretim ve Dağıtım Anonim Şirketi (TEAŞ) üçe bölünerek;
* 1- Türkiye Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ)
* 2- Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketi (TETAŞ)
* 3- Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) kurulmuşlardır.
2004 Yılında yapılan mevzuat değişikliği ile DSİ kontrolünde olan bütün HES’ler Elektrik İdaresine devredilmiştir. Günümüzde elektrik satış fiyatlarını hala devlet belirlemekte olup, son bir kaç yıldır değişikliğe uğramamıştır. 5-5,5 avro sent cıvarında satış(üreticinin) fiyatı belirlenmiş elektrik Avrupa’nın en ucuzu arasında yer almaktadır. Ancak sanayi şirketlerinin ödediği elektrik fiyatı kilovat başına 9 avro sent cıvarında olup, Japonya’dan sonra en pahalı elektrik fiyatıdır. (Japonya’da 16 avro sent cıvarındadır.)
Türkiye’nin enerji ihtiyacı 2008 yılından sonra daha da artacak ve enerji sıkıntıları yaşanacaktır. Bu yüzden hidroelektrik santrallerinin ve dünyanın terk etmeye çalıştığı nükleer santral inşaatlarına başlanması söz konusudur.
Kaynak : Türkiye’nin Elektriği > Vikipedi, özgür ansiklopedi
-*–*-*-*-*–*-*–*–*
Elektrikte işler çok kötü gidiyor
Ocak ayında elektrik tüketimindeki artış yüzde 14.1′e ulaştı. Bu ne anlama geliyor?
07 Şubat 2008 Perşembe Radikal Gazetesi
Ahmet Kıvanç’ın haberi
Türkiye’nin 2007′de bir önceki yıla göre elektrik tüketimi yüzde 8.5 artarken, ocak ayında elektrik tüketimindeki artış yüzde 14.1′e ulaştı. Tüketimdeki artışa karşılık, İran’ın ay boyunca doğalgazı kesmesi nedeniyle Türkiye’nin elektrik üretim programı altüst oldu. Kış aylarında hidroelektrik santrallarını tam kapasite kullanan Türkiye’yi yaz aylarında daha da zor günler bekliyor.
Türkiye 2007 Ocak ayında 15.9 milyar kilovat saatlik (kwh) elektrik üretimine karşılık 15.7 milyar kwh’lik elektrik tüketti. Dışarıdan 65 milyon kwh elektrik alan Türkiye, yurtdışına da 253 milyon kwh elektrik sattı. 2007 yılı genelinde ise elektrik tüketimi bir önceki yıla göre yüzde 8.5 oranında artarak 189.5 milyar kwh’ye ulaştı. Türkiye geçen yıl ocak ayında ise 15.7 milyar kwh’lik elektrik tüketti.
Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİŞ) Türkiye’nin bu yılın ocak ayındaki elektrik tüketimini ise 16,9 milyar kwh olarak programladı. Ancak, havaların soğuk gitmesinin de etkisiyle ocak ayındaki elektrik tüketimi tüm tahminleri altüst ederek geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14.1 oranında artış kaydetti ve 17.9 milyar kwh’ye çıktı. Türkiye’nin toplam üretimi ise 17.8 milyar kwh’de kalarak tüketimi karşılamaya yetmedi. Ortaya çıkan elektrik açığını kapatmak için, geçen yıl ocak ayında Nahçivan, Irak, Gürcistan ve Suriye’ye yapılan elektrik satışı tümüyle durdurulurken, İran ve Yunanistan’dan elektrik alımı gerçekleştirildi.
Barajlara yüklenildi
İran, Türkiye’ye verdiği günlük 28.5 milyon metreküplük doğalgazı ocak ayında kesti. Ay boyunca kesilen gaz, geçtiğimiz günlerde günlük 5 milyon metreküp seviyesinde verilmeye başlandı. Türkiye’nin elektrik üretiminin önemli bir bölümü doğalgazla gerçekleştirildiği için, İran doğalgazının kesilmesi, Türkiye’nin elektrik üretim programını da bozdu. Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ), barajlardaki su seviyesinin düşüklüğünü dikkate alarak ocak ayında hidroelektrik santrallarından sadece 1.7 milyar kwh elektrik üretimi programlamasına karşın, İran doğalgazının yarattığı açığı kapatmak amacıyla ocak ayında baraj santrallarını tam kapasite ile çalıştırmak zorunda kaldı ve programın yüzde 97 üzerine çıkarak, 3.3 milyar kwh elektrik üretti.
Ayrıca, fuel oil’le çalıştığı için maliyeti yüksek olduğu gerekçesiyle uzun süre kapalı kaldıktan sonra geçen yıl ocak ayında sadece 31 milyon kwh üretim yaptırılan mobil santrallar da bu yıl ocakta tam kapasite devreye sokuldu. Buradan da 147 milyon kwh’lik elektrik üretildi.
Yaz ayları korkutuyor
EÜAŞ, hidro elektrik santrallarını yoğun şekilde kullanmaya, içinde bulunduğumuz şubat ayının ilk haftasında da devam etmek zorunda kaldı. İran gazının tam kapasiteye ulaşamaması halinde, bu seyrin bir süre daha devamı kaçınılmaz görünüyor.
EÜAŞ’ın bu yılki elektrik üretim programı, geçen yılki kuraklık dolayısıyla su seviyesi çok azalan barajlardaki üretimi kış aylarında çok düşük seviyede tutup, yaz aylarında devreye sokmak şeklindeydi.
Barajlarda su azaldı
2007 yılının aralık ayında yağışların yurt genelinde 2006 yılının aynı ayının yüzde 90 üzerine çıkarak, uzun yıllar ortalama seviyesine ulaşması da yaz ayları için umut yaratmıştı. Ancak ocak ayında elektrik üretimi için su kullanımı nedeniyle barajlara gelen su miktarı yeniden azaldı ve geçen yılın aynı ayına göre ocakta sadece yüzde 12 artışla 2.4 milyon metreküp oldu. Oysa barajların uzun yıllar ortalama su geliri ocak aylarında 4.6 milyon metreküp seviyesindeydi.
15 Ocak en kritik gündü
Bu arada, 15 Ocak 2008 tarihinde elektrik tüketiminde Türkiye tarihinin en kritik günü yaşandı. Havaların aşırı soğuk olduğu 15 Ocak’ta saat 17.30 sıralarında elektrik tüketiminde ani puant 29.9 bin megavatı buldu. Günlük tüketim ise 603.3 milyon kwh’ye ulaştı. O gün Türkiye genelindeki tüm santralların toplam üretimi 601.6 milyon kwh’de kaldığı için elektrikte arz açığı yine ithalatla karşılandı. Türkiye’de daha önceki en yüksek ani puant 24 Aralık 2007 tarihinde 29.2 1000 mw olarak yaşanmıştı. Günlük tüketim ise en yüksek değerine 599 milyon kwh ile 25 Temmuz 2007′de ulaşmıştı. Kaynak: Radikal
Enerjide küçük önlemler büyük tasarruf sağlıyor
Günde 4 saat 100 watlık akkor telli lambalar (normal lamba) yerine, 20 watlık kompakt (enerji tasarruflu) fluoresanların kullanılmasıyla, yılda 1 milyon 896 bin mwh tasarruf sağlanabiliyor.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığının hazırladığı ve küresel ısınmanın etkileri ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konusunda kurulan Meclis Araştırma Komisyonuna sunduğu rapora göre, ortalama bir çamaşır makinesi, 1985 yılı teknolojisiyle üretilen çamaşır makinesi ile kıyaslandığında yüzde 44 daha az enerji ve yüzde 62 daha az su tüketiyor. Gelişmiş teknoloji ile üretilen buzdolapları, 1990’lı yıllarda üretilen ürünlerin 4’te 1’i kadar enerji harcıyor. A buzdolabı, sadece 44 watlık bir ampul kadar enerji tüketiyor. Türkiye’de 10 yaşın üzerindeki yaklaşık 16 milyon elektrikli ev aleti, yeni enerji verimliliği yüksek ev aletleriyle değiştirilmesi halinde yıllık 2 milyon 500 bin MWh enerji tasarrufu sağlıyor.
AYDINLATMANIN PAYI YÜZDE 20: Bu tasarruf kaynağını kullanmak için pazar dönüşümünün sağlanması gerektiği vurgulanan raporda, “Eski ürünlerin, yeni teknolojiye sahip verimli ürünlerle değiştirilmesi ve yeni ürün alacak tüketicilerin, verimli ürünleri tercih etmesi bu pazar dönüşümünü sağlayacaktır” denildi. Türkiye’de tüketilen elektrik enerjisinde aydınlatmanın payının yaklaşık yüzde 20 olduğu vurgulanan raporda, “Konut aydınlatmalarında akkor flamanlı lambalar yerine, ömürleri yüksek kompakt fluoresan lambaların yaygınlaştırılması, ofis aydınlatmalarında verimli tüp fluoresan lambaların elektronik balastlar ile tesisi, yol aydınlatmalarında kaliteli armatürler içinde şeffaf tüp yüksek basınçlı sodyum buharlı lambaların kullanımı gibi kolay uygulanabilir önlemlerle önemli elektrik tasarrufu oranlarına ulaşılabilmektedir” görüşüne yer verildi.
AKKOR TELLİ LAMBALAR YERİNE : 2000 yılı verilerine göre, Türkiye’de bulunan 16 milyon 235 bin 830 konutta 100 watlık akkor telli lambalar yerine, ışıksal eşdeğeri olan 20 watlık kompakt fluoresanların günde 4 saat kullanılması halinde yılda 1 milyon 896 bin MWh tasarruf gerçekleşebilecek. Tüketicilerin enerji verimliği konusunda bilinçlendirilmesi, A sınıfı ve üzeri enerji verimlilik sınıfına sahip cihazları satın almasının teşvik edilmesinin önerildiği raporda, “Enerji verimliği yüksek cihazlardan alınan ÖTV ve KDV’nin azaltılması ve enerji verimliliği düşük cihazlara ek vergiler getirilmesi, pazar dönüşümünün sağlanmasında yararlı olacaktır” denildi.
hürriyet
—————
Elektrikte sorunlar miras bırakılıyor
VELİ ŞAKIR
Son günlerde sıkça yaşanan ve kış şartlarında bezdiren elektrik kesintileri vatandaşın en büyük sorunu haline geldi. Bugün konunun yetkili isimlerinden, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Küçük ile kesintileri konuştuk.
Elektrik kesintileri neden kaynaklanıyor?
Elektrik enerjisi, depolanamaz özelliği, yaşamın tüm alanlarında vazgeçilemez oluşu, ülkeler açısından stratejik konumu nedeniyle, üretim, iletim ve dağıtımının koordinasyonu zorunlu olan ve tek elden yürütülmesi gereken kamusal hizmet alanıdır. 70’li yılların başında Türkiye Elektrik Kurumu’yla gerçekleştirilen yapı, ne yazık ki 1980’lerden başlayarak özelleştirme, serbestleştirme politikalarıyla bozulmuştur. Bölgemizde dağıtım tesisleri, özel sektöre devredilmeye çalışılıyor. Bu sürecin ilk belirgin olgusu kamu elinden çıkarılacak alana gerekli yatırımların yapılmamasıdır. İlimizde artan abone sayısı ve elektrik tüketim miktarına karşın sistemi işletecek personel ciddi azalmıştır. 1998-2006 arasında abone sayısı yaklaşık yüzde 53, tüketilen toplam enerji yaklaşık yüzde 56 artarken, personel yüzde 42 azalmıştır. Son dönemlerde liyakat ve bilgi birikiminin göz ardı edildiği bir kadrolaşma sürecinde niteliksel aşınma da yaşanmaktadır. Özel sektöre devir ortamında, personelin motivasyonu yitirilmiş ve inisiyatif kullanmaktan uzaklaşılmıştır. Her geçen gün özellikle ilimizin belli bölgelerinde transformatör merkezlerinin ve dağıtım hatlarının sınır değerlerde çalışmasına karşın, yatırımların gerçekleşme oranları da olumsuz tablo çizmektedir. Örneğin, 2006 için öngörülen 23 proje gereği toplam ödeneğin yalnız yüzde 35’i gerçekleşmiştir. Yapılmayan, geciken yatırımlar sonucu var olan sorunlar çözülemezken, geleceğe büyüyen sorunlar miras bırakılmaktadır.
GELECEĞE İLİŞKİN ACİL PLAN YAPILMALI
Oda olarak girişimlerinizden ve çözüm önerilerinizden bahseder misiniz?
Mart 2007′deki Ege Bölgesi Enerji Forumu’nda bölgemizin elektrik profilini çizmiş ve önerilerimizi oluşturmuştuk. Bunları kısaca şöyle sıralayabilirim:
Elektrik enerjisinde özelleştirme çabalarından vazgeçilmeli. Tüm kamu kurum ve kuruluşları ile koordinasyon içinde İzmir’in geleceğine ilişkin nüfus artışı, ekonomik ve kültürel yapı, kentsel gelişimi vb. değerlendiren senaryolar üretilmeli, elektrik enerjisi tesisleri programlanmalı ve gecikmeden gerçekleştirilmelidir. Mesleki deneyim ve liyakatın temel alındığı politika çerçevesinde sistemin gerektirdiği oranda personel istihdam edilmelidir. Tesislerin işletme, bakım ve onarımlarının sağlıklı ve zamanında yapılabilmesi için gerekli araç, gereç ve malzeme sağlanmalıdır. Tüketici, enerjinin etkin kullanımı ve elektrik yerine kullanabileceği doğal olanaklar (gün ışığı gibi) ve alternatif kaynaklar(jeotermal, güneş gibi) konularında bilinçlendirilmeli, teşvik edilmelidir.
HAVALAR SOĞUDU SORUN ORTAYA ÇIKTI
İzmirlileri önümüzde günlerde neler bekliyor? Hangi bölgeler risk altında?
Özellikle Karşıyaka, Buca, Güzelyalı gibi yapılaşmanın büyük ölçüde tamamlandığı ve sistemde düzeltmelerin fiziki koşullar nedeniyle giderek zorlaştığı bölgelerde sorun can alıcı duruma gelmiştir. İklim koşulları, fiyatın ucuzlaması, ödemeye getirilen kolaylıklar klima kullanımını yoğunlaştırmıştır. Özellikle sözünü ettiğimiz bölgelerde, geçtiğimiz kışın ılık geçmesiyle hafif atlatılan sorun havalar soğuyunca ciddi yaşanacaktır.
Mustafa Küçük
ODTÜ mezunu
1952 Ankara doğumlu. ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü mezunu. Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şube Müdürlüğü, Emek İnşaat/Büyük Efes Oteli şantiye mühendisliği yaptı. Boeing Inc. ve Holmes & Narver şirketlerinde çalıştı. Halen, Vinnell, Brown & Root’ta görevli. Mustafa Küçük, 1979′dan beri farklı dönemlerde EMO İzmir Şubesi yönetiminde görev aldı. Kaynak Hürriyet
—-
İsraf haramdır - Yalçın BAYER
TÜRKİYE’nin enerji politikaları israf üzerine kurulmuştur. Bunu siyasetçisi de, bürokratı da biliyor. Ne yazık ki, bugüne kadar verim artışına dönük bir sonuç elde edemedik.
Belki de bu nedenle 27 yıl öncesinden beri her yıl ’Enerji Verimliliği Haftası’nı kutluyoruz. Dostlar alışverişte görsün kabilinden bir etkinlik… En az % 50 tasarruf yapılabilecek iken bir türlü bunlar yaşama geçirilemiyor.
Başbakanlık bu yılı ayrıca enerji verimlilik yılı ilan etti, bu konuda da bir de genelge yayınladı. Nitekim dünkü konuşmasında Başbakan Erdoğan “Enerjiyi boşa harcamayalım” dedi.
Mayıs 2007’de Enerji Verimliliği Kanunu yayınlandı. Peki bu hedefe ulaşmak mümkün mü?
’Toplam enerji verimliliği’ konusunda gerçekleştirilmiş çeşitli projeleri bulunan Makina Y. Müh. Rıza Köroğlu bu soruya “Hayır” diyor. “Çünkü” diyerek ekliyor:
“Enerji maliyetlerinin artması ve enerji kaynaklarının riske girmesi konusunda çıkartılan Enerji Verimliliği Kanunu, gönüllülük esasına dayandırılmıştır. Bu kadar hayati önem taşıyan bu konu halkın keyfine bırakılmıştır. Kesin bir çözüm kararlılığı getirmemektedir. Bunu teşvik sistemindeki kaynak miktarının belirsizliği ile de görmekteyiz. Oysa, bunu samimiyet ve ciddiyetle yapan ülkelerde bu destek sınırsızdır ve fizibilite esaslarına göre yapılmaktadır.”
Örnek verebilir misiniz?
İSTANBUL’UN AYDINLATILMASI
- Büyük enerji kaynaklarına sahip olan İran konutlara tasarruflu lambaları bedava dağıtmıştır.
Bizde ise sokaklarda, kavşak geçitlerinde ve tünellerde, on kat fazla aydınlatma yapılmaktadır.
Bir de bunlar belediyeler eliyle yapılmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ’Aydınlatma Müdürlüğü’nün gerçekleştirdiği şehir aydınlatma projeleri tamamen israf üzerine düzenlenmiştir.
Ayrıca bu lambaların %70’i yanmamaktadır. Neden mi? Lamba ve kablonun metresi başına tesisat ihalesi verildiği için… Ayrıca, camilerimizin içi dışı ışıl ışıl… Boğaziçi Köprüsü’nün aydınlatılmasında, Sultanahmet Camii ve çevresinin aydınlatılmasında kullanılanın yarısı kadar elektrik ancak kullanılıyor. İran tarafından davet edildiğimiz enerji verimliliği projelerinin Türkiye tarafından yapılabilmesi durumunda tasarruf edilen doğalgazın yarısını bedavaya alabilme şartlarını oluşturabiliriz. Ne yazık ki ülkemizde özellikle kamu kurumlarından başlamak üzere ciddiye alınmayan bu konu Türkiye’nin böyle bir açılım yapabilmesi olanağını ortadan kaldırmaktadır.
Bakanlığın enerji verimliliği konusundaki ’En-Ver’ projesi yürür mü?
- Her şey kanun çıkartmakla olmuyor. Daha yönetmeliği hazırlanmadı. Yapılabilecek çok şey varken, yönetmelikten beklenilen motivasyon şartları henüz oluşturulamadı. Çünkü, uzman görüşleri dikkate alınmadı. Oysa ki artan enerji fiyatlarının artmasına rağmen %20 enerji maliyetlerini düşürmek bugün için mümkündür.
Peki ne gibi tasarruflar yapılabilir?
- 30 milyar m3 doğalgaz (%90’ı ithal) kullanımının %40’ını tasarruf etmek mümkündür. Bu yıllık 7 milyar YTL eder. Aynı şekilde elektrik için de %30 tasarruf yapmak bize yılda 7 milyar m3 tasarruf sağlar. Doğalgazın basıncını düşürmeden türbinden geçirerek elektrik üretmekle 500 milyon m3 tasarruf yapmak da mümkündür. Bu çözüm projeleri varken; gönüllülük esasına dayalı, teşvik kaynağı belirli olmayan bir kanunla enerji tasarrufu hedeflerine erişmek mümkün değildir. Yaptığımız israflarla 12 milyar m3 doğalgazı iklimin değişmesi ve havanın ısınması pahasına boşa harcamaktayız.
Özetlemek gerekirse Köroğlu, günlük tasarruflar için şu uygulamaları öneriyor: Tasarruflu ampul (LED); (A) enerji kullanım sınıfı cihazları; merkezi ısıtma sistemleri kullanmak, kombi kullanmamak, dış cephe izolasyonu yaptırmak…
Verimli yarınlara hep birlikte erişmek dileğiyle…
Bakan Şimşek’e selam olsun
BASINDAN öğrendiğime göre ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Sayın Mehmet Şahin bir hadis-i şeriften yararlanarak “Tarım önemli değildir, siz ticarete bakın. Geçimin onda dokuzu ticarettir, buyurmuştur Peygamberimiz Efendimiz” şeklinde bir söylemde bulunmuş. Ne günlere kaldık, ya Rabbim! Ne diyeyim ben Sayın Şahin’e?
Ekonomik kalkınmanın kökeninde toprak vardır. Toprak yoksa ekonomi de yoktur. Uluslararası şöhrete sahip Lester Brown’un ’Dünya Ekonomisinde Sessiz Kriz’ isimli kitabında da belirttiği gibi “Dünya ekonomisinin temelini tarım oluşturduğuna göre bu üst düzey toprak kaybına (erozyon) önlem alınmaz ise, ekonomi tümden çökecektir. Çünkü ekonominin hammaddesinin %93’ü topraktan gelir.”
Sayın Şimşek’e selam olsun…
Hayrettin KARACA
Mesaj Panosu
Aslında ne oldu
LAY lay lom…
ABD dost… Ortak düşman PKK… Ekonomi çok iyi..
Duvara toslamaya az kaldı…
Doktorum nerde?Vedat YÜCE
Yasin El Kadı ile ilgili son durum
SON günlerde iktidara yakın gazetelerde “Yasin El Kadı aklandı, beraat etti” türünden haberler çıkıyor. Bir dostumuz “Peki gerçeği biliyor musun?” diye sorarak şunları anlattı:
“Önce şunu belirtmek gerekiyor. Yasin El Kadı hakkında İsviçre’de ’kara para’ aklama iddiasıyla soruşturma yapılıyordu. İsviçre Federal Savcılığı soruşturma dosyasını kapattı. Bunun nedeni zamanaşımı da olabilir, delil yetersizliği de… Bu Türkiye’deki takipsizlik kararı benzeri bir şeydir.
Nitekim Yasin El Kadı hakkında Türkiye’de de bir kara para aklama soruşturması yapılmış ve takipsizlik kararı verilmişti.
Beraat ise yargılama sonucu mahkemenin verebileceği karardır. 13.12.2007 günü İsviçre Federal Savcılığı’nın verdiği dosyayı kapatma kararı Yasin El Kadı’yı aklamıyor. Çünkü El Kadı’nın mal varlığı BM Güvenlik Konseyi kararı ile dondurulmuştur. Suudi Arabistan devleti Güvenlik Konseyi’ne bu dondurma kararının kaldırılması için başvurduysa da bugüne kadar sonuç alamamıştır.
Yasin El Kadı, Avrupa Adalet Divanı’na da başvuruda bulunmuş, mal varlığının dondurulması hakkındaki kararın AB ülkelerinde kaldırılmasını istemiştir. Ancak buradan da olumlu sonuç alamadı.”
Hatırlanacağı gibi Yasin El Kadı 2002 yılında Türkiye’de de aynı girişimde bulundu. Danıştay’a bir dava açtı ve BM’nin mal varlığının dondurulmasıyla ilgili kararını yayınlandığı Bakanlar Kurulu Kararı’ndan isminin çıkarılmasını istedi. Ancak 2006 yılında Danıştay bu talebi reddetti.
Hatırlanacağı gibi Başbakan Erdoğan, konuyla ilgili haberler üzerine “Yasin El Kadı’ya kefilim” diyerek sahip çıkmıştı. Ancak onun kefilliği, Danıştay kararını etkileyememişti.
Şimdi ABD Başkanı Bush ortaya çıkıp “Ben Yasin El Kadı’ya kefilim” dese bile mal varlığının dondurulması hakkındaki kararı değiştiremez. Ta ki, BM Güvenlik Konseyi ismini ’El Kaide ile bağlantılı kişiler’ listesinden çıkarana kadar…
Elektrik üreten ve kullanan kuruluşlardan aldığımız bilgilere göre, ülkemizin sanayi işletmeleri, kullandıkları elektriğe, Avrupa ülkelerininkinde olduğundan daha yüksek fiyatlar ödemektedirler. Elektriğin, üretici işletmelerimize, Avrupa ülkelerindekinden yaklaşık iki-üç kat fazla fiyatlarla satılması, üretim maliyetlerini ve Avrupa’ya mal ve hizmet satış fiyatlarını yükseltmektedir. Ürünlerimizin önemli girdilerinden olan elektriğin yüksek maliyeti, Avrupa mallarına karşı rekabet gücümüzü azaltmakta ve işsizlikle dış açığın yüksek olmasının belli başlı nedenleri arasında bulunmaktadır. Üretici işletmelerimiz, yurtiçinde ve dışında, girdi maliyetleri daha düşük olan Avrupa ürünlerine karşı rağbet etmekte zorluk çekmekte ve bu yüzden dış satımları azaldığı gibi, bir de yurtiçindeki müşterilerini Avrupa üreticilerine kaptırmaktadırlar.
İşçilik, faiz, hammadde, makine ve cihaz maliyetlerinde de Avrupa üreticilerine karşı rekabet gücü zayıf olan firmalarımıza güç kazandırmak için, üretici işletmelerimizin girdi maliyetlerini azaltmamız gerekmektedir.
Elektrik üretici ve kullanıcı kuruluşlarının verdiği bilgilere göre, elektrik fiyatlarını yükselten çok sayıda neden vardır: 1) Ülkemizde elektrik üretimi, dağıtımı ve fiyatlamasıyla ilgili yetki ve sorumluluklar, Enerji Bakanlığı, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı arasında dağıtılmış bulunmaktadır. Çok sayıdaki birimlere dağıtılmış yetki ve sorumluluklarla düzenlenmiş bulunan ülkenin enerji politikası ve uygulamaları, ilgili birimlerarası eşgüdümü ve maliyetleri düşürücü önlem alınmasını güçleştirmektedir. 2) Ek olarak, elektrik üretim ve dağıtımı çok sayıda kuruluş arasında dağıtılmıştır: bunlar, doğalgaz dışalım ve ticareti tekeli, Boru Hatları T.A.Ş. (BOTAŞ), elektrik dağıtımı tekeli, Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ), devlete ait elektrik üretim tesislerini yöneten Türkiye Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ), özel işletmelerden ve devlete ait üretim şirketlerinden elektriği, toptan fiyatlarla alan Türkiye Elektrik Ticaret A.Ş. (TETAŞ) ve ayrıca, TETAŞ’tan elektriği toptan fiyatlarla alarak ülkeye yayılmış 21 dağıtım şirketine dağıtan Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ) ve toplam olarak 26 şirketten oluşmaktadır. 1985′ten önce Türkiye Elektrik Kurumu’nun (TEK) tek başına yaptığı işleri, aralarında paylaşmış olan bu şirketler, her kademede, ‘ kârlı ve verimli olarak’ çalışma yaparken, son tüketiciye varıncaya kadar elektrik fiyatı da birkaç kez yükseltilmektedir. 3) Üretilen elektriğin önemli bir bölümü, kaçak olarak bedeli ödenmeden kullanılmaktadır. 2005 yılında üretilen 162 milyar KWS elektriğin, yüzde 40′ ı sanayide kullanılmış ve bedeli ödenmiş olduğu halde, yüzde 40′nın bedeli, dağıtıcı kuruluşlara ödenmemiştir. Bu ikinci yüzde 40′ın, yüzde 25′i kaçak kullanılmış, yüzde 5′ inin de kullanıcıları borçlarını ödememişler, yüzde 10′u da şebekede kaybedilmiştir. Böyle bir kaçak ve kayıp oranı, dünya ülkelerinde pek azdır; örnek olarak Almanya’da oran, yüzde 6′dır. 4) Bazı kamu kurumları, özellikle belediyeler ile devlet ve belediye işletmeleri, elektrik kullanımından doğan borçlarını dağıtım şirketlerine ödemekte çok yavaş davranmakta ve bu da maliyeti artırmaktadır. 5) Üretici işletmeler, ödedikleri elektrik fatura bedellerinin toplam tutarları üzerinden yüzde 1 oranında bir de belediye tüketim vergisi ödemektedirler.
Elimizdeki bilgilere göre, elektrik üretim ve dağıtım zinciri içinde uygulanacak bir araştırma, kısa zamanda büyük yararlar sağlayabilecektir: Araştırmayla tespit edilebilecek ve iyileştirme yönünde uygulanabilecek önlemlerle, elektrik üretim ve dağıtım maliyetlerinde ve kullanıcıya satış fiyatlarında önemli azalmalar sağlanabilecektir. Son iki yılda hep ‘yüksek değerli YTL’ yakınmalarıyla ve daha az etkili önlemlerle uğraşırken, girdi maliyetlerinin azaltılması yönündeki asıl önlemler ikinci planda kalmıştır. Üretici işletmelerimizin girdi maliyetlerini azaltıcı önlemleri artırarak, ekonomimizi daha da güçlendirebileceğimizden ve işsizlikle dış açığın azalmasına daha çok katkı sağlayacağımızdan kuşku duymamalıyız.
Mustafa AYSAN
Radikal Gazetesi Yazarı
Kaynak: Radikal Gazetesi
ELEKTİK ENERJİSİNİN DEPOLANMA İMKANI OLMADIĞI İÇİN ÜRETTİĞİN AN HARCAMAK VE KULLANMAK; YANİ TÜKETİCİYE ULAŞTIRILMASI ZORUNLULUĞU VARDIR.
BU İŞLEMDE ENERJİ NAKİL HATLARI İLE MEVCUTTUR.
Elektrik enerjisinin diğer enerji türlerine dönüştürülmesi kolaydır.
- Diğer enerji türlerine göre çok uzaklara taşınması ve kullanılması son derece rahattır.
- Verimi yüksektir. Bir enerji, istenen başka bir enerji türüne dönüştürülürken, ekseriya istenmeyen başka enerji türleri de ortaya çıkar. Bunların arasında özellikle ısı enerjisinin büyük olması dikkati çeker. İstenmeyen bu ısı enerjisi, yararlanılamadığı için yitirilir ve verimi düşürür. İşte elektrik enerjisinin ısıdan başka bir enerjiye dönüştürülmesinde oluşan ısı enerjisi az olduğu için verimi yüksektir.
- Elektrik enerjisi sayısız bir çok parçaya ayrılarak kullanılabilir. Örneğin: Bir elektrik santralında kazanılan elektrik enerjisi, enerji taşıma hatlarıyla büyük kentlere götürülmekte ve orada sayısız konut ve iş yerlerine dağıtılarak kullanılmaktadır.
- Elektrik enerjisi bulunduğu yerin ekonomik, sosyal ve kültürel düzeylerini hızla yükseltir ve kendisine karşı duyulan gereksinmenin artmasına gene kendisi neden olur.
- Elektrik enerjisi toplumların ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden kalkınmasını sağlayan ve çağdaş uygarlığın en önemli araçlarından biri durumundadır.
- Son 50 yıl içinde baş döndürücü bir hızla ilerleyen teknolojideki gelişimler ve hatta bir ev kadınının eli altına bir makinanın verilmesi (örneğin çamaşır makinesi) elektrik enerjisi sayesinde olanaklı olmuştur.
Elektrik enerjisinin belirtilen bu ve bunlara benzer avantajları ve iyi yönleri yanısıra sakıncalı yönleri de vardır. Bunların başında elektrik enerjisinin depo edilemeyen bir enerji türü olması gelir. Nitekim elektrik enerjisi üretildiği anda kullanılmak zorunluluğundadır. Bundan dolayı üretim ile tüketim arasında devamlı bir dengenin bulunması gerekir. Ayrıca üretim sisteminde bir arıza ortaya çıktığında, bu sisteme bağlı sayısız abonede hizmetlerin durmasına ya da aksamasına neden olur. Bu nedenle, elektrik enerjisinin üretiminde sürekli bir devamlılığın sağlanması ve elde büyük ölçüde yedek sistemlerin bulundurulması zorunludur.
Elektrik enerjisinin bir başka sakıncası da üretimine paralel olarak taşıma ve dağıtımı için özel düzenlere kesinlikle gereksinme duymasıdır.
Oysaki, örneğin: bir dokuma fabrikası ürünlerini tüketiciye götürmek için özel yollara ve taşıtlara gereksinme duymaz. Bu görevi herkesin yararlandığı bir yoldan ve bir kamyon ile yapabilir. Buna karşın elektrik enerjisinin taşıma ve dağıtılması için projeye ayrıca yatırımların (örneğin: direkler, teller, izolatörler…) katılması zorunlu olmaktadır.
NAKİL HATLARI
ELEKTRİK ENERJİSİNİN İLETİMİ (TAŞINMASI) VE DAĞITILMASI
Genellikle birbirinden uzak olan elektrik üretim santrallarıyla tüketim merkezleri arasındaki bağlantı, iletişim şebekesi ve enterkonnekte sistemlerle sağlanır. Elektrik depolanamadığından, üretildiğinde hemen kullanıcıya ulaştırılması gerekir. Bu da üretim ve tüketimin her an dengede tutulması demektir. Öte yandan tüketim miktarı bölgelere, mevsimlere ve hatta günün saatlerine göre büyük değişiklikler gösterebilir.
Enterkonnekte sistemler, üretimi tüketim düzeyindeki değişimlere uyarlamayı sağlar. Elektriğin iletimiyse, gerilimin gücüne bağlı olarak taşıma iletim sığası değişen elektrik hatları aracılığıyla gerçekleştirilir. Gerilim arttığında iletim işleminde ciddi tasarruflar sağlanır: enerji kaybı gerilim düzeyiyle ters orantılı olduğu için enerjiden, hat miktarı azaldığı için yerden, şebekedeki bakım masrafları azaldığı için de harcamalardan tasarruf edilir. Mesela, 1000 MW’lık bir nükleer santralın ürettiği elektriği boşaltmak için, 380000V’luk bir hat kullanılır; oysa aynı işi görmek için 154000V’luk altı hat veya 66000V’luk 30 hat gerekir.
Enterkonnekte sistemler çok dağınık bölgelerin üretim imkanlarını birleştirerek, aynı malzeme güvenliği bakımından gerekli olan güç miktarının azalmasını sağlar. Arızalar meydana geldiğinde, yerinde değiştirilmesi gereken parçalar o an için elde bulunmayabilir. Bu durumda enterkonnekte sistem yardıma koşar; elektrik dağıtım istasyonlarında gerilimin akış yönü ayarlanarak anında ve en az harcamayla üretim ile tüketim arasındaki denge sağlanır. Şebekenin yönetimi için gerekli emirler ve bilgiler özel iletişim hatları, özel telsizler kullanılarak sağlanır.
termik santrallar
ŞEBEKE VE GERİLİMLER
Gerilim ne kadar yüksek olursa, bir hattın iletebileceği elektrik miktarı da o kadar yüksek olur. Üretim santrallarından çıkan çok büyük miktarlardaki akımı iletebilen hatlar Türkiye’ de 380000V - 154000V ve 34500V (31500V) TRAKYA İstanbul bölgesinde ayriyetten 450000V. gibi özel hatda bulunmaktadı.
Uzak mesafeler arasına kurulan büyük iletişim şebekeleri ve enterkonnekte sistemler bu tip hatlardan oluşur. Bu şebekeler, bütün üretim santrallarını birbirine bağlar. Elektrik, gerilimi düşürüldükten sonra bölgesel şebekelere iletilir ve bu şebekeler yardımıyla ayrılarak dağıtım merkezlerine gönderilir.
İletim şebekesi bölgesel, ulusal veya uluslar arası ölçekte de olsa, yönetim ve organizasyon nedenleriyle iletim işlemi Türkiye’ de 34500V veya bunun üzerindeki bir gerilim düzeyinde gerçekleştirilir. En çok kullanılan 380000V, 154000V, 66000V veya 24500V’tur. 34500V’un altındaki gerilimlere ortalama gerilimler olan 20000V ve 15000V veya alçak gerilim olan 380 veya 220V’luk “dağıtım gerilimleri” denir.
Petrokimya, metalürji (özellikle alüminyum), demir-çelik fabrikaları ve elektrikli ulaşım hatları (tren, tramvay) çok büyük tüketicidir. Orta gerilim şebekeleri orta ve küçük sanayi işletmeleri ile büyük mağazalar veya yöresel yönetimler, hastaneler, okullar gibi merkezleri besler. Son olarak, milyonlarca yerel kullanıcı, alçak gerilimli elektrik akımıyla beslenir.
İLETİM HATLARI
ELEKTRİK DAĞITIM MERKEZLERİ VE DAĞITIM BAĞLANTILARI
Elektrik üretim merkezleriyle tüketicileri arasındaki bağlantı, elektrik iletim şebekesiyle anında sağlanır. Elektriğin dağıtımı, üretim ve iletim merkezlerindeki karmaşık bir programlama sistemiyle gerçekleştirilir. Dağıtım Türkiye Elektrik İletim AŞ. tarafından hazırlanarak uygulanmakta olan bir plana göre Türkiye çapında yapılır. Bu amaçla haberleşme ve telekomünikasyon araçlarından, otomasyondan ve önceden hazırlanan istatistik verilerine dayalı öngörülerden yararlanılır. Bu öngörülerde, ele alınan günün birkaç yıl öncesine kadar şebeke ve tüketim durumu dikkate alınır.
Eskiden yılda bir kere yapılan tahminler, zamanla haftalık, günlük hale gelmiş ve tüketimin daha da yakından izlenmesi imkanı sağlanmıştır. Dağıtım ve iletimde meteorolojik koşullar da çok önemlidir; kapalı bir hava veya güneşli bir hava büyük sıcaklık farklılıklarına yol açar ve bu da milyonlarca konutun ısıtma ve aydınlatılmasında rol oynar. Elektrik akımının iletimi ve dağıtımı şebekeye bağlı dağıtım merkezlerince (transformatör istasyonları) sırayla yapılır.
Şebeke dağıtım merkezlerinin iki ayrı işlevi vardır: hem hatların birbirine bağlanmasını sağlar (enterkoneksiyon), hem de dönüştürme işlevi üstlenir (transformatör). Transformatör istasyonları transformatörler (dönüştürücü), disjonktörler ve ayırıcılarla donanmıştır.
Transformatörler, duruma göre elektrik akımının gerilimini yükseltir veya alçaltır; dolayısıyla, iletim ve dağıtıma en uygun gerilimi seçerek elektriğin taşınmasında büyük önem taşır. Disjonktörler gerilim hattında herhangi bir aksaklık olduğunda akımı otomatik olarak kesmeye yarar. Hattın şebekeden ayrılması gerektiğinde devreye sokulabilir.
Ayırıcılar da aynı rolü üstlenir, ama hatta akım olmadığı zaman çalışır ve hattı şebekeden tamamen ayırmakta kullanılır. Bir dağıtım merkezinin birçok farklı öğesi çoğunlukla açıktadır; bazı kentlerde bir dizi öğe yeraltında veya bina içlerinde olabilir. Bunlar basınçlı gaz zarfı içinde tutulur. Atmosferle pek temas etmediğinden, bundan kaynaklanan kirlenmelere uğramaz. Merkezler biraz uzaktaki bir kumanda istasyonundan yönetilir.
ELEKTRİĞİN ÜLKE ÇAPINDA DAĞITIMI
Türkiye’de elektrik dağıtımından genelde Türkiye Elektrik İletim AŞ. sorumludur; bazı bölgelerde bu işi özel şirketler üstlenmiştir. Dağıtım kuruluşu tüketim ihtiyacına göre şebekeler kurmak, bunları yönetmek ve yenilemek, tüketicileri şebekeye bağlayan bağlantıları yapmak, dağıtılan elektriğin sürekliliğini sağlamak ve miktarını sabit kılmakla yükümlüdür. İletim sistemi aracılığıyla yüksek gerilimde taşınan elektrik, alçak gerilime düşürülerek bir dağıtım merkezine, yani transformatör istasyonuna ulaştırılır. Kırsal bölgelerde bu şebekeler açıktadır; yerleşim bölgelerindeyse çoğunlukla yeraltına döşenmiştir.
Orta gerilim/alçak gerilim merkezlerinin bağlayıcı elemanı, farklı gerilimdeki iki şebekeyi birbirine bağlayan ve kısaca trafo denen transformatördür. Alçak gerilimli dağıtım sistemi tüketicilere üç fazlı ve bir topraklı (nötr) elektrik sağlar; elektrik iki gerilim düzeyinden oluşur. Bunlardan giderek yaygınlaşanı fazlar arası 380V ve faz-toprak arası 220V gerilimidir. Fazlar arası 200V ve faz-nötr arası 127V olanı giderek azalmaktadır.
En çok kullanılan sistemler üç fazlı 380V ve tek fazlı 220V’tur. Bu seçeneğe göre, bir alet 4 tele veya 2 tele bağlanır. Elektrik akımının frekansı bütün Avrupa’da ve Türkiye’de 50Hz, Amerika kıtasındaysa 60Hz’dir. Bir motor veya bir bilgisayar, aygıtın içinde kullanılan frekansa eşit frekanslı bir şebekeye bağlanmadıkça düzgün çalışmaz.
19. Yüzyılın sonlarında bulunup öncelikle aydınlatmaya yönelik olarak insanlığın kullanımına sunulan elektrik; Daha sonra kullanım alanı genişledikçe buna bağlı ve doğal olarak ta elektrik enerjisine olan ihtiyaç ve talep artmıştır.
Buna istinaden elektrik enerjisinin üretimini artırmak ve elde etmek için birincil kaynakların yanı sıra yeni ve yenilenebilir kaynaklar araştırılmaya ve elde edilmeye başlanmıştır.
Bu artan talep karşısında Elektrik enerjisini elde etmek için Rüzgar, Güneş, Hidrojen, Nükleer ve Biogaz vb. gibi değişik kaynaklardan faydanılmaya başlanılmıştır.
Elektrik enerjisizinin Dünyada günlük hayatta kullanılması 1878 yılında olmuştur. İlk elektrik santralı ise 1882′de Londra’da hizmete girmiştir.
Ülkemizde ise kurulan ilk elektrik üreteci, 1902 yılında Tarsus’ta tesis edilen, bir su değirmenine bağlanmış 2 kW. gücünde bir dinamodur.
İlk büyük santral ise 1913 yılında İstanbul Silahtarağa’da kurulmuştur.
İstiklal savaşı sonucu 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar kurulu güç 33 MW ve yıllık 45 milyon kWh olan üretimimiz; 1935 yılına gelindiğinde, Etibank, Maden Tetkik Arama(MTA),Elektrik İşleri Etüt İdaresi(EİEİ) kuruluşumuz,İller Bankası ve Devlet Su İşleri(DSİ) katılmıştır. Bu tarihte kurulu güç 126.2 MW. üretim ise 213 milyon kWh, elektriklenmiş il sayısı 43′tür.
1948 yılında Zonguldak Çatalağzı Termik Santralı devreye girmiş ve 1952 yılında 154 kV’luk bir iletim hattı ile İstanbul’a elektrik takviyesi yapılmıştır.
1950′li yıllarda, Devlet ve özel sektör eliyle santrallar yapılmaya başlanmış ve o dönemlerde kurulu gücümüz 407.8 MV’a üretimimiz ise 500 bin KWh’a ulaşmıştır.
1970 yıllara gelindiğinde artan üretimimiz dağıtım ve tüketim miktarı ve hizmetin yaygınlaşması, kurumsal bir yapıyı zorunlu kılmış ve TEK (Türkiye Elektrik Kurumu) kurulmuş,Belediyeler ve İller Bankası dışında bütünlük sağlamıştır. Bu tarihte de kurulu gücümüz 2234.9 MW üretimimiz ise 8 milyar 623 milyon kWh seviyelerine yükselmiştir.
1970-1980 yıllarda Dünyadaki enerji krizinden Türkiye’de etkilenmiş ve Termik Santralların yakıtlarının dışa bağımlı olması ile arz talep dengesi bozulmuş, dolayısıyla zorunlu enerji kısıtlamalarına başlanmıştır.
Bütün bu olumsuzluğa rağmen, Türkiye kurulu gücü 1980 yılında 5118.7MW’a üretimi ise 23 milyar 275 milyon kWh kapasitesine ulaşmıştır.
1982 yılında Belediyeler ve Birliklerin ellerindeki elektrik tesisleri TEK’e devredilmiştir. Bu tarihten itibaren de enerjinin üretimi, dağıtımı ve satışları bu kurum (TEK) tarafından yapılması sağlanmıştır. Bu dönemde de yine kurulu gücümüz 6638.6 MW,üretimimiz ise 26 milyar 552 milyon kWh olarak gerçekleşmiştir. 1970 yılına gelindiğinde elektriklenmiş köy sayısı % 7 iken,1982 yılında ise bu oran % 61′e ulaşmıştır.
1984 yılına gelindiğinde, enerji sektöründeki TEK tekeli kaldırılmış,gerekli izinler alınarak kurulacak özel sektör şirketlerine de tekrar enerji üretimi, iletimi ve dağıtımı konusunda imkanlar sağlanmıştır. Ayrıca yine bu yılda TEK’in hukuki bünyesi, organları ve yapısı düzenlenerek bir Kamu İktisadi Kuruluşu hüviyetine kavuşması sağlanmıştır.
1988-1992 yıllarında, elektrik sektöründe kendi yasal görev bölgesi içinde elektrik üretimi, iletim,dağıtımı ve ticaretini yapmak üzere 10 kadar sermaye şirketi görevlendirilmiştir.
Türkiye’nin 1923 yılında 33 MW olan kurulu gücü 1998 yılı itibari ile 708 kat artarak 23352 MW’a ulaşmıştır. 45 milyon kWh olan yıllık üretim ise 2467 kat artarak bugün 111 milyar 22milyon kWh’a ulaşmıştır. Bu da Türkiye’nin nüfusunun % 99.9′u elektrik enerjisinden yararlanması demektir.
Üretim aşamasındaki gelişmeler, yine Bağlı Ortaklılar dahil EÜAŞ’ın kurulu gücü 2003 EYLÜL ayı son itibarı ile Termik Santrallar toplam ; 10.793,9 MW ; Hidrolik Santrallar; yine 2003 EYLÜL ayı sonu itibari ile10.107,7 MW olmuştur. Toplam da ise 20. 901,6 MW olmuştur.
Türkiye Elektrik Kurumu, kuruluşundan 23 yıl sonra, çıkarılan 18.08.1993 gün ve 513 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile ilgisi devam etmek üzere özelleştirme kapsamına alınmıştır. Bu düzenlemenin bir devamı olarak da Bakanlar Kurulunun 93/4789 Sayılı Kararı ile Kurum, “Türkiye Elektrik Üretim İletim A.Ş” (TEAŞ) ve “Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş” (TEDAŞ) adı altında iki ayrı İktisadi Devlet Teşekkülüne ayrılmıştır.
Daha sonra yine 2003 yılında TEAŞ(TÜRKİYE ELEKTRİK ÜRETİM İLETİM A.Ş) Daha sonra ise EÜAŞ (ELEKTRİK ÜRETİM A.Ş ) olarak üretim, TEİAŞ (TÜRKİYE ELEKTRİK İLETİM A.Ş) olarak İletim ve TETAŞ (TÜRKİYE ELEKTRİK TİCARET A.Ş) olarak da Ticarete ayrılmıştır.
Elektrik, bakır gibi iletken bir telin manyetik bir alan içinde hareket ettirilmesi ile üretilir. Elektrik jeneratörü, bir mıknatıs içinde dönen (ROTOR) sarılı iletken tellerin bulunduğu (STADOR), ve bu tellerin mıknatıs içinde dönmesiyle elektrik akımı üreten bir makinadır. Evlerimizde, işyerlerimizde, endüstride gereksinim duyduğumuz büyük miktardaki elektrik enerjisini elde etmek için, elektrik jeneratörlerini döndürecek büyük güç santrallarına ihtiyaç duyarız.
Çoğu güç santralı, jeneratörü döndürmek için ısı üretiminde bulunurlar.
Günümüzde birkaç çeşit ELEKTRİK üretme metodu vardır.
Bilindiği gibi tabiatta hiçbir enerji yoktan var edilmez; Elektrik üretirken de yoktan var edilmiyor, doğada bulunan ve var olan ançak; “Isı, Güneş, Rüzgar ve benzerleri” gibi direkt kullanımı daha zor olan değişik enerji türlerinin şekil değiştirmesiyle elde edilmektedir.
Fosil yakıtlı santrallar ısı üretimi için doğal gaz, kömür ve petrol yakarlar. Nükleer santrallar da uranyum yakıtını parçalayarak ısı üretirler. Ancak bütün bu değişik tip santrallar ürettikleri ısıyı, suyu buhar haline dönüştürmek için kullanırlar.
Oluşan buhar ise elektrik jeneratörüne bağlı olan türbine verilir. Su buharı, türbin şaftı üzerinde bulunan binlerce kanatçık üzerinden geçerken daha önce üretilen ısıdan almış olduğu enerjiyi kullanarak, türbin şaftını döndürür. İşte bu dönme, jeneratörün elektrik üretmek için gereksinim duyduğu mekanik harekettir. Jeneratörde oluşan elektrik ise iletim hatları denilen iletken teller ile kullanılacağı yere gönderilir.
Elektrik üretmek için kullanılan diğer bir yöntem ise hidrolik santrallardır. Bu yöntem ile barajlarda biriktirilen su, bir su türbinini üzerinden geçirilir ve türbine bağlı elektrik jeneratörü döndürülerek elektrik üretilir.
Yukarıda bahsedilen bu yöntemler büyük miktarlarda elektrik enerjisini üretmek için kullanılırlar. Bunların yanı sıra rüzgar, güneş ve jeotermal enerji kullanarak da elektrik üretilmektedir. Ancak bu tür kaynaklardan üretilen enerji miktarı asıl ihtiyacımızı kendi başına karşılamaktan uzaktır.
Su, güneş, rüzgar ve jeotermal kaynaklara, yenilenebilir enerji kaynakları denir. Bu kaynaklar diğerleri gibi tükenmezler. Petrol, doğal gaz, kömür, uranyum gibi maddeler önümüzdeki birkaç yüzyıl içinde tükenecektir.
Bu tür işlemlerin yapıldığı sistemlerede genel olarak ELEKTRİK SANTRALLERİ denir.
Elektrik cisimlerin elektrik yükleri sebebiyle sahip oldukları enerjidir.
Elektrik; Aynen mıknatıslarda olduğu gibi karşıt kutuplar birbirlerini çeker, aynı kutuplar ise iter. Negatif yüklü elektronlar protonlara doğru çekilirken protonlar ise diğer protonlardan uzaklaşmaya çalışır.
Elektrik yüklü atomlar tarafından gerçekleştirilir.
Elektrik kısaca elektron akımıdır. Bu akım yüklü atomlar tarafından yapılır. Yani nötr atomlar arasında elektrik akımı olmaz.